Yasemin Pirinçcioğlu
 Baba tarafından Süleyman Nazif, Cahit Sıtkı ve Ziya Gökalp'lerle kuzen olan ilk Meclis üyelerinden Fevzi Pirinçcioğlu'nun torunu Yasemin Pirinçcioğlu annesi tarafından da Kanuni Sultan Süleyman'ın 18. batından torunudur.
"Ben kimim?" Çok kişi hayatının bir döneminde bu sorularla karşı karşıya gelmiştir. Bu, bazen bu sorudan kaçamadığı için gerçekleşmiştir, bazen de hakikaten merak ettiği için olmuştur.
Yasemin Pirinçcioğlu da 30'lu yaşlarında bu sorunun peşine düşer: "İnsanın kendisini bulmak diye bir yolu vardır. Bu bir süreç. Yurt dışına gidiyorum 'Sen Türk müsün?' diyorlar. Fransa'da yaşıyorum 'Sen Türk olamazsın', Amerika'ya gidiyorum 'Sen Türk değilsin...' Kanada'ya gidiyorum aynı. Her gittiğim yerde adapte olup onların açısından Türkiye'yi görebiliyorum. Fransa'da yaşamak bana Fransızlar'ın açısından Türkiye'yi görmeyi öğretti. Fransız, Amerikalı, İngiliz gözüyle baktım. Dünyanın her yerinde geçer akçe olabilirim, denedim ve gördüm. Ama dünyanın başka bir yerinde değil Türkiye'de yaşamak istedim. Türkiye'deki kadar güzel insanı hiç bir arada görmedim."
Bugün VİP Turizm Genel Müdürü olan ve turizm alanında birçok ilklere imza atan bir anne ile babanın çocuğu olan Yasemin Pirinçcioğlu, bu sorunun peşine takıldığında önce şeceresini çıkarır: "Ben ilk önce 'ben kimim'i araştırdım. Ecdadım kim? Annem nereden, babam nereden gelmiş?"
Diyarbakırlı toprak ağası Ali Ağa'nın oğlu, 1. ve 2. Meclis üyesi, 1922-25 arasında Bayındırlık Bakanlığı yapmış Fevzi Pirinçcioğlu'nun (aile pirinç ektiği için bu soyadını almıştır) torunu olan Yasemin Pirinçcioğlu'nun babası da Ali Fethi Bey'dir. Ziya Gökalp, Süleyman Nazif ve Cahit Sıtkı Tarancı (halasının oğlu) ile kuzen olan Arif Fevzi Pirinçcioğlu'nun Çerkez eşi Nazime Hanım'dan, Ali Fethi ile birlikte yedi çocuğu gelir dünyaya. Çocuklarından Vefik Pirinçcioğlu, 12 ve 13. dönem Diyarbakır ve Kahramanmaraş milletvekilliğinin yanında, 1963-64'teki İnönü kabinesinde de devlet bakanlığı görevi üstlenir. Hiç evlenmeyen Vefik, Nedim, Nezihe, Remziye (Fikri Alpay ile evlenir), Hikmet (o da yine TBMM'nin ilk üyelerinden Mazhar Germen'in büyükelçi Şefik Fenmen ile Yüksel dışındaki çocuğu Türkan Hanım'la evlenir. PR yapan Nilgün Pirinçcioğlu çiftin oğlu dışındaki diğer çocuğudur.) ve Kadriye (Kadriye Hanım da Ticaret Bakanlığı yapmış Vedat Dicleli ile evlidir. Gaye ve Sina adında iki çocukları vardır.) Hanım'dan sonra doğan Yasemin Hanım'ın da babası Ali Fethi Bey, dolayısıyla kardeşlerin en küçüğüdür.
Ali Fethi Pirinçcioğlu, daha sonra eşi olacak Hayrünnisa
İnci(Arkan)'yle üniversite yıllarında tanışır: "Zannediyorum imtihanda
tanışıyorlar. Annem Üsküdar Amerikan, babam Robert Kolej mezunu. Annem
çok güzel bir kadın. Fakat okula gittiğinde makyajsız, saçlarını geriye
doğru sarkıtıyor, gayet sade. Fakat babam daha sonra bir yere davet
ediyor onu. Annem süsleniyor ve gidiyor. Babam, annemi tanımıyor."
