
9 Ocak 1890 tarihinde Berlin'de doğdu. Alman gazeteci ve yazar. Kaspar Hauser, Peter Panter,
Theobal
Tiger ve Ignaz Wrobel adlı takma adlarla da yazılar
yazmıştır. Tucholsky Weimar Cumhuriyeti'nin en önemli gazeteci -
yazarlarındandır. Politik bir gazeteci ve haftalık dergi "Die
Weltbühne"nin yayıncılarından birisi olarak Heinrich Heine geleneğinde
toplumcu - gerçekçi, toplumu eleştiren bir yazar olduğunu
kanıtlamıştır. Aynı zamanda bir taşlama (hiciv) ustası, kabare yazarı,
şarkı sözü yazarı, romancı ve şairdir. Kendisini demokrat, barışsever
ve antimilitarist olarak tanımlayan Tucholsky, öncelikle politika, ordu
ve yargı içindeki antidemokratik eğilimlere ve özellikle Nasyonal
Sosyalizm'in tehditlerine karşı uyarılarda bulunmuştur.
Yaşamı
Gençlik, Okul Zamanları, Üniversite Kurt Tucholsky'nin 9 Ocak 1890'da
dünyaya geldiği ev Berlin - Moabit'te Lübecker Caddesi 13 numaradadır.
İlk çocukluk yıllarını, babasının işi nedeniyle tayin olduğu Stettin'de
geçirdi. Yahudi bir bankacı olan Alex Tucholsky 1887 yılında kuzeni
Doris Tucholsky ile evlendi. Üç çocukları oldu: Kurt (en büyük
oğulları), Fritz ve Ellen. 1899 yılında aile Berlin'e geri geldi.
Tucholsky, annesi ile olan ilişkisi yaşamı boyunca bozuk olmasına
karşın, babasını çok sevdi ve ona karşı çok büyük bir saygı besledi.
Alex Tucholsky 1905 yılında frengi hastalığından vefat ettiğinde eşine
ve çocuklarına hatırı sayılır bir servet bıraktı. Bu servet sayesinde
büyük oğlu para sıkıntısı çekmeden yüksek öğrenimine başladı. Kurt
Tucholsky 1899 yılında Berlin'deki Fransız Lisesi'ne kaydoldu. 1903
yılında, özel bir öğretmenle bitirme sınavlarına hazırlanmak için 1907
yılında terk ettiği Königliche Wilhelms Lisesi'ne geçiş yaptı.
1909 yılında dışarıdan bitirme sınavlarını verdikten sonra aynı yılın
ekim ayında Berlin'de, 2. yarıyılda 1910 yılının ilkbaharında Genf
Üniversitesi'nde devam ederek, hukuk eğitimine başladı. Tucholsky
öğrenimi esnasında edebiyata karşı da çok ilgiliydi. Bu nedenle ressam
arkadaşı Kurt Szafranski ile birlikte 1911 yılının Eylül ayında, çok
değer verdiği, Kafka'nın da arkadaşı olan yazar Max Brod'u ziyaret
etmek ve kendi yaptığı mini peyzajla ona sürpriz yapmak üzere Prag'a
gittiler. Franz Kafka ile görüşmelerinden sonra, Kafka 30 Eylül 1911
tarihinde günlüğüne Tucholsky ile ilgili şunları yazar: "…Bastonunu
kontrollü ve güçlü sallaması nedeniyle omuzlarını genç olarak dik
tutmaktan tutun da, tedbirli bir sevinç ve kendi edebi çalışmalarını
hor görmeye kadar, tam anlamıyla tutarlı 21 yaşında bir insan. Avukat
olmak istiyor,…"
Ancak hukuk alanındaki kariyerini tamamlayamadı. Tucholsky öğreniminin
sonlarına doğru gazetecilikle çok fazla uğraştığından 1913 yılında
birinci hukuki devlet imtihanına girmekten vazgeçti.Bu aynı zamanda
avukatlık mesleğinden de vazgeçme anlamına geliyordu. Buna rağmen bir
üniversite bitirme amacı ile 1913 yılının Ağustos ayında Jena
Üniversitesi'ne doktora yapmak için başvurdu.
Yazarlığındaki ilk başarılar
Daha öğrenci olduğu yıllarda Tucholsky, ilk gazetecilik çalışmasını
yayınlamıştır. Satirik haftalık taşlama dergisi Ulk, 1907 yılında,
henüz 17 yaşındaki Tucholsky'nin, İmparator Wilhelm II 'nin sanat
zevkini alaya aldığı kısa bir masal (Märchen) ını yayınladı. Üniversite
yıllarında gazetecilik işlerine yoğunlaştı. Diğer çalışmalarının yanı
sıra, Alman Sosyal Demokrat Parti yayın organı Vorwärts (İleri)'de
çalıştı. Alman Sosyal Demokrat Parti'si (SPD) için 1911 yılı seçim
çalışmalarına katıldı.
1912 yılında, o zamanlara göre alışılmadık yeni, alaycı - erotik bir
ton vurgulayan ve onun ilk defa büyük bir kitle tarafından tanınmasını
sağlayan, "Rheinsberg - Sevenler için Resimli Kitap" yayınlandı.
Tucholsky kitabın satışını artırmak amacıyla, öyküleri resimleyen
Szafranski ile birlikte Berlin Kurfürstendamm da bir "Kitap Barı" açtı.
Burada kitap satın alan herkese bir içki (schnaps) ısmarlanıyordu.
Bu öğrenci muzipliği bir kaç hafta sonra sona erdirildi. Buna karşılık
Tucholsky'nin 1913 yılı başlarında giriştiği bir çalışma çok daha uzun
sürecekti. 9 Ocak 1913'te sol - liberal tiyatro dergisi Die Schaubühne
(Gösteri Sahnesi), ileride ismi Die Weltbühne (Dünya Sahnesi) olarak
değişen, ölümüne kadar Tucholsky'nin danışmanı ve arkadaşı olarak
kalacak olan yayıncı Siegfried Jacobsohn 'un haftalık dergisinde ilk
makalesi yayınlandı. Tucholsky ölümünden 2 yıl önce kaleme aldığı
özgeçmişinde bu özel ilişki için şunları yazmıştır: "1926 yılında vefat
eden yayıncı Siegfried Jacobsohn'a, Tucholsky, kendisinin bugüne
gelmesindeki tüm katkılarından dolayı teşekkür eder" Schaubühne 'nin
her sayısında Tucholsky'nin iki veya üç yazısı yayınlanıyordu.
Birinci dünya savaşında asker
Gazetecilik kariyeri 1.Dünya Savaşı çıkınca kesintiye uğradı.1914
Ağustos'u ile 1916 Ekim'i arasında Tucholsky'nin sadece bir tek
makalesi yayınlandı. Savaşın başlaması için atılan yurtsever
çığlıklarından, bir çok yazar ve şairin aksine etkilenmedi. Önce Jena
Üniversitesi'nde öğrenimini bitirdi.1915 yılı başlarında "İpotek
Hukuku" çalışmasıyla hukuk doktorasını (Dr.jur.cum laude) aldı. Aynı
yılın Nisan ayında askere alındı ve doğu cephesine gönderildi.Orada
önce mücadele yapmayı öğrendi ve cephane görevlisi olarak hizmet
verdi.Sonra da bölük yazıcısı oldu. Kasım 1916 tarihinden itibaren
savaş alanı gazetesi "Der Flieger"'i çıkardı.(havacı). Alt-Autz -
Kurland'daki topçu ve pilot okulu idare bölümünde, daha sonra
evleneceği Bayan Mary Gerold'la tanıştı. Tucholsky, bölük yazıcısı ve
redaktör olarak çalışmasını, kendisini,cepheye avcı hendeğinde bir
göreve gitmekten alakoyan bir fırsat olarak görüyordu. Geriye bakıp
şunları yazmıştı: "Ben 3,5 yıl gücümün yettiğince savaştan kaçtım.
(...) Vurulmamak ve vurmamak için her yolu,her aracı denedim - kötü
araçları bir kere bile kullanmadım. Ama beni zorlasalardı, hiçbir
istisna yapmaksızın, her yolu dener, her aracı kullanırdım: Rüşvete,
suç teşkil edecek bir eyleme hayır demezdim. Çok kişi böyle yapıyordu"
– Ignaz Wrobel: Savaşta neredeydiniz bay - ? "Die Weltbühne" 30 Mart
1926, Sayfa 490
Mary Gerold'a yazılan bir mektupdan da anlaşıldığı üzere bu araçlar,
kısmen belli bir mizahı da ortadan kaldırmıyordu: "Birgün yürüyüş için
bir tane eski ağır bir tüfeği omzuma astım. Bir tüfek? Ve savaşın
içinde? Asla, diye düşünüyordum. Ve onu bir barakaya dayadım. Ve orayı
terkettim. Hatta bu olay o zamanki derneğimizin de
dikkatini çekmişti. Bu işten nasıl sıyrıldığımı bilmiyorum, ama bir
şekilde başarıldı. Ve tüfeksiz de oldu." – Kurt Tucholsky: Yaşanmamış
Hayatımız. