Anında Ara
Son Yorumlar
Ali Demir
Giresun'da dünyaya gelen Demir, judoya 1967 yılında İstanbul Aske...
>> OKU >>
Yazan: ya fünyada kaç ali demir var

Sibel Can
ben düzceden tuğçe sibel ablayı çok seviyor ve beğeniyorum sibel ...
>> OKU >>
Yazan: tuğçe

Aşık Veysel Şat...
cok guzel, odevim icin cok yardinci oldu :)
>> OKU >>
Yazan: saide

Edvard Grieg (H...
esrleri yokmu
>> OKU >>
Yazan: çağla

Yusuf Baykal Bo...
Diksiyon hocam başarılarını diliyorum Ajansta görüşmek üzere
>> OKU >>
Yazan: Serpil durdu

Ayşe Afet İnan
gferçekten iyiki bu siteye girmişim çünkü ödevime yardımcı oldu
>> OKU >>
Yazan: mine



Mahmut Erdal

mahmut_erdal.jpgSivas’ın Divriği İlçesine bağlı Çamşıhı adı verilen bir beldenin dokuz parça köyünden biri olan Şahin Köyü’nde (1) 1938 yılında doğar. Babası “Kambur Hoca” lakaplı Mustafa Erdal, annesi “İsa Ana” lakaplı İsmihan Erdal’dır. Babası, Yemen’de şehit olan kardeşi Mahmut’un ismini şânıyla yaşasın diye oğluna vermiştir. Mahmut Erdal ilkokulu köyünde bitirir (1950). Daha küçük yaşta iken yakın akrabası olan Şirin Hanım’la evlendirilir (1954).

1955 yılında babasının samanlığa sakladığı üç çuval buğdaydan birini gizlice satar ve aldığı parayla doğruca Ankara’ya gider. İlkokul çağlarında iken çalmaya başladığı bağlaması da yanındadır. Amacı Ankara Radyosu’nda program yapan hemşerisi Muzaffer Sarısözen’e ulaşmaktır. “Ayağında kara lastik, bacağında yamalı pantolon, omuzunda sazı” olduğu halde düşer büyük şehrin yollarına. Hayalinde radyo sanatçısı olmak vardır. Nitekim dileğini kısmen de olsa yerine getirmeyi başarır. O yıllarda Mecliste odacılık yapan kirvesi Hüseyin Kara’nın yardımıyla Refik Koraltan’dan aldığı kartvizit, Sarısözen’e ulaşmasında aracılık edecektir. Koraltan’dan aldığı kartvizit Sarısözen’e ulaşmasını sağlar ama asıl amacı bu değildir Mahmut Erdal’ın...Yurttan Sesler Topluluğu’nun programına katılmak ister O.. Mahmut Erdal yaşamındaki bu önemli dönemeci nasıl yaşadığını, Sarısözen’le nasıl tanıştığını şöyle anlatır: “Nihayet Koraltan’dan kartviziti aldığım günün ertesi Radyoevi’nin kapısına dayandım. İki saatlik bir beklemeden sonra Sarısözen geldi. Odacı ‘bu âşık sizi bekliyor’ deyince ‘gelsin odama’ dedi. Koraltan’dan aldığım katviziti Sarısözen’e uzattım. Kartviziti okumadan yırttı çöp tenekesine attı ve ‘çıkar bakalım sazını’ dedi. Sıtkı Baba’dan Ah Edip Ağlamak Bana mı Düşmüş’ü çaldım, söyledim. Çok beğendi, ‘işte tavsiye mektubu budur’ dedi. O gece Yurttan Sesler’in programında beni de anons etti. Bir de Benim İçin Ötün Turnalar’ı okudum. İlk Radyo maceram böyle oldu”(2).

Bu olayın ardından memleketine döner. 1958 yılında Divriği Demir Madenleri’nde işe başladıktan bir süre sonra 1961 yılında askere gider. 1963 yılında teskere alarak memleketine gelir. Mahmut Erdal bu süre içinde devamlı saz çalıp türkü söyler. Bağlamayla tanıştığı ilk günden itibaren öncelikle yöresindeki ustaları dinler, onları izler. Pir Sultan, Kul Himmet, Nesimi çizgisindeki âşıkların deyişlerinden ilham alır. Kendi kuşağından Ali Metin, Aşık Hüseyin gibi âşıklarla sürekli irtibatta kalarak geleneğin içinde pişer. İlk dönemlerinde “usta malı deyiş” söyleyen her âşık gibi, O’nun da kendi deyişlerini çalacağı, söyleyeceği bir gün gelecektir...

