Anında Ara
Son Yorumlar
Mustafa Ersu Al...
BENCE REKLAM YAPIYORSUN BOŞUNA UĞRAŞMA BAŞKANLIK BİR HAYAL
>> OKU >>
Yazan: SELİMPAŞA

Ali Demir
Giresun'da dünyaya gelen Demir, judoya 1967 yılında İstanbul Aske...
>> OKU >>
Yazan: ya fünyada kaç ali demir var

Sibel Can
ben düzceden tuğçe sibel ablayı çok seviyor ve beğeniyorum sibel ...
>> OKU >>
Yazan: tuğçe

Aşık Veysel Şat...
cok guzel, odevim icin cok yardinci oldu :)
>> OKU >>
Yazan: saide

Edvard Grieg (H...
esrleri yokmu
>> OKU >>
Yazan: çağla

Yusuf Baykal Bo...
Diksiyon hocam başarılarını diliyorum Ajansta görüşmek üzere
>> OKU >>
Yazan: Serpil durdu



Necdet Yaşar

necdet_yasar.jpg1930’da Gaziantep’in Nizip ilçesinde doğdu. 1953’te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Musıkiye bağlama çalarak başladı. Mesut Cemil’in tanbur çalışını dinledikten sonra, yirmi yaşında tanbura yöneldi. Fakültedeki öğrencilik yıllarında tanburuyla Nevzat Atlığ yönetimindeki Üniversite Korosu’nun konselerine ve çalışmalarına katıldı. Üniversite Korosu’nun bir radyo konserinde yayımlanan taksimini çok beğenen Mesut Cemil’in takdir ve ilgisiyle İstanbul Radyosu’na girdi; Mesut Cemil’in yönettiği İstanbul Radyosu Klasik Türk Musıkisi Korosu’nda tanbur çaldı (1953-1963). İstanbul Radyosu’na girdikten sonra yıllarca Mesut Cemil’in derin sanat birikiminden yararlandı. 1953-1980 yılları arasında yirmi yedi yıl İstanbul Radyosu’nda çalıştı. 1958’de Münir Nurettin Selçuk yönetimindeki İstanbul Belediye Konservatuvarı İcra Heyeti’ne tanburıî olarak girdi, 1976’ya kadar bu topluluğun, o dönem için büyük önemi olan Şan Sineması konserlerinde tanbur çaldı. 1976’da İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’na girdi; 1983’te bu topluluktan ayrıldı.

Necdet Yaşar 1988’de, sanat yönetmenliğini üstlendiği Kültür Bakanlığı İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu’nu kurdu; 1995 yılının sonlarında emekliye ayrıldı. Gerek solo olarak, gerekse yönettiği topluluğun sazları ve hanendeleri ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Britanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Finlandiya, Güney Kore, İsrail gibi ülkelerde sayısız konser ve resital verdi.

Necdet Yaşar 1972-1973 ve 1980-1981 öğretim yıllarında ABD’de Seattle’daki Washington Üniversitesi’nde tanbur üzerinde Türk musıkisinin perdeleri, makamları ve usûlleri üstüne dersler verdi. Yaşar ABD’deyken, Amerikalı musıki araştırmacısı Karl Signell’le birlikte, elektronik cihazlarla, Türk musıkisinde kullanılan bazı önemli aralıkların grafiklerini çıkardı; her “tanini” aralığında, yani her tam aralıkta diyez yahut bemol olarak kullanılan, yaklaşık 2,5 koma değerindeki perdelerin ölçümlerini gerçekleştirdi. Bu çalışmanın sonuçları Karl L. Signell’in Makam - Modal Practice in Turkish Art Music [Makam - Türk Sanat Musıkisinde Makam Uygulaması] adlı kitabında yayımlandı. (Asian Music Publications, Seattle, 1977)

Yaşar, 1972’de Toronto Üniversitesi’nde; 1981’de Seul’de; 1982’de Britanya’da Durham Üniversitesi’nde; 1983’te New York’taki Columbia Üniversitesi’nde, 1998’de Hong Kong’da düzenlenen, çeşitli ülkelerden birçok musıki otoritesinin katıldığı uluslararası müzikoloji kongrelerine tanburıî olarak davet edildi, bu kongrelerde Türk musıkisini tanıtıcı konserler verdi; büyük musıki otoritelerinin takdirlerini kazandı. Yaşar bundan sonra, “Necdet Yaşar Ensemble” adı altında kurduğu küçük musıki topluluğuyla üç kıtadaki birçok sanat merkezinde ve üniversitede konser verdi.

Necdet Yaşar, Türk musıkisinin öteki sazlarına göre ses hacmi daha düşük olan tanburdan yüksek bir ses verimi elde edebilmek için daha kuvvetli mızrap vuruşları geliştirmiş, sol el kıvraklığını mızrap vuruş şiddetiyle birleştirmiştir. Bu sağ ve sol el tekniğini değişik hareketlerle beslemek amacıyla ses kaydırma (glissando) tekniğini tanbura uygulayarak çekme seslerden yararlanmıştır. Öte yandan, bağlamaya özgü tezeneleri tanbur mızrabıyla, klasik musıki zevkiyle biçimlendirerek taksimlerinde halk musıkisi temalarına da sık sık yer vermiştir. Bu uygulamalar, sazın çeşitli tınılarını daha iyi ortaya çıkardığı gibi, çalınan parçalara da yeni nüanslar verilmesini sağlamıştır.

Yaşar, uzun sapı yüzünden çok kıvrak bir teknikle çalınması zor bir saz olan tanburu keman, kemençe, kanun, ud gibi daha kıvrak sazlara rahatlıkla ayak uydurabilecek bir sağ ve sol el tekniği ile çalabilmek için çalışmış bir tanburıîdir. Sol el kıvraklığını hem yüksek tınılı, hem de zengin, doyurucu seslerle birleştirebilmesi tanbur tekniğinin en ayırt edici yönüdür. Yaşar, Tanburıî Cemil Bey’in tekniğiyle beslenmiş olan bütün bu özellikleriyle, sazı “tam kapasite” ile kullanma yolunda yeni bir tanbur tekniği ortaya koymuştur.

Tanbur; ud, gitar, mandolin gibi çalınırsa, sazı kıvrak bir biçimde çalmak pek zor değildir.

Zor olan, bir yandan kıvrak bir mızrapla çalarken, öte yandan sazdan gür, tok, doyurucu ses çıkarabilmektir. Yaşar’ı da en meşgul eden sorun bu olmuştur. Tanburıî Cemil Bey’in plaklarını dinlerken de üzerinde en çok düşündüğü şey onun tanburdan nasıl bu kadar gür, dolgun sesler çıkarabildiği olmuştu. Yaşar bu yöndeki çalışmalarını bu satırların yazarına şöyle anlatmıştı:

“Mesut Cemil’in asıl etkisi tanbur tekniğim üzerinde oldu. Tekniğimi onun uyarıları ve tavsiyeleri doğrultusunda geliştirmeye çalıştım. Mesut Cemil mızrabın sivri ucunu değil, geniş ağzını kullanmam yolunda yönlendirmiştir beni. Sol elin kıvraklığını, mızrabın geniş ağzını kullanarak derin ve hacimli ses elde etmekle birleştirebilirsem tanburda daha başarılı olacağımı, ilerleyeceğimi söylemiştir. Bu, Tanburıî Cemil’den onun en yetenekli öğrencisi Kadı Fuat Efendi’ye, ondan da tanburıî, saz yapımcısı Yenikapılı Ziya Usta’ya (Özgener) ve Mesut Cemil’e aktarılmış olan teknik bir bilgiydi. Mesut Cemil Bey’in de bana ilettiği bu sözlü bilgi, benim için altın değerinde bir öğüt oldu. Hep bu öğüte uymaya çalıştım, bunu ben de genç tanburıîlere aktardım. Bu noktayı biraz açıklayayım. Tanburda mızrap geniş ağzıyla değil de, sivri ucuyla vurulursa kıvraklık elde etmek pek zor değildir. Böyle bir teknikle, istenilen kıvraklık çalışarak elde edilebilir, ama tanburun geniş teknesinde yankılanan, bu saza has o yakıcı, derinlerden gelen ses çıkmaz; dolayısıyla, tanburun sesi sadece göğüs üzerinde tınlar; sazın sadece tellerinden gelen gelen, küçük hacimli bir ses çıkar. Tanburda zor olan, hem mızrabı sazdan dolgun sesler elde edebilecek biçimde kullanmak, hem de gereken kıvraklığı, ajliteyi gösterebilmektir. Bu da çok uzun çalışmayı gerektirir. Ben de en çok bu yolda yıllarca çalıştım.”

Necdet Yaşar uzan zaman çalışarak sazından istediği sesi çıkarmayı başarmıştır. Ama onun başarısı bununla sınırlı değildir. Yaşar, her şeyden önce, “taksim” denilen, doğaçlamaya dayalı musıki şeklinin çok başarılı bir yorumcusudur. Onun taksimleri gelişmiş bir saz tekniği, makam bilgisi, geçki zenginliği, alışılmamış geçkiler, çeşniler, şedler ve bunlara bağlı çok değişik nağme buluşları ile işlenmiştir. Nağme buluşlarındaki farklılık hemen kendini belli eder. Aynı makamdan çeşitli taksimleri yan yana getirildiğinde, her taksiminin öbürlerininkinden farklı nağmelerle örülü olduğu görülür. Taksimlerinde daima makamların işlenmemiş yahut az işlenmiş yönlerini arar. Taksimi hiçbir zaman basit bir “seyir gösterme” göreviyle sınırlandırmaz; tıpkı besteli bir eser gibi güzel, kalıplaşmamış nağmelerle bezemek, makamı bir besteci gibi yaratıcı ve disiplinli bir şekilde işlemek ister. Kimi sazendeler vardır, perde baskıları çok temiz, hattâ kusursuzdur, ama bastıkları perdelerle kullandıkları aralıklar ve çeşniler aşina bir kulağın beklediği seslerdir; oysa Necdet Yaşar çok kere beklenmeyen sesler, aralıklar, çeşniler ve nağmelerle dinleyiciyi şaşırtır.

Taksimlerinde dikkati çeken bir nokta da, taksimden sonra okunacak yahut çalınacak eserin makam yapısıdır. Yaşar, okunacak sözlü eserin bestelendiği makamın kendine özgü seyir özelliklerini, o makamın farklı kullanılışları varsa, söz konusu eserdeki uygulamayı hiçbir zaman gözden uzak tutmamıştır. Yaşar’ın klasik bir eserden, sözgelimi bir murabba besteden önce ettiği taksim ile yirminci yüzyılda bestelenmiş, sözgelimi bir fasıl şarkısından önceki taksimi de birbirinden farklıdır;

eserin bestelendiği dönemin musıkisine özgü duyarlılığı taksimine yansıtması onun icradaki titizliklerindendir. Taksimleri derhal fark edilir; herhangi bir taksimi, sadece tekniği ile, mızrap vuruşlarıyla değil, nağmeleriyle, nağmeyi geliştirirken kullandığı tınılarla ve baskı (entonasyon) titizliğiyle de hemen kendini belli eder.

Tanburıî Cemil Bey ve oğlu Mesut Cemil Bey’le günümüze kadar gelen yeni tanbur üslubunun 1950’den sonraki başlıca temsilcilerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz tanburıî Necdet Yaşar, Türk musıkisinin makam, perde ve aralıkları konusunda da çok bilgili, hassas icracılarındandır. Perde baskıları kusursuzdur. Makamlara ayırt edici kimliğini veren önemli sesleri, makamların geçki ve şed yollarını, kimi makamlara özgü küçük aralıkları, birbirine benzeyen makamlar arasındaki ince farkları çok iyi bilir. Ama bu konuda belki de en dikkate değer yönü, az kullanılmış, “nadide” makamlar hakkındaki icra bilgileridir. Arşivlerde bu tür makamlardan birçok taksimi vardır. Bu bakımdan, Necdet Yaşar, taksimleri sadece zevkle dinlenecek bir tanburıî değil, aynı zamanda, makamları işleyişinden önemli icra bilgileri de öğrenilebilecek bir makam hocasıdır. Musikimizde tartışmalı makamlar söz konusu olunca hemen nazariyatçılara başvurulur. Meseleye hep nazariyatın, hem de çok kere belli bir nazariyatçının soyut penceresinden bakılır. Oysa makamı soyut bir varlık olmaktan çıkarıp ona hayat veren insan icracıdır. Doğrudan doğruya icra gözüyle bir nazariyat kitabı yazılması makamlar üzerindeki tartışmalara pekâlâ yeni bir ışık tutabilir. İşte böyle bir çalışmada Necdet Yaşar adı ilk anda akla gelecek icracılardan biridir.

Elli yıldır Türk musıkisinde bir tanburıî Necdet Yaşar gerçeği vardır. Sazını eski kuşağın üstadlarına beğendirmiş, sevdirmiş, yüksek seviyeli bir sanatkâr olduğunu musıki dünyasına kabul ettirmiştir. Yaşar’ın tavrı ve tekniği genç kuşağın tanburıîlerini de etkilemiştir. Bugün genç tanburıîlerin örnek aldığı sanatçılardan biri de, hiç şüphesiz odur.

Kaynak: kalan.com

Yazıyı alıntıla | Okunma: 1128

İlk yorumu sen yap

Yorum Ekle
İsim:
Yorum:

Güvenlik Kodu:* Code
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Güvenlik kodunu göremiyorsanız sayfayı yenileyiniz.

 
< Önceki   Sonraki >
Haftanın Popülerleri
Son Eklenenler

Alfabetik Sıralama
 A B C D E F G H I J
 K L M N O P Q R S T
 U V W X Y Z
Rastgele




E-posta adresini gir, yeni eklenen hayat hikayeleri posta kutuna gelsin.(E-posta adresinizi girdikten sonra açılan pencereden güvenlik kodunu girmeniz gerekiyor.)
TARİHTE BUGÜN / DOĞANLAR - ÖLENLER .:::BETA :::.
Ocak
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Şubat
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29
Mart
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Nisan
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Mayıs
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Haziran
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Temmuz
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Ağustos
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Eylül
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Ekim
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Kasım
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Aralık    
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Seda Sayan
Seda Sayan Asıl adı Aysel Gülsaçar olan Seda Sayan, 1965 yılında İstanbul Eyüp'te doğdu. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğu için hem okudu hem de tezgahtarlık, fabrika işçiliği yaptı....
Oğuz Tansel
Oğuz Tansel 1915 yılında Bozkır'ın Meyre köyünde doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Fakülteyi bitirmeden başladığı öğretmenlik yaşamı 1969 yılında emekli oluncaya kadar sürdü. Türk edebiyatının özgün şairlerinden olduğu kadar, bir masal...
Muzaffer Buyrukçu
Muzaffer Buyrukçu  (1930 - 2006) Niğde’de 1930 yılında doğan Buyrukçu, 1951-1970 yılları arasında memurluk yaptı. Yazı hayatına şiir ve gazetelerde öykü yazarak başlayan Buyrukçu, 1953 yılından sonra da yazılarını dergilerde yayımlamaya başladı. Konularını...
Rüştü Reçber
10 Mayıs 1973 Korkuteli, Antalya doğumlu. Türk futbolunun yetiştirdiği en iyi kalecilerden biri olan Rüştü Reçber,
Mehmet Seyda
1919 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. Öğrenimini liseye kadar devam
©2006-2008 isimsizsiniz.com