Neşet Ertaş
1938 yılında Kırtıllar Köyü'nde Döne'den doğma Muharrem Ertaş'ın oğludur. Kırşehir, ozgat ve Keskin'in çeşitli köylerinde çocukluk ve ilk gençlik yılları geçmiştir. 15 yasında çıktığı gurbet hayatinin hala devam etmektedir. Neşet Ertaş'i tanımak, asil onun ruh ve gönül macerasını bilmeyi gerektirir ki burada hemen karsımıza, Neşet Ertaş'la en rafine üslubuna kavuşan Orta Anadolu Abdal Müziği geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarından olan babası Muharrem Ertaş karsımıza çıkar.
İste Neşet Ertaş, babası Muharrem Usta ile adeta Anadolu'daki en olgun
seviyesine erişen bu Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir
yorumcusudur. Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları
ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve
hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasını sağlamıştır.
1960'lardan
itibaren binlerce yıllık sazımız bağlama ile birlikte anılan; sadece
geniş halk kesimlerinde değil, ciddi musiki çevrelerinin ve gerçek
türkü dostlarının da gündeminden hiç düşmeyen Neşet Ertaş'i farklı bir
bağlamda değerlendirmek gerekiyor- Çünkü o aslında bir anlamda tam bir
yöre sanatçısı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin
popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak, hem babası
Muharrem Ertaş'tan, hem de bu geleneğin diğer usta isimleri olan Hacı
Tasan ve Çekiç Ali'den de ayrılır. Bir başka söyleyişle onun sanatı
için, basta Muharrem Usta olmak üzere. Hacı Tasan, Çekiç Ali ve
Abdal/Türkmen Müziği geleneğinin çeşitli yörelerde farklı tavır ve
üsluplarda karsımıza çıkan diğer ustaları da dahil olmak üzere hepsinin
üst seviyede bir sentezi ve esrarlı bir bileşkesi denilebilir.
Sarısözen'in
tabiri ile bir zamanlar sadece ve sadece "Kırşehirli Mahalli Sanatçı"
olarak bilinen Neşet Ertaş'ı binlerce, hatta milyonlarca saz çalıp
türkü söyleyen diğerlerinden ayıran nedir? Onun sazının ve sesinin
insani büyüleyen sırrı nereden gelmektedir? Neredeyse yarim asra varan
bir süreden beri gerçek anlamda gönül telimizi titreten, ruhumuzu
ürperten bu esrarlı sesin, sazın ve yorumun arka planında neler ve
kimler vardır? Sazı gümbür gümbür ses veren, adeta davula eslik
edercesine sazının göğsünde pençesiyle sesler çıkaran, hep samimi ve
kendi halinde yüreğinin acılarını ve kendi iç gurbetlerini seslendiren;
hiç bir medya tik tutumu olmayan, kalabalıklardan ve şöhretten adeta
köse bucak kaçarak pek ortalıklarda görünmeyen; mezhep, parti ve etnik
kimlik çağrışımlarına pirim vermeyen, sazından, sözünden ve sesinden
gayri hiç bir şeyden medet ummayan bu "Garip" insani tanımak kadar
tanımlamak da gerçekten zor.
Ayaklarının altındaki toprağın
renginden, kokusundan haberdar olan, bastıkları yeri az çok tanıyan,
yürekleri hep türkülerle birlikte atanlar için Neşet Ertaş, belki de
tam bir "yasayan efsane"; meçhul, uzak, esatiri ve sırlarla dolu...
Neşet
Ertaş'in sanatı hayati ile hayati sanatı ile o kadar içice ki, çalıp
çığırdığı türkü ve bozlaklarında bütün bir hayat hikayesini bulmak
mümkün olduğu gibi, hayatına yakından baktığımızda da o içli
türkülerin, acili bozlakların nelerden nasıl doğduğunun ipuçlarını elde
ederiz hemen. Onun yokluk, yoksulluk ve acılarla dolu hayatim "Garip"
mahlasıyla yazdığı koşma tarzında usta isi şiirlerle anlattığı ozan
yönünü yıllarca kimse fark etmedi bile. Babasından tevarüs ettiği
geleneksel ve anonim türkülerin, bozlakların dışında, sözleri kendisine
ait türküler, bozlaklar söylediğini de fareden olmadı yıllarca. Sözü ve
müziği ile, anonim türkülerdeki erişilmez sadeliği ve estetik seviyeyi
yakalayan sayısız
türkünün, bozlağın altına attığı mütevazı imzasını kimselere söylemedi bile.
Neşet
Ertaş o büyük yaratıcı yeteneği ile okuduğu her eseri yeni bastan öyle
bir yorumlar, ona öyle bir ruh ve hava verir ki, adeta yeni bir beste
ile karsı karsıya olduğunuzu dahi sanabilirsiniz. Bu durumu, yeteneği,
kültürü ve birikimi oldukça sinirli sığ ve sıradan sanatçıların yorum
adına yaptıkları "dejenerasyon" ile karıştırmamak gerekir. Çünkü Neşet
Ertaş kendisine ait olmayan bir türküyü bile öyle bir okur ve yorumlar
ki, o türkü o sekliyle yıllar öncesine ait bir Neşet Ertaş türküsü
gibidir artık.
Olağanüstü denilebilecek yeteneği, geleneğe
hakimiyeti, gelenekten kopmadan yeniye bağlılığı, yeni zamanların
modern zevk ve eğilimlerini gözeten diri ve uyanık tecessüsü ile Neşet
Ertaş, hep gündemde kalmış bir sanatçıdır. O, ismi bağlama ile özdeşmiş
ve adeta bu dünyaya türkü söylemek için gelmiş gerçek bir türkü
ustası...
Türküyü bağlamaya, bağlamayı türküye bu kadar
yakınlaştıran ve yaklaştıran, adeta birbirlerinin içinde -kendisi ile
birlikte- eritip yok eden ikinci bir sanatçı bulmak öyle sanıldığı
kadar kolay değildir.
Neşet Ertaş'ın sanatı; müziğin özünü,
ruhunu kavrayan birinin, hiç bir yapmacıklığa tevessül etmeden, olduğu
gibi kendini, kendi özünü ve hissettiklerini saza, söze dökmesidir.
Kendi Ağzından Hayat Hikayesi
bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
kırtıllar köyünde geldin dediler
babama muharrem, anama döne
dediysen atayı bildin dediler
dizinde sızıydı anamın derdi
tokacı saz yaptı elime verdi
yeni bitirmiştim üç ile dördü
baban gibi sazcı oldun dediler
o zaman babamdan öğrendim sazı
engin gönül ile hakk’a niyazı
o yaşımda yaktı bir ahu gözü
mecnun gibi çölde kaldın dediler
zalım kader devranını dönderdi
tuttu bizi ibikli’ye gönderdi
babam saz çalarken bana zil verdi
oynadım meydanda köçek dediler
anam döne ibikli’de ölünce
tam beş tane öksüz yetim kalınca
beşimiz de perişan olunca
babamgile burdan göçek dediler
yürüdü göçümüz tefleğe doğru
bu hali görenin yanıyor bağrı
üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
bunlara bir ana bulun dediler
yozgat’ın kırıksoku köyü’ne vardık
bize ana yok mu diyerek sorduk
adı arzu dediler bir ana bulduk
işte bu anadır buldun dediler
en küçük kardaşı kayıp eyledik
onun için gizli gizli ağladık
üstelik babamı asker eyledik
yine öksüz yetim kaldın dediler
zalım kader tebdilimi şaşırttı
heybe verdi dalımıza devşirtti
yardım etti yerköy’üne göçürttü
biraz da burada kalın dediler
yerköy’den kırıkkale’ye geldik
babam saz çalarken biz çümbüş aldık
kırşehir’e varınca kemanı çaldık
aferin arkadaş çaldın dediler
yarin aşkı ile arttı hep derdim
babamı bir yere dünür gönderdim
başlık çok istemişler haberin aldım
istemiyor yarin seni dediler
kırşehir’de yedi sene kalınca
düğün düzgün hepsi bize gelince
burada herkese yer daralınca
ankara’ya gider yolun dediler
ankara’da (sünnetçi) veysel usta’yı buldum
epeyce eğleştim, evinde kaldım
yüz lirayı verip bir yatak aldım
etti isen böyle buldun dediler
bir ev kiraladım münasip yerde
kaldı kavim kardaş hep kırşehir’de
bu aşk hançerini vurdu derinde
çaresini bulmazsan öldün dediler
yarin aşkı ile döndüm şaşkına
arada içerdim yarin aşkına
canan acımaz mı garip dostuna
bunu da içeriye alın dediler
Seda Sayan Seda Sayan Asıl adı Aysel Gülsaçar olan Seda Sayan, 1965 yılında İstanbul Eyüp'te doğdu. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğu için hem okudu hem de tezgahtarlık, fabrika işçiliği yaptı....
Oğuz Tansel Oğuz Tansel 1915 yılında Bozkır'ın Meyre köyünde doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Fakülteyi bitirmeden başladığı öğretmenlik yaşamı 1969 yılında emekli oluncaya kadar sürdü. Türk edebiyatının özgün şairlerinden olduğu kadar, bir masal...
Muzaffer Buyrukçu Muzaffer Buyrukçu (1930 - 2006) Niğde’de 1930 yılında doğan Buyrukçu, 1951-1970 yılları arasında memurluk yaptı. Yazı hayatına şiir ve gazetelerde öykü yazarak başlayan Buyrukçu, 1953 yılından sonra da yazılarını dergilerde yayımlamaya başladı. Konularını...
Rüştü Reçber 10 Mayıs 1973 Korkuteli, Antalya doğumlu. Türk futbolunun yetiştirdiği en iyi kalecilerden biri olan Rüştü Reçber,
Mehmet Seyda 1919 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. Öğrenimini liseye kadar devam