Mahmut Erdal 1960’lı yıllarda artık iyiden iyiye bu mesleğin kendisi için vazgeçilmez olduğunu anlamıştır. Bu doğrultuda çalışmalar yapmak için büyük çabalar gösterir. Askerlik dönüşünde Yıldıray Çınar’a verdiği beş türküyle artık profesyonel müzik dünyasının içine girmiştir. 1964 yılında Ankara Radyosu’nda göreve başlar. Yine aynı yıl Radyoda açılan “mahalli sanatçı” sınavını kazanır: “Bu sırada Şemsi Belli’nin Adım Adım Anadolu programı devam ediyordu. Ara sıra Semsi Belli’nin konuğu oluyordum. Bu nedenle ismim yavaş yavaş duyulmaya başlamıştı. O yıllarda Turan Fevzioğlu Sivas milletvekili idi... Beni Ankara Radyosu’nda bir işe koyması için yalvardım. Rahmetli Fevzioğlu adımı not etti ‘ilgileneceğim’ dedi. Fevzioğlu Prof. İsmet Giritli’ye söylemiş, İsmet Giritli de Radyoevi’nin müdürü Yılmaz Hiçyılmaz’a söylemiş olacak ki müdür bana, ‘sana şimdilik bir görev verelim ileride bir şeyler yaparız’ dedi. Ben büyük stüdyoda görevlendirildim. Mikrofonları indirip kaldıracaktım. Stüdyonun temizliği de bana verilmişti. Bu iş altı ay kadar sürdü. 1965 yılında yöre sanatçıları (o zamanki adıyla mahalli sanatçılar) için sınav açıldı. Bu sunavı mahalli sanatçı olarak Ankara’da Neşet Ertaş ile ben, İstanbul’da da Âşık Daimî kazanmıştı”(3).

Bu yıllar Mahmut Erdal’ın altın yılları oldu denilebilir. Zira artık sesi radyolardan işitilir, halk gecelerine sıklıkla konuk olur. 1966 yılında Grafson firmasından çıkan ilk plağı ile müzik sektörünün ayrı bir platformunda da var olduğunu gösterir. Bu çalışmalarını öylesine ilerletir ki 1966-1974 yılları arasında 85 adet 45’lik plağını dinleyicilerle buluşturur. 60’lı yıllar siyasal açıdan Türkiye’nin yeni bir sistem içinde yer aldığı yıllardır. 1961 Anayasasıyla oluşan bu yeni ortam ve dünyadaki siyasi hareketler Türkiye’de çeşitli biçimlerde yorumlanmış, “köy-kent”, “zengin-yoksul”, “halk-seçkinler” türünden ikilemler iyiden iyiye ortaya çıkmıştır. Mahmut Erdal da beslendiği kültür kanalları gereği yaşanan değişime kayıtsız kalmaz/kalamaz. Yeni oluşum içinde aktif değilse bile dolaylı olarak yer alır. Bu siyasi hareket merkez sol biçiminde tanımlanabilir... 70’li yıllar bu yapının daha da derinleştiği yıllardır. Bu dönemde âşıkların siyasal çizgilerini belirginleştirip o yönde çalışmalar yapmaya eğilimli olduğu yıllardır; ancak Mahmut Erdal için bu türden belirlemeler çok kolay olmaz... Üstelik bu yıllara gelindiğinde, plaktan, konserlerden kazanılan parayla dört çocuk ve bir ev geçindirmek kolay değildir. Ayrıca TRT’deki “mahalli sanatçılık” görevi de buna izin vermeyecektir...