Sultan Süleyman'ın Torunu
Hayrünnisa İnci Hanım ise, Dr. Ekrem ve Saadet (Arkan) çiftinin iki
kızından biridir (diğeri de Kırlangıç zeytinyağlarının eski sahibi
Sevinç Özer'le evlenen ve Kazım ile Ekrem adında iki çocukları olan
Gülören Hanım'dır). Yasemin Pirinçcioğlu'nun anneannesi Saadet Hanım
aslen Rodoslu'dur. Tütün rejisinin başında bulunan Bayramzade İzzet ve
Vus'at çiftinin çocuğu olan Saadet Hanım'ın kızkardeşi, Durmuş Bey'le
evlenen ve sanayici olarak tanıdığımız Selçuk ile Selman Yaşar'ın da
annesi olan Hikmet Yaşar'dır. Saadet Hanım'ın bir diğer kardeşi ise,
Sultanahmet'teki İktisadi ve Ticari İlimler Akadamesi'ni kuran ve ilk
ticaret ansiklopedisini yazan kişi olan İsmet Alkan'dır. Vecahat Hanım
ise, Dr. Mazhar Paşa'nın torunu ile evlenip Oranus soyadını alan Saadet
Hanım'ın başka bir kardeşidir. 'Ben kimim?' sorusunun peşinde Osmanlıca
da öğrenen Yasemin Pirinçcioğlu'nun en ilginç bağı şüphesiz, annesi
Haynünnisa İnci Hanım'ın babası Dr. Ekrem Bey tarafından varılan aile
bağlarıdır. Yasemin Pirinçcioğlu'nun büyükbabası Dr. Ekrem Arkan'ın
annesi Mevhibe Hanım Kazasker Neşet Molla'nın kızıdır. Ekrem Bey'in
büyükamcası da Şeyhülislam Cemalettin Efendi'dir: "Ben 18. batından
Sultan Süleyman'ın torunuyum. Elimdeki vakıflarda kayıtlı olan şecerede
Hz. Ali'ye kadar da ulaşıyoruz (Aile Hz. Ali'nin soyuna, Yasemin
Hanım'ın annesi İnci Pirinçcioğlu'nun babaannesinin annesi Afife Hanım
vesilesi ile dayanmaktadır. Afife Hanım yukarıda adı geçen Kazasker
Neşet Molla'nın eşidir). Onu çok iyi biliyorum. Biz Hürrem Sultan'ın
oğlu Şehzade Mehmet eşrafından geliyoruz. Ailede matematikçiler var.
Gelenbevi ailesi. Çok dallanmış bir ağaçtan bahsediyorum. Biz çocuklar
18. batın oluyoruz. Bizim çocuklarımız da 19. batın." Dr. Ekrem Bey'in
de mensup olduğu Gelenbevi ailesi daha önceki hayat hikayelerinden de
hatırlayacağınız gibi, Nazım Hikmet ve Mehmet Ali Aybar'ları da içine
alan çok geniş bir ailedir. Dr. Ekrem Arkan'ın Ticaret Bankası Genel
Müdürlüğü yapan Necmi, doktor Baha ve üniversitede müderris Dr. Ziya
Bey'le evlenen Nesibe Hanım dışında bir kardeşi daha olur. İsveç ve
Almanya'da mimari tahsili almış Seyfi Arkan (Ailenin önceki soyadı
Gelenbevi'dir. Ancak Atatürk Seyfi Bey'e Arkan soyadını uygun görür)
Atatürk'ün Florya'daki köşkü ile İnönü'nün köşklerini yapan kişidir.
