|
Vladimir Putin (1952 - .... ) Vladimir Putin, fakir bir işçi ailesinin oğlu olarak, Leningrad’da dünyaya geldiğinde, takvimler 1952 yılını gösteriyordu. Ailesinin tek çocuğuydu ve o da o yıllarda doğan milyonlarca çocuk gibi, “kommunalka” denilen “sosyal konutlarda” büyüdü. Bu büyük apartmanlarda aileler bir arada yaşar, aynı banyoyu, aynı tuvaleti ve mutfağı paylaşırlardı. Putin o yıllarda kendi değimiyle “tam bir yaramaz sokak çocuğuydu” Sonra, sistemle yavaş yavaş tanışmaya başladı. Önce, “Sovyet İzcisi” oldu. En sonunda da judo sayesinde disiplini ve düzeni keşfetti.
Bu spor giderek hayatının tutkusu ve hatta felsefesi olacaktı. Küçük Putin 16 yaşındayken, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Sovyet casuslarının zaferlerini anlatan bir filmden etkilenip, doğruca Leningrad’daki KGB merkezine gitmişti. Casus olmak istiyordu. Oradaki KGB yetkilisi, karşısında duran ve daha bıyıkları yeni terlemeye başlamış sarışın çocuğa bakıp, “biz öyle her geleni işe almayız. Bizimle çalışacakları biz seçeriz. Hem sen daha küçüksün. Önce bir yüksek okul bitirmelisin”, demişti. Küçük Putin ısrarla sordu: “Hangi okul?” Adam bu küçük çocuğu başından savmak için herhangi bir üniversite olur; mesela hukuk oku”, demişti. Bu söz, Putin’in ana hedefi haline geldi ve okulu bitirir bitirmez Leningrad Üniversitesi’nde hukuk bölümüne başladı. Son sınıftayken de yıllarca düşlediği KGB’ye kabul edildi. O artık casus olacaktı. İlk yıllar KGB’yi ve bürokrasiyi öğrenmekle geçti. KGB’ye girişinin sekizinci yılından itibarense Vladimir’in hayatı değişmeye başladı.
Önce Ludmila. Bu güzel genç bayanla Leningrad’ın ünlü tiyatrosunda bir arkadaşı vasıtasıyla tanışmış; görür görmez de aşık olmuştu. Vladimir ve Ludmilla kısa bir süre sonra, 1983’de evlendiler. Bu arada Putin ne iş yaptığını akrabalarından; hatta karısından bile saklıyordu. Yakınları O’nu polis zannediyordu. 1984’de KGB’nin istihbarat akademisine giden Putin, ertesi yıl da hayatının ilk ve tek yurtdışı görevine gönderildi. O zamanın doğu Almanya’sındaki Dresden. Genç Rus casusu burada daha çok siyasi istihbarat topladı. Disiplinli çalışan, işini iyi yapan, ama vasat bir ajandı. Putin, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışına ve Doğu Almanya’nın ortadan kalkışına tanıklık etti. Aynı yıl apar topar Moskova’ya dönen Vladimir Putin’in uluslar arası casusluk macerası da böylelikle son bulmuş oluyordu. Bundan sonra Moskova’da kalacak ve önüne yeni fırsatların gelmesini bekleyecekti. Çok geçmeden beklediği fırsat yeni bir iş teklifi olarak karşısına çıktı. 1990’da, Rusya’daki demokrasi hareketinin liderlerinden biri olan Anatoly Sobçak’la tanıştırıldı. Sobçak, kısa zamanda eski adı Leningrad olan St.Petersburg’un demokratik yollardan seçilmiş ilk belediye başkanı oldu ve Sobçak, St. Petersburg’a giderken, disiplinli ve çalışkan biri olarak gördüğü Putin’i yanına aldı. Putin artık, St. Petersburg Belediye Başkanı’nın yardımcılarından biriydi. 