1970’li yıllar Mahmut Erdal’ın yaşamında derin içsel çelişkiler, toplumsal çalkantıların kişisel sorumluluğu ve maddi kaygılarla geçer. 1976-1977 yıllarında Almanya’da 7 adet kaset çıkarır. Ancak iç çelişmeleri ve özel hayatındaki bazı sorunları, mesleğin en verimli döneminde O’nun sazından ve sesinden ayrılmasına sebep olur... Yine bu dönemde TRT ile de ilişkisi kesilir. O da geçimini temin etmek için ticarete atılır. Tâ 1992 yılına kadar camiadan uzak durur. 1992 yılından itibaren şiir yazmaya ve yazdığı bu şiirleri ezgilendirmeye başlar. Bunlardan bir kısmını Yine Dertli Dertli-Barışa Semah Dönenler ile Bir Ozanın Kaleminden (4) adlı kitaplarında ve Çarelerim ,Yine Dertli Dertli , Bir Gün Anlarsın adlı albümlerinde değerlendirmiştir. Halen İstanbul’un Yeni Bosna Semtinde yaşamaktadır.

Mahalli Sanatçılıktan Âşıklığa
Mahmut Erdal’ın âşıklık geleneği içindeki yerini ele alırken çağdaşı âşıklardan farklı özellikler göstermesi sebebiyle ayrı bir biçimde incelemek yerinde olur. Öyle ki âşıklık geleneğinde sıkça rastlanan bir durum olan, âşığın ilk dönemlerden itibaren kendi şiirlerini söylemesi/yazması keyfiyeti Mahmut Erdal’da görülmez. O daha çok ilk dönemlerinde usta malı deyişleri icra eden mahalli sanatçı kimliğindeki âşık tipini bizlere hatırlatır. Biz Mahmut Erdal’ın “mahalli sanatçılığını” ve “âşıklığını” üç dönem içinde değerlendiriyoruz; bunlar: 1955-1965 yılları arasındaki “ilk dönem”, 1965-1992 yılları arasında kalan “ikinci dönem” ve 1992 yılından günümüze kadar gelen “üçüncü dönem”dir.

Mahmut Erdal 1955 yılında Muzaffer Sarısözen’in yanına gittiğinde daha 17 yaşında olan bir gençtir. Bu dönemde âşıklıktan öylesine uzaktır ki, yalnızca köyünde, beldesinde, yakın çevresinden duyduğu deyişleri (Usta malı) ve türküleri çalıp söylemektedir. Ayrıca bu dönemin başlarında düzensiz olan hayatı da dönem içinde şekillenmeye başlar: Evlenir, çocukları olur, Ankara’ya yerleşir, işe girer vs. Bu dönemde ne O’nun dilini çözecek olaylar yaşanır (!), ne de O sosyal olaylara ilgi gösterir. Bu dönem, O’nun hayata ve mesleğe hazırlanması için gereken “ilk dönem”dir.

İkinci Dönem Mahmut Erdal’ın hayatının en renkli dönemidir. Mesleki bakımdan tecrübe kazanması, toplumsal konulara ilgi duyması, resmi ve özel müzik kuruluşlarıyla yakın temasta bulunması hep bu dönem içinde gerçekleşmiştir. Erdal, Çamşıhı yöresi adı verilen ve bu yöreye özgü çalış ve söyleyiş tavrı (5)olan türküleri, deyişleri ve bilhassa uzun havaları gerektiği gibi icra eden ender kişilerden birisidir. Ancak âşık kimliği hâlâ oluşmuş değildir. Zira O seslendirdiği bazı türkülerin sözlerinde etkin rol oynamıştır ama, bu durum O’nun dilinin çözüldüğü anlamını taşımaz. Bu dönemde tanıştığı ve birlikte olduğu arkadaşları, sosyal çevresi ve dönemin sosyal koşulları hayatında belirleyici rol oynamaya başlar. İlk dönemin hayata hazırlayıcı özelliği gibi bu dönem de O’nu âşıklığa hazırlayan bir süreci kapsar.