Kültür Şoku
İşte böylesine iki aileden gelen Ali Fethi ve Hayrünnisa İnci
evlendiklerinde yıl 1949'dur. Hayrünnisa İnci Hanım, 1946'da İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi Bölümü'nü bitirmiş
ve Halide Edip Adıvar'ın yanında asistandır. Ali Fethi Bey de Abdi
İpekçi, Necati Zincirkıran, Feyyaz Tokar'larla birlikte, devrin en
popüler gazetecilik branşı olan Beyoğlu muhabirliği yapmaktadır
Cumhuriyet gazetesinde: "Vefik amcam Nadir Nadi ile Lozan'dan sınıf
arkadaşı idi." 1950'de çiftin ilk çocukları gelir dünyaya: "İlk
çocukları hastanede yapılan bir hatadan dolayı ölüyor. Doktorlar 'Kan
uyuşmazlığınız var, sizin hiç bir zaman çocuğunuz olamaz' diye rapor
veriyorlar. Annem buna çok üzülüyor, fakat işin peşini bırakmıyor. Tıp
fakültesine gidip hergün orada araştırma yapıp, bu araştırmanın sonunda
Amerikalı bir doktorla yazışmaya başlıyor. O devirde buradan Amerika'ya
kan örneği nasıl gönderilirse, işte buzluğa koymuşlar, tüplerin içine
ve Amerika'ya göndermişler. New York Hastanesi'nde Dr. Johnson diye bir
doktor 'Buraya gelirseniz çocuğunuz olur' diyor. Annem üniversitede,
babam da doktora yapıyor, bir yandan da gazetede çalışıyor." Çift
Amerika'ya gitmenin yollarını aramaya başlar. Derken, Hayrünnisa İnci
Hanım Fulbright Bursu'nun uluslararası ilk talihlilerinden birisi olur
ve bin kişi arasından birinci olarak Türkiye'den gidecek 10 kişinin
içinde yer alır. Hayrünnisa İnci Hanım Amerika'da Haverford Koleji ve
Columbia Üniversitesi'ne araştırmacı olarak giderken Ali Fethi Bey de
Amerika'daki başkanlık seçim kampanyalarını Cumhuriyet gazetesi adına
takip etmek için eşiyle beraberdir. Fethi Bey, gazete adına işini
tamamladıktan sonra Basın Yayın Türk Haberler Ajansı'nda işe başlar.
İnci Hanım da bu arada, bazı kuruluş toplantılarında Türkiye'yi
tanıtıcı konuşmalar yapmaktadır: "Bu vesile ile turizm dünyasının içine
giriyorlar. 1955 senesinde geri döndüklerinde de babam Basın Yayın ve
Turizm Genel Müdürlüğü'nün İstanbul Temsilcisi ve Turizm Şefi oluyor."
Çift Amerika'ya iki kişi olarak gitmiş, Yasemin adını verecekleri bir
kız çocuğu sahibi olarak dönmüştür. Bu yılda Hilton Oteli de
İstanbullular'ın hizmetine açılmıştır: "Açılış dolayısıyla dünyanın ve
Holywood'un ünlüleri geliyor. Fakat gelenleri gezdirecek birilerinin
eksikliği hissediliyor. Babam bunun üzerine ilk tercüman rehber kursunu
açıyor. Turizm müdürünün eşi, bir de iyi İngilizce bilen biri ve de
tarih bilen olarak annem gelen yabancıları gezdirmek için Semahat Koç
ve birkaç kişi ile birlikte bu kursa katılıyor. Ve kurstan sonra ilk
Tercüman Rehber Derneği'ni kuruyor ve başkanlığını yapıyor." Bu sırada
ailenin ikinci çocuğu Ceylan (o da Şeyh Şamil'in torunu, Şeyh-ül Harem
ve Medine Muhafızı 1. Ferik Osman Ferid Paşa ile Nefiset Şamil'in
torunu, Sakarya mebusu Hamza Osman-Melike Erkan çiftinin oğlu Aydın
Osman Erkan'ın Joan Kim ile evliliğinden dünyaya gelen Rana Hanım'la
evlidir. Çiftin şimdi Emre Can ve Seniha adında iki çocuğu vardır)
dünyaya gelir. Bir yıl sonra da aile için ikinci Amerika seferi başlar.
Fethi Bey, Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nün New York ofisine
Turizm ataşesi olarak tayin edilir. 1962'ye kadar sürecek bu yıllarda
küçük Yasemin de okullu olmuştur: "Tamamen bir Amerikan çocuğu idik.
Her ne kadar evde Türkçe konuşuluyor idi ise de Türkiye'ye geldiğimde
Türkçe'yi bilmiyordum. Bir kültür şoku ile karşılaştım." Fethi
Pirinçcioğlu, Amerika'da bulunduğu yıllarda halkla ilişkiler üzerine
master da yapar. Türkiye'ye döndüğünde ise önce Turizm Bankası Genel
Müdür Yardımcısı olur. Ardından da BP'de halkla ilişkiler müdürü olur:
"Babam Türkiye'de Halkla İlişkiler Derneği'nin de kurucu üyesidir."
