1923 [nüfus kaydında 1926], Göğceli [Gökçedam] köyü, Osmaniye, Adana
Asıl adı Kemal Sadık GÖKÇELİ. Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin
oğlu. Aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü’ne yakın Muradiye ilçesine
bağlı Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesi Birinci Dünya Savaşı’ndaki
işgal yüzünden uzun bir göç süreci sonunda Adana’nın Osmaniye ilçesine
bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşmişti. Küçük yaşta bir kaza
nedeniyle bir gözünü kaybeden Yaşar Kemal 5 yaşındayken babasının Hemite
Camiinde namaz kılarken öldürülmesine tanık oldu. Burhanlı köyü ilkokulunda
başladığı ilköğrenimini Kadirli Cumhuriyet İlkokulu’nda tamamladı. Adana’da
ortaokula devam ederken bir yandan da çırçır fabrikasında işçilik yaptı.
Ortaokulu son sınıfta terk ettikten sonra çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu
Pamuk Üretme Çiftliği’nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu
kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele’de ırgatbaşlığı, daha sonra
Kadirli’nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında,
batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük
yaptı. Yirmiye yakın işte çalıştığı bu yıllarda en uzun işi beş yıl
üst üste yaptığı çeltik tarlalarında kontrolörlük oldu. Bu arada 17
yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. Askerlikten
sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde
gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre
yine çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptıktan sonra arzuhalcilik yapmaya
başladı, çeşitli güçlüklerle karşılaştığı için bu işi de sürdüremedi.
1950’de Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesine aykırı eylemde bulunmak
savıyla tutuklandı ve bir süre Kozan Cezaevi’nde yattı. 1951’de salıverilince
İstanbul’a gitti.
Kısa bir işsizlik döneminin ardından Cumhuriyet gazetesinde
röportaj yazarlığı ile başladığı gazeteciliği fıkra yazarlığı ve kurduğu
yurt haberleri serisinin yönetimi ile sürdürdü (1951-63). 1962’de girdiği
Türkiye İşçi Partisi’nde Genel Yönetim Kurulu üyeliği, Propaganda Komitesi
başkanlığı ve Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yaptı. 1963’te ayrıldığı
gazetecilikten sonra kendini bütünüyle roman yazma uğraşına verdi. 1967’de
haftalık dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. Sorumlusu
olduğu bu derginin yayınları arasında çıkan Marksizmin Temel Kitabı
adlı yapıttan dolayı 18 ay hüküm giydi. Bu karar Yargıtay tarafından
bozuldu. Ant dergisindeki yazılarından dolayı çeşitli kovuşturmalara
uğradı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve
1974-75 yıllarında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1995’te Der Spiegel’de
çıkan bir yazısı dolayısıyla İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde
yargılandı, 20 ay hapis cezasına çarptırıldı ve cezası ertelendi. PEN
Yazarlar Derneği üyesi. Halen İstanbul’da yaşamakta ve yazarlık ile
yaşamını sürdürmekte olan Yaşar Kemal bir çocuk babasıdır.
Yazar küçük yaşlarda halk edebiyatına ilgi duydu; saz çalmaya, türkü
söylemeye ve destanlar anlatmaya başladı. Yöredeki halk ozanlarıyla
karşılıklı atışmalar yaptı. İlkokulda okurken şiir yazmaya başladı.
Köy köy dolaşarak folklor ürünleri derledi. Bu yıllarda şiirlerini Kemal
Sadık Göğceli adı ile Türksözü (1939), Yeni Adana (1939)
ve Vakit (1940) gazetelerinde ve Varlık, Kovan,
Ülkü, Millet, Beşpınar dergilerinde yayımladı.
1940’lı yıllarda Adana’da çıkan Çığ dergisi çevresindeki yazar
ve aydınlarla ilişki kurdu ve şiirleri o dergide de yayımlanmaya başladı.
Abidin Dino ve ağabeyi Arif Dino ile kurduğu yakınlık onun düşünce ve
edebiyat dünyasının gelişimini etkiledi. Ramazanoğlu Kütüphanesi’nde
çalıştığı dönemde eski Yunan klasiklerinden Çukurova tarihine kadar
pek çok kitapla tanışma olanağı buldu. Bu sıralarda Orhan Kemal’le de
tanıştı. İlk öyküleri “Bebek”, “Dükkâncı”, “Memet ile Memet” 1950’lerde
yayımlandı. İlk öyküsü “Pis Hikâye”yi ise 1944’te Kayseri’de askerliğini
yaparken yazdı. Gözleme dayanan bu ilk öykülerinde konularını Çukurova
ve Çukurova insanından aldı; bu yöre insanlarının ekonomik sıkıntılar
ve güç doğa koşullarındaki savaşımını insan-doğa-çevre ilişkisi içerisinde
ele aldı; giderek uzun öykülere yöneldi.
Bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar (1943), o güne
değin hiç derlenmemiş ya da çok az ilgi gösterilmiş tekerlemeleri ve
ağıtları gün ışığına çıkardı. Bu ağıtları 16 yaşından itibaren derlemeye
başlayan yazar, daha sonra Karacaoğlan’ın yayımlanmamış şiirleri üzerine
çalıştı. Söz konusu derleme ve çalışmalar, yazarın ileride yazacağı
romanlara önemli ölçüde malzeme sağladı.
Cumhuriyet gazetesine girdikten sonra Yaşar Kemal imzası ile
yazmaya başladı. Bu dönemde Anadolu insanının iktisadi ve toplumsal
sorunlarını dile getirdiği dizi röportajları ile tanınmaya başladı:
“Yanan Ormanlarda Elli Gün” (1955), “Çukurova Yana Yana” (1955). “Dünyanın
En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” (1955), “Peri Bacaları” (1957). 1952’de
yayımlanan ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ta da yer alan “Bebek”
öyküsünün Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlandığı
dönemde yazarın imzasına olan merak giderek artmaya başladı. 1953-54’te
Cumhuriyet’te tefrika edilen ilk romanı İnce Memed ise
büyük ilgi uyandırdı.
Türkiye’de tarımdan sanayileşmeye geçiş evresi olarak nitelenebilecek
1950’li yıllarda, Çukurova’nın geniş biçimde makineleşmeye açılması
ve verimli topraklar üzerindeki ağalar arası rant savaşımının kızışması,
bunun yoksul Çukurova köylüsü üzerindeki sonuçları Yaşar Kemal’in romanlarının
ilk evresinin ana temasını oluşturmuştur denilebilir. Ağa baskısı karşısında
dağa çıkan eşkıya İnce Memed’le yazar, bir destan kahramanını
anlatırken aynı zamanda toplumsal yapıdaki aksaklıkların da eleştirisini
yapar. Roman, ağalara karşı Çukurova’nın yoksul halkına arka çıkan İnce
Memed’in halkı için savaşımını konu alır. Roman kahramanının Toroslar’da
beş köyün bütün topraklarına sahip bir ağaya karşı direnişi ve çekişmeleri
uzun bir serüveni kapsar. Sonunda İnce Memed toprakları gerçek sahipleri
olan köylülere dağıtır, ağayı öldürür, dağa çekilip kayıplara karışır
ve bir efsane kişisi haline gelir. Yazarın kendi deyimiyle “mecbur adamın”
öyküsüdür İnce Memed. Yayımlandığı dönemde büyük yankı yaratmış olan
İnce Memed’de yazarın geleneksel masal, efsane tema ve motiflerinden
yararlanarak çağdaş düzeyde romantik bir öykü kurduğu gözlenir. Teneke
(1967), Çukurova yöresindeki çeltik ağalarına karşı mücadele eden
ve köylünün yanında yer alan genç ve idealist bir kaymakamın trajik
öyküsünü işler, “aydının mücadele gücü”nü dile getirir. Daha sonra bu
romanı iki perdelik oyun biçiminde sahneye uyarlamıştır.
Psikoloji ve simgesel öğelerin yer yer ağır bastığı “Dağın Öteki Yüzü”
üçlemesinin ilk kitabı olan Orta Direk’te(1960) yazar,
“Torosların arka yanındaki” bir köyün insanlarının, pamuk tarlalarında
ırgatlık yapmak için, Çukurova’ya doğru yola koyuluşlarını, tabiatla
dövüşe dövüşe Çukurova’ya varışlarını anlatır. Roman destansı bir hava
içinde ve bu havaya uygun bir Türkçe ile kaleme alınmıştır. Bu “üçleme”
yazarın, Orta Direk’in önsözünde de belirttiği gibi, kendi yaşantısı
ve tanıklığıdır. Dizinin ikinci kitabı Yer Demir Gök Bakır (1963)
bir köy topluluğunun mit yaratması öyküsüdür. Yer Demir Gök Bakır’da,
güçlükler içinde bunalan, yaşama şartlarını değiştirmek için bir umutları,
bir düşünceleri olmayan köylülerin, insanoğlunun çaresiz kaldıkça başvurduğu
çözüme başvurarak, bir mit yaratmalarını ve bu mite sığınışlarını anlatır.