Ve 1992 yılından itibaren kendi şiirlerini yazan/söyleyen, usta malı ve/veya yerel melodilerin yanında kendi doğdurduğu ezgilerle bu şiirleri icra eden âşık tipi ortaya çıkmıştır artık. Bu dönem, Erdal’ın gerek mahalli sanatçı olarak, gerekse âşık olarak meslekteki olgunluk dönemidir. O, son dönemde ortaya çıkan âşık/ozan kimliğinden çok, ilk ve ikinci dönemde var olan mahalli sanatçı kimliği ile geniş kitlelere seslenmiştir ve bu sayede tanınmıştır. Özellikle derleyip aktardığı türküler, Çamşıhı yöresinin uzun havaları, deyişler ve semahlar ile halk kültürüne büyük katkılar sağlamıştır. Elbette âşıklığı da en az diğer vasıfları kadar önemlidir. Mahmut Erdal’ın halk sanatçılığı ve âşık/ozan kimliği üç bakımda önem taşır. Bunlardan biri teknik, diğer ikisi kültürel ve ideolojiktir:

1) Yöresinin türkülerini, manilerini, deyişlerini kısaca ses kültürünü derleyip, onları yeniden icra eden mahalli sanatçılığı ve bunun uzantısında ortaya çıkan ozan kimliği
2) Dede soyundan gelen âşıklar/ozanlar içinde farklı bir yer taşıması
3) Yakın dönem Alevi aydınlanmacılığı içinde yer alan ideolojik görüşün izdüşümü sayılabilecek Atatürkçü düşüncenin özgün bir temsilcisi olması.

Bu başlıkların her birisi üzerine söylenecek çok söz olmasına ve Mahmut Erdal’ı daha etraflıca anlamak gereği doğmasına karşın, biz kısıtlı albüm kitapçığı içinde ancak bu ana hatları vermekle yetiniyoruz. Âşığı tanımanın bir başka yolu olan şiirlerinden kısa alıntılarla, O’nun fikir hayatını kısaca ele almak sanırız yararlı olacaktır. Mahmut Erdal, Hüseyin Abdal soyundan gelme ocakzâde bir âşıktır. Alevilik O’ nun için kutsal bir yoldur. Bu yolun içinde bulunan mürşitlik makamında olanlar da, pirlik makamında olanlar da önemlidir, uludur. İşte Pir Sultan da böylesi kişilerden biridir Erdal için:

Ozanların mürşidisin pirisin
Yanar bu bağrımda közün Pir Sultan
Bence sen bir evliyalar erisin
Kıblegâhtır bana yüzün Pir Sultan

..............

Yine aynı deyişte Pir Sultan’ın yolundan gittiğini şu sözlerle ifade eder:

Felsefen düşüncen güçsüzden yana
Can feda eyledin candan canana
Mahmut Erdal gibi nice ozana
Pusula olmuştur izin Pir Sultan

1960’lı ve 70’li yılların politik ortamında pek çok acıyı yaşadıktan sonra –geç de olsa- toplumsal konular üzerine şiir söylemeye başlar. Bu dönemde (1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren) şiirlerinde daha çok, “gericiliğe”, “sömürü düzenine” karşıtlık vardır. Bununla birlikte Atatürk ve devrimlerini öven, vatan severliğe vurgu yapan şiirleri de azımsanmayacak sayıdadır.

Böyle adalette böyle düzende
Atsınlar zindana suçsa ne yazar
Din iman değildir yoksulun derdi
Ha İsa, ha Musa putsa ne yazar

..............

Başka bir deyişinde ise:

Mahmut Erdal der ki, bu nasıl haldı
Cehalet oynadı yobaz tef çaldı
Babadan dededen miras mı kaldı
Eşekler değişti sen değişmedin

Atatürk ve devrimleri için de şöyle söylüyor:

Şanlı Ata’m anıtından bir çakıl
Sökemezler devrimlerin var iken
Vatan toprağında şer tohumunu
Ekemezler devrimlerin var iken

.............

Mahmut Erdal sil gözünün pasını
Sarığa kul etme kafa tasını
Meşalen yanında gaz lambasını
Yakamazlar devrimlerin var iken

Elbette O da her halk ozanı gibi aşk ve sevda üzerine söylemeden edemez:

Mecnun etti bir güzelin bakışı
Yaktı bu bağrımı ateşe benzer
Yalın kılıç gibi kirpiği kaşı
Gözünün ziyası güneşe benzer

.....................

Zaman zaman güzelleri inceden inceye alaya almayı da ihmal etmez:

Mahmut Erdal der ki, bir zarif sazdın
Mevsimler içinde bahardın yazdın
Ödünsüz, gururlu bir güzel kızdın
Birkaç nikâh yemiş dula dönmüşsün

Ama sevdiğinden haber alamadı mı her âşık gibi hâli yaman olur Mahmut Erdal’ın. Bu yüzden anılmak, hatırlanmak ister; görmek sarılmak ister sevdiğine:

Beklerim selamın seher zamanı
Ilgıt ılgıt esen yel ile gönder
Engel olur ise dağlar dumanı
Mektupla geç kalır tel ile gönder

................

Ateşlere yakma Mahmut Erdal’ı
Tükendi takati kalmadı hâli
Kulağım haberde gözletme yolu
Ağızdan ağıza dil ile gönder

Mahmut Erdal’ın şiirlerinde âşık edebiyatının tipik özelliklerini görmek mümkündür. Biçim olarak, 8 ve 11 heceli koşmalar sıklıkla kullanılır. Erdal için şiirin biçiminden çok özü önemlidir. Bu bakımdan başka arayışlara girmediği görülür. Her yazdığı şiiri mutlaka ezgilendirmez. O, bunu da bir gereklilik olarak görmez. Anlatımda daima sadeliği, tematik bütünlüğü dikkate aldığı görülür.

Kaynak:Melih Duygulu

Notlar
(1) Çamşıhı yöresinde bu köye “Hacı Ağa’nın Köyü” de denilir.
(2) Mahmut Erdal’la 2002’de yaptığımız görüşme.
(3) Mahmut Erdal, Bir Ozanın Kaleminden, Ankara 2002, Çamşıhı Hüseyin Abdal Derneği Yayınları, s.58.
(4) Bu kitap 1996-2002 yılları arasında tam 7 defa basılmıştır.
(5) Çamşıhı Ağzı veya tavrı adı verilen bir uzun hava söyleyiş ve çalış biçimi vardır, ki bu dokunaklı icra biçimi Sivas’ın en karakteristik müzik tavırlarından birisidir. Ancak bu tavrı andıran Malatya’nın Arguvan Ağzı denilen uzun hava tarzı, çeşitli sebeplerden ötürü daha yaygın olarak bilinmektedir.

Yazıyı alıntıla | Okunma: 1517

İlk yorumu sen yap

Yorum Ekle
İsim:
Yorum:

Güvenlik Kodu:* Code
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Güvenlik kodunu göremiyorsanız sayfayı yenileyiniz.

 
< Önceki   Sonraki >
Haftanın Popülerleri
Son Eklenenler

Alfabetik Sıralama
 A B C D E F G H I J
 K L M N O P Q R S T
 U V W X Y Z
Rastgele




E-posta adresini gir, yeni eklenen hayat hikayeleri posta kutuna gelsin.(E-posta adresinizi girdikten sonra açılan pencereden güvenlik kodunu girmeniz gerekiyor.)
TARİHTE BUGÜN / DOĞANLAR - ÖLENLER .:::BETA :::.
Ocak
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Şubat
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29
Mart
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Nisan
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Mayıs
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Haziran
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Temmuz
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Ağustos
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Eylül
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Ekim
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Kasım
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Aralık    
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Seda Sayan
Seda Sayan Asıl adı Aysel Gülsaçar olan Seda Sayan, 1965 yılında İstanbul Eyüp'te doğdu. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğu için hem okudu hem de tezgahtarlık, fabrika işçiliği yaptı....
Oğuz Tansel
Oğuz Tansel 1915 yılında Bozkır'ın Meyre köyünde doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Fakülteyi bitirmeden başladığı öğretmenlik yaşamı 1969 yılında emekli oluncaya kadar sürdü. Türk edebiyatının özgün şairlerinden olduğu kadar, bir masal...
Muzaffer Buyrukçu
Muzaffer Buyrukçu  (1930 - 2006) Niğde’de 1930 yılında doğan Buyrukçu, 1951-1970 yılları arasında memurluk yaptı. Yazı hayatına şiir ve gazetelerde öykü yazarak başlayan Buyrukçu, 1953 yılından sonra da yazılarını dergilerde yayımlamaya başladı. Konularını...
Rüştü Reçber
10 Mayıs 1973 Korkuteli, Antalya doğumlu. Türk futbolunun yetiştirdiği en iyi kalecilerden biri olan Rüştü Reçber,
Mehmet Seyda
1919 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. Öğrenimini liseye kadar devam
©2006-2008 isimsizsiniz.com