Hayrünnisa İnci Pirinçcioğlu da, bu arada on kadar eski rehber
arkadaşıyla bir araya gelerek, Türkiye'den ilk giden organize turları
organize edecek ve Club33'ü kurarak eğlence hayatına farklı bir boyut
kazandıracak ABC Turizm'i açar: "Annemin cv'si daha kabarık. Babamınki
de kabarık ama annem daha operasyonel. Babam işin felsefesi ve konsept
stratejilerinde çok kuvvetlidir." Böylece Hayrünnisa İnci Hanım, Türk
turizmi dendiğinde akla gelen ilk
Annesi ile babası VİP Turizm'i kurarken küçük Yasemin de, Amerika'dan
gelişindeki ilk kültür şokunu atlatma çabası içinde Dame de Sion'lu
olmuştur: "Tamamen bir Amerikan mantalitesinden çıkıp birdenbire son
derece konservatif, üniformalı bir eğitimin içinde buldum kendimi.
Amerika'da yetişme tarzım öyle idi. Blue jeanlı, norm dışı...
Dolayısıyla ilk iki sene çok korkarak gittim okula. Korkutucu bir
okuldu. Türkiye'de kimse paten kaymazken ben Necati Zincirkıran'ın oğlu
Sedat'la paten kayardım İstanbul Esentepe'deki Gazeteciler
Mahallesi'nde. O mahalle bizim yetişmemizde çok tesiri olmuş bir
mahalledir. Bugün öyle bir sokak hayatı olduğunu zannetmiyorum. O
mahallede Hasan Ali Ediz karşı komşumuzdu. Sokağın başında Sadun Tanju,
yanımızdaki bitişik evde Çelik Gülersoy otururdu. Aşağıdaki yazarlar
sokağında İlhan Selçuk, Halit Kıvanç, Refik Halid Karay. Refik Halid,
evinin önünde top oynuyoruz diye hergün bize bağırırdı. Sami Coşar'ın
çocukları, Tarık Buğra'nın kızı Ayşe arkadaşımızdı. Sadri Alışık,
Çolpan İlhan, Feridun Karakaya, hergün bizim mahallede film çevirirdi.
En iyi dostları bendim. Patenle her yere girip çıktığım için 'Git,
bakkaldan onu al, bunu al' derlerdi."
Ben Kimim?
15-16 yaşlarına kadar Türk toplumuna uyum sorunu yaşamaya devam eden
Yasemin Pirinçcioğlu, 1972'de mezun olduğu, ilk önceleri korkarak
gittiği Dame de Sion için bugün 'İyi ki de orada okumuşum' diye
düşünmektedir: "Çok katı kurallar vardı. Fakat o okulda okumuş olmaktan
bugün çok mutluyum. Bize sağladıkları bakış açısı ve kazandırdığı
çalışma disiplininin faydasını daha sonraki çalışma hayatımda gördüm."
Yasemin Pirinçcioğlu, Dame de Sion'un ardından üniversite eğitimi için
Paris'e gider. İki yıllık ön lisansın ardından bir yıl da turizm
pazarlaması eğitimi alır. Henüz 16 yaşında iken, VİP Turizm'in
bünyesinde bulunan ve daha çok öğrencilere yönelik hizmet veren Talebe
Bürosu'nda iş hayatına atılan Yasemin Pirinçcioğlu, 1976'da Fransa'da
eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye'ye dönmez, Air France'da işe
girer. 1976 Olimpiyat Oyunları'nda Montreal'de dört ay boyunca görev
alır: "Tam oraya yerleşeceğim ve artık buradan Türkiye'ye yönelik
turizm yapacağım dediğim zamanda eşimle tanıştım ve evlendim." Yıl
1977'dir. Yasemin Hanım, fuarcılık işi yapan Hüseyin Avunduk'la
evlendikten sonra İngiltere'de yaşamaya karar verirler: "Ben tamamen
eğitimsel ve annelik üzerine staj yaptım, üç sene sürdü bu dönem."
1983'e kadar İngiltere'de kalacak Yasemin-Hüseyin çiftinin ilk
çocukları bu dönemde gelir dünyaya (1979, çiftin ikinci çocuğu ise
1984'te doğan Filiz Avunduk'tur.). Yasemin Hanım, "Ben kimim?" sorusunu
da bu yıllarda sormaya başlar kendisine: "Annem ve babam her gittikleri
yerde beni de yanlarında götürürlerdi. Her gittiğimiz şehirde de
muhakkak bir müzeye giderdik. Dolayısıyla o memleketlerin tarihine,
coğrafyasına merakım oluşurdu. Lisede iken de tarihim çok iyiydi."
Böylece kendisini tanıma merakı uyanır onda: "İnsanın kendisini bulmak
diye bir süreç yaşaması vardır... Dolayısıyla ilk önce ben kimim, benim
ecdadım kim, annem-babam gereden gelmiş? Kimim, neyim derken, halama
'Biz Kürt değil miyiz?' derdim, 'Yok' derdi. Nasıl yani? Diyarbakır'da
hiç mi kız alışverişi yapılmamış. İmkanı yok böyle bir şeyin. Sonradan
çıktı, tabii ki aynı kökenden gelen insanlar bunlar. Şimdi Türk müsün
değil misin, fark etmez tabii. Aynı toprağın insanlarının bir arada,
aynı amaç için çalışıyor olmaları bence çok daha önemli."
1983'te Türkiye'ye geri gelir gelmez de Prof. Nurhan Atasoy'un yanında
sanat tarihine yönelmeye başlayan Pirinçcioğlu, Gül İrepoğlu'ndan da
Osmanlı sanatında resim dersleri alır, kütüphanelerde araştırmalar
yapar. Devlet Opera ve Balesi'nde vazifeler üstlenir. Dünyaca ünlü
Kazak sanatçı Rudolf Nurayef'le, ölene kadar sürecek bir dostluğu yine
bu dönemde tesis eder. (Nurayef, Fethiye'de, öldükten sonra müze olarak
kullanılacak, sahip olduğu Türk ve Osmanlı koleksiyonlarının da içinde
sergileneceği bir ev yapmak için Evren ve Özal dahil birçok devlet
erkanına mektup yazar ama başarılı olamaz.): "Kaçırılmış bir fırsattır
bu."
1990'da eşi Hüseyin Avunduk'tan ayrılan Yasemin Pirinçcioğlu, tekrar iş
hayatına dönüş yapar, VİP Turizm'in içinde kurduğu VİP Dekor şirketi
ile organizasyonlar yapmaya başlar. 1989'da, o zaman sermayesi
Fransızlar'ın elinde olan Osmanlı Bankası'nın bir daveti için dekor ve
kostüm düzenini, bugün bile hafızalarda hâlâ izleri olan bir başarı ile
gerçekleştiren Pirinçcioğlu, Cenajans ve Güzel Sanatlar'ın ortak
kurduğu İnterpr'ın başına geçer. Bazı nedenlerden dolayı buradan
ayrıldıktan sonra da VİP Turizm'e geri dönüş yapar: "1996 senesinde de
Ceylan bana haber vermeden beni genel müdür yaptı." Bugün hâlâ, Yönetim
Kurulu Başkanlığını Ali Fethi Pirinçcioğlu'nun, İcra Kurulu
Başkanlığı'nı da Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaptığı VİP Turizm'in Genel
Müdürü olan Yasemin Pirinçcioğlu, politikaya da sıcak bakmaktadır: "Ama
gördüğüm kadarı ile bize ve gençlere o partilerde yer yok." Vefik
amcasının etkisiyle mimariye çok meraklı olan, yürümek ve kayak
yapmaktan hoşlanan, Afrodisias Geyve Vakfı üyesi olan ve birçok
derneksel faaliyette bulunan, 2000 yılındaki Avrupa Kalite
Konferansı'nda müzik, film, dans ve koro eşliğinde Anadolu'da
Çeşitlilik adı altında sergilenen bir çalışmaya da imza atan, dünyevi
ve ruhani her türlü müzikten keyif alan Yasemin Pirinçcioğlu'nun
1995'te geçirdiği bir kaza hayatının dönüm noktasını oluşturmaktadır:
"Bacağımın bağlarını koparttım. Yanlış yapılan ameliyattan sonra
yürüyemeyeceksin dendi. Mahkûmiyet... Bir sene sonra bir ameliyat daha
ve yürümeyi baştan öğrenmek. Bana niçin oldu, neden oldu? derken
girdiğim felsefe eğitimi müthişti. Pozitif olmaya, yılmamaya ve hayatı
daha çok sevmeye karar verdim."
Kaynak: iskenderiye.com
Yazıyı alıntıla | Okunma: 1305
|