Üçlemenin son kitabı Ölmez Otu’nda ise bir yandan değişen koşullar
içinde bu mitin yıkılışı anlatılırken, diğer yandan da bir kişinin bir
cinayet mitini yaratışı anlatılır. Üçlemenin ilk iki kitabında korkunç
sefalet koşullarında duygulanımlara kapılmadan, büyük bir serinkanlılıkla
ve bir romancı gözü ile köyün ekonomik ve toplumsal gerçekliği, köylülerin
yaşama ve çalışma koşullarını veren Yaşar Kemal Ölmez Otu’nda
nesnel koşulları geri plana alarak doğrudan doğruya insana eğilir.
“Irmak Roman” niteliğindeki “Akçasazın Ağaları” adlı dizinin ilk iki
kitabı Demirciler Çarşısı Cinayeti (1973) ve Yusufcuk Yusuf’ta(1975) ülkenin tarihsel gelişimi sürecinde Çukurova’daki toplumsal
yapının değişimi anlatılır: Derebeyi artığı ağa tipinin çöküşünü, yok
oluşunu ve bu yok oluşa koşut giden gelişmeyi; bir başka yönüyle Demokrat
Parti’nin kredi yardımları ile tarımdan para kazanan ağaların sanayiye
yatırım yapmalarını anlatarak eski toprak ağalarının yavaş yavaş sanayici
olmaları sürecini betimler. Ne var ki Yaşar Kemal bu toplumsal değişme
sürecinin üzerinde fazla durmaz; asıl göstermek istediği, bir düzenin
çöküşü ve yozlaşmasıdır. Bu romanlarında Çukurova’da kapitalizmin gelişmesiyle
yok olmaya yüz tutan bir yapının son çırpınışlarını, toprak ağası iki
ailenin gerçeğinde verir.
Hüyükteki Nar Ağacı’nda, Çukurova’da tarımdaki makineleşme sonucunda
ortaya çıkan işsizlik sorunu ele alınır. Çukurova’ya çalışmaya inen
kırsal kesim insanının bu yeni gelişme karşısındaki dramını ve çaresizliğini
işler. “Kimsecik” üçlemesinin ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu yarı
özyaşam öyküsü niteliği taşımaktadır. Van Gölü kıyısındaki bir köyden
yine Çukurova’ya göçen bir ailenin karşılaştıkları sorunlar çevresinde
göç serüveni yansıtılır. Bu üçlemenin ortak noktasını köy insanlarının,
özellikle de bir köy çocuğunun duyguları, düşünceleri, özleyişleri oluşturmaktadır.
“Korku” teması bu “üçleme”nin odağında yer almaktadır. Özellikle “üçleme”nin
ikinci kitabı Kale Kapısı “korkunun romanı” olarak nitelenebilir.
“Üçleme”nin son kitabı Kanın Sesi bir evdeki kişilerin, daha
çok da bir çocuğun, Salman’ın öyküsüdür aynı zamanda, Salman’la birlikte
bütün çocukların öyküsüdür. Kanın Sesi “korkunun sesi”, “cinayetin
sesi” olduğu kadar “sevginin sesi”dir de.
Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu’nun efsane ve masallarından yararlanmıştır.
Halk öykücülüğünden yola çıkarak, sözlü gelenekte yaşayan Köroğlu, Karacaoğlan,
Alageyik öykülerini Üç Anadolu Efsanesi (1967) adıyla yeniden
kaleme almıştır. Ağrıdağı Efsanesi’nde (1970) bir aşk olayından
yola çıkarak ve bu simgesel tema içerisinde baskı karşısında halkın
dayanışma gücünü; Binboğalar Efsanesi’nde(1971) ise Toros
eteklerindeki Türkmen göçebelerin yerleşik düzene geçmeleriyle ortaya
çıkan güçlükleri, düş kırıklıklarını ve geçmiş yaşamlarına duydukları
özlemi anlatır. Osmanlının son dönemlerinde haksızlıklara karşı dağa
çıkmış bir eşkıyanın yaşamını Çakırcalı Efe’de (1972) ele alır.
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’da ise yine
bir halk öyküsünden yola çıkar; alegorik bir üslupla sömürenlerle sömürülenler
arasındaki ilişkiler anlatılır.
Yaşar Kemal 70’li yılların ortalarından itibaren yazarlığında yeni
bir yönelimin ürünleri olarak nitelenebilecek ürünler vermeye başlar.
Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Kuşlar da Gitti (1978)
ve Deniz Küstü (1978) romanlarında yazar ilk kez Çukurova dışına
çıkarak kenti ve deniz insanını konu edinir. Deniz Küstü’de büyük
kentin karmaşasını, yozluğunu işler. Deniz insanının kentteki yaşam
serüveninden yola çıkarak kente yabancılaşmasını, deniz doğasının yok
oluşunu yansıtır. Aynı olguyu Kuşlar da Gitti’de çocukların dünyasından
ele alır. Bir deniz kasabasındaki insanların sorunlarını, uğraşılarını,
birbirleriyle ilişkilerini Al Gözüm Seyreyle Salih’te dile getirir.
“Bir Ada Hikâyesi” üçlemesinin ilk kitabı olarak kaleme aldığı Fırat
Suyu Kan Akıyor Baksana’da Ege’de mübadele hükümleri gereğince Yunanistan’a
göç ettirilen Rumların boşalttığı bir ada ekseninde Balkan Savaşı’ndan
Sarıkamış’a, değin yakın tarihte yaşanan acıları dile getirir. K. Şahin,
romanı değerlendirirken “Romanın asıl amacı, mübadele sonrasının kıpırtısızlığında
bu topraklarda yaşanan savaşlara, çoktan unutulmuş olan, kimsenin sözünü
bile etmediği, etmek istemediği savaşlara dair bir şeyler anlatmak sanki”
der.
Yazarın Anadolu insanının sözlü anlatım geleneğinin ürünleri olan destanlardan,
ağıtlardan, halk öykülerinden, masallardan, türkülerden ve çağdaş roman
tekniklerinden yararlanarak vardığı bireşim ve üslup onu her bakımdan
özgün bir çağdaş sanatçı kimliğine ulaştırmıştır. Kurduğu imge ve mit
dünyası, benzetmeler, betimlemeler, doğanın tüm yönleriyle anlatımı,
kullandığı dil, yerel sözcükler ve deyimler, atasözleri, yakarışlar,
sövgüler onun anlatımını canlı ve etkileyici kılan özellikler olarak
görünmektedir. Anlatımındaki özgünlük “düşle gerçeği, doğayla insanı
iç içe” vermedeki başarısından kaynaklanmaktadır. Yarattığı dünyanın
dış görünümünü etkileyici bir biçimde çizer. Şiirsel üslubu, olağanüstü
düş gücü, modern romanla epik anlatım biçimlerini başarıyla bağdaştırması
onu özgün kıldığı kadar güçlü de kılan özellikleridir.
Yazarın İnce Memed adlı romanı yaklaşık 40 dile çevrilerek yayımlandı.
Diğer romanları da çok sayıda yabancı dile çevrildi; kitaplarının yurtdışındaki
baskısı 140’tan fazladır. Bu bağlamda uluslararası bir üne sahip olan
Yaşar Kemal ilgili kurum ve kişilerce Nobel Edebiyat Ödülü’ne de aday
gösterilmiştir.
Roman ve öykülerinden yapılan uyarlamalarla çağdaş Türk tiyatrosuna
da katkıları oldu; Yer Demir Gök Bakır, “Uzundere” adıyla 1965’te,
Teneke yazarın oyunlaştırması ile Gülriz Sururi-Engin Cezzar
Tiyatrosu tarafından 1965’te ve Ağrı Dağı Efsanesi 1974’te çeşitli
tiyatrolar tarafından sahnelendi. Birçok yapıtı da sinemaya uyarlandı.
Bunlardan “Beyaz Mendil”i 1955’te Lütfü Akad; “Namus Düşmanı”nı 1957’de
Ziya Metin; “Alageyik”i 1959’da, “Karacaoğlan’ın Sevdası”nı 1959’da
ve “Ölüm Tarlası”nı 1966’da Atıf Yılmaz; “Ağrı Dağı Efsanesi”ni 1974’te
Memduh Ün; “Yılanı Öldürseler”i 1981’de Türkân Şoray, “İnce Memed”i
1984’te Peter Ustinov ve “Yer Demir Gök Bakır”ı 1987’de Zülfü Livaneli
yönetti.
Öykü
Sarı Sıcak, İst.: Varlık, 1952
Bütün Hikâyeler, İst.: Cem, 1975.
Roman
İnce Memed, 1. c., İst., 1955; 2. c., İst., 1969; 3. c., İst., 1984; 4. c., 1987
Teneke, İst.: Varlık, 1955
Orta Direk, İst.: Remzi, 1960
Yer Demir Gök Bakır, İst.: Güven, 1963
Ölmez Otu, İst.: Ant, 1968
Akçasazın Ağaları / Demirciler Çarşısı Cinayeti, İst.: Cem, 1974
Akçasazın Ağaları / Yusufcuk Yusuf, İst.: Cem, 1975
Yılanı Öldürseler, İst.: Cem, 1976
Al Gözüm Seyreyle Salih, İst.: Cem, 1976
Allahın Askerleri, İst.: Milliyet, 1978
Kuşlar da Gitti, (uzun öykü) İst.: Milliyet, 1978
Deniz Küstü, İst.: Milliyet, 1978
Hüyükteki Nar Ağacı, İst.: Toros, 1982
Yağmurcuk Kuşu / Kimsecik I, İst.: Toros, 1980
Kale Kapısı / Kimsecik II, İst.: Toros, 1985
Kanın Sesi / Kimsecik III, İst.: Toros, 1991
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, İst.: Adam, 1997
Karıncanın Su İçtiği, İst.: Adam, 2002
Tanyeri Horozları, İst.: Adam, 2002.
Destansı Roman
Üç Anadolu Efsanesi, İst.: Ararat, 1967
Ağrıdağı Efsanesi, İst.: Cem, 1970
Binboğalar Efsanesi, İst.: Cem, 1971
Çakırcalı Efe, İst.: Ararat, 1972.
Röportaj
Yanan Ormanlarda 50 Gün, İst.: Türkiye Ormancılar Cemiyeti, 1955
Çukurova Yana Yana, İst.: Yeditepe, 1955
Peribacaları, İst.: Varlık, 1957
Bu Diyar Baştan Başa, İst.: Cem, 1971
Bir Bulut Kaynıyor, İst.: Cem, 1974.
Deneme-Derleme
Ağıtlar, Adana: Halkevi, 1943
Taş Çatlasa, İst.: Ataç, 1961
Baldaki Tuz, (1959-74 gazete yazıları) İst.: Cem, 1974
Gökyüzü Mavi Kaldı, (halk edebiyatından seçmeler, S. Eyüboğlu ile)
Ağacın Çürüğü: Yazılar-Konuşmalar, (der. Alpay Kabacalı) İst.: Milliyet, 1980
Yayımlanmamış 10 Ağıt, İst.: Anadolu Sanat, 1985
Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, (haz. Alpay Kabacalı) İst.: Yapı Kredi, 1997
Ustadır Arı, İst.: Can, 1995
Zulmün Artsın, İst.: Can, 1995.
Çocuk Romanı
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, İst.: Cem, 1977
Seda Sayan Seda Sayan Asıl adı Aysel Gülsaçar olan Seda Sayan, 1965 yılında İstanbul Eyüp'te doğdu. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğu için hem okudu hem de tezgahtarlık, fabrika işçiliği yaptı....
Oğuz Tansel Oğuz Tansel 1915 yılında Bozkır'ın Meyre köyünde doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Fakülteyi bitirmeden başladığı öğretmenlik yaşamı 1969 yılında emekli oluncaya kadar sürdü. Türk edebiyatının özgün şairlerinden olduğu kadar, bir masal...
Muzaffer Buyrukçu Muzaffer Buyrukçu (1930 - 2006) Niğde’de 1930 yılında doğan Buyrukçu, 1951-1970 yılları arasında memurluk yaptı. Yazı hayatına şiir ve gazetelerde öykü yazarak başlayan Buyrukçu, 1953 yılından sonra da yazılarını dergilerde yayımlamaya başladı. Konularını...
Rüştü Reçber 10 Mayıs 1973 Korkuteli, Antalya doğumlu. Türk futbolunun yetiştirdiği en iyi kalecilerden biri olan Rüştü Reçber,
Mehmet Seyda 1919 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. Öğrenimini liseye kadar devam