1996’ya gelindiğinde Putin için bir defa daha Moskova yolu görünecekti. Sobçak o yılki seçimleri kaybedince Putin de açıkta kaldı. Ancak, Sobçak’ın yanında parlayan Putin Moskova’nın dikkatini çekmişti. Yeltsin’in yardımcılarından Brodin O’nu yanına aldı. Bundan sonra da Putin’in önlenemez yükselişi başladı. Çalışkan, yetenekli ve Yeltsin’e sadık kalan bu adam kısa sürede ailenin dikkatini çekti. Özellikle Yeltsin’in kızı, Putin’i çok destekledi. İşte, bundan sonra da her şey çok çabuk olup bitti. Putin, iki seneden de az bir süre içinde, önce KGB’nin yerine kurulan iç istihbarat örgütü FSB’nin başına geçti. Bundan 13 ay sonra da, Yeltsin tarafından Başbakan olarak atandı. Bu atamadan 3 ay sonra da, Rusya Federasyonu’nun Başkan vekilliğine getirildi. Bir zamanların casusu artık Kremlin’deydi. KGB’yi çok seven, Komunist Parti’den hiçbir zaman istifa etmemiş, Sovyet döneminin özlemiyle yaşayan ve “güçlü bir devlet olmak Rusya’nın genlerine işlemiştir”, diyen bu adam, aslında tam da Rus halkının beklentilerine hitap ediyordu. Halk düzenin ve huzurun yeniden kurulmasını istiyordu. Putin de bunu yapabileceğini Çeçenistan’da gösterdi. Çeçenlere karşı büyük bir savaşa girişti. Bu operasyondaki sert, ödün vermez ve hatta acımasız tavrı, 1994-1996 savaşında Çeçenistan’da ağır yenilgiye uğramış Rus Ordusu’nun takdirini kazandı. Bundan sonra da Rus halkının desteğini arkasında buldu. Halk huzur, düzen ve güçlü Rusya istiyordu; hem de ne pahasına olursa olsun. O yüzden, cephede yaşananları bütün açıklığıyla yazan bir Rus muhabirini vatan hainliğiyle suçladığında; ya da bu gazeteciyi tutuklattığında ve hatta Çeçenlerin elindeki Rus askerlerine karşı bu gazeteciyi verdiğinde, Putin halktan öyle çok da büyük tepki görmedi. O, genç çalışkan dinamik gerektiğinde sert ve acımasız olabilen, Rusya’nın eskisi gibi büyük ve güçlü olmasını isteyen bir yöneticiydi. Yani, tam da Rusların arzu ettiği gibi bir lider. Putin’in bu imajı, O’nu bir anda Rus halkının en popüler lideri, hatta kahramanı haline getirdi. Ruslar Putin’i adeta şanlı geçmişin yeni temsilcisi gibi görmeye başladılar. Ancak siyasi olarak yeteneklerinden şüphe eden de yok değildi. Zira hayatında hiç seçime girmemişti. Kariyerindeki önlenemez yükselişi amirlerinin O’nu sürekli bir yerlere atamasıyla gerçekleşti. Acaba kendi ayakları üzerinde durabilecek, hatta daha ileriye gidebilecek miydi? Bu sorunun cevabı, Aralık 2003 Duma Seçimleri’nde geldi. Yüzde 37.7’lik seçmen desteğiyle iyice güçlenen Putin artık tartışılmaz bir lider haline geldi. Eline geçirdiği milletvekili çoğunluğuyla istediği yasaları kabul ettiren Putin, ülkeye istediği şekli vermeye başladı. Bu arada, seçimler esnasında kendisiyle ters düşen bazı rakiplerinin başını ezmeyi de ihmal etmedi. Rusya’nın en büyük ve dünyanın önde gelen petrol şirketlerinden Yukos’un Başkanı Mikhail Chodorkowsky bu listenin en başında geliyor. Kaynak: pusula.tv Yazıyı alıntıla | Okunma: 1337
|