Mel Gibson
(1956 - .... )
 On bir çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya gelen aktör Mel Gibson, New York Merkez Tren İstasyonu’nda çalışan babasının, oğullarını hem ekonomik zorluklardan hem de Vietnam tehlikesinden kurtarmak maksadıyla geldiği Avustralya’da doğdu. Katolik lisesindeki zamanını aşçı ya da gazeteci olmak hayalleriyle geçiren Gibson, okulu bitirdikten sonra New South Wales Üniversitesi’nin drama bölümüne girdi. Ablasının kendisinin haberi olmadan kayıt yaptırması üzerine zorunlu olarak başladığı oyunculuk, yıllar geçtikçe vazgeçilme bir tutkusu haline geldi.
Öğrencilik yıllarında “ Summer City ” adlı bir filmde Scollop adında
genç bir sörfçüyü canlandırdı. Mezun olduktan sonra da Güney Avustralya
Devlet Tiyatrosu’na katıldı. Burada birçok klasik oyunda rol alan
Gibson, özellikle çağdaş oyunlardaki performanslarına hayran kalan
yönetmen George Miller’ın gözüne girdi. Miller’ın teklifiyle kendini
bir anda film setinde bulan aktör, sinemaya “ Mad Max ” adlı aksiyon
filmiyle giriş yaptı.
Filmdeki, " geleceğin yeni kahramanı Mad Max " karakteriyle
Avustralya’da büyük üne kavuşan Gibson, filmin devamı niteliğindeki “
The Road Warrior ” ile Amerika’da da tanındı. Yönetmen Peter Weir’ın
I.Dünya Savaşı epiği “ Gallipoli ”deki rolüyle En İyi Aktör dalında
Avustralya Film Enstitüsü ödülünü kazanan aktör, “ The Year of Living
Dangerously ”, “ The Bounty ” ve “ Mrs. Soffel ” adlı filmlerle iyi bir
oyuncu olduğunu kanıtladı. Gibson, People dergisinin 1985 yılında
düzenlediği yarışmada “ Yaşayan En Seksi Adam ” unvanının da sahibi
olarak kadınların tutkusu haline geldi.
Aksiyon filmlerine devam etmekte kararlı görünen Mel Gibson, Mad
Max’ten sonra “ Lethal Weapon ” ile çok farklı ve yine unutulmaz bir
kahraman karakteri yarattı. Ölümden korkmayan depresif polis
karakteriyle box office listelerinde fırtınalar estiren Gibson,
Hollywood’un en popüler oyuncularından biri oldu. Elde ettiği prestijle
kendi istediği filmlerde oynama lüksüne kavuşan aktör, “ Hamlet ” ve “
The Man Without a Face ” gibi dramatik oyunculuğu ağır basan filmlerde
oynadı. Bu filmlerin beklenen ilgiyi görmemesi Gibson’ı aksiyon
filmlerine dönmeye mecbur etti.
1994 yılında “ Maverick ” adlı çağdaş western filmiyle komedi türünü de
deneyen aktör, oyunculuğa ara verip yönetmenliğe soyundu. İskoçya’nın
İngiltere’ye karşı verdiği mücadeleyi konu alan görkemli “ Braveheart
”ın hem yönetmeni hem başrol oyuncusu olan aktör, En İyi Film ve En İyi
Yönetmen olmak üzere iki Oscar ödülünün sahibi oldu.
“ Randsom ” adlı gerilim filminde oğlu kaçırılan bir hava alanı
yetkilisini canlandıran aktör, 1997 yılında Julia Roberts ile birlikte
“ Conspiracy Theory ” adlı filmde rol aldı. Ertesi yıl “ Lethal Weapon
” serisinin sonuncusuna imza atan Gibson, “ Payback ” adlı yüksek
bütçeli gerilim filminde, inançsız karısı ve iki taraflı oynayan bir
arkadaşından intikam almaya çalışan bir hırsızı canlandırdı.
2000 yılının en çok iş yapan yaz filmlerinden “ Chicken Run ”da
seslendirme yapan aktör, daha sonra Roland Emmerich’in Amerikan Devrim
Savaşı’nı konu alan “ The Patriot ” adlı filmde oynadı.
2002'de " Signs " ve " We Were Soldiers " isimli iki filmde rol alan
aktörün sonraki projeleri arasında Keith Gordon'un " The Singing
Detective " isimli filmi başı çekiyor. Gibson, ikinci yönetmenlik
denemesini ise bir Warner Bros yapımı olan “ Fahrenheit 451 ” ile
gerçekleştirmeyi planlıyor.
Kaynak: bigglook
Yazıyı alıntıla | Okunma: 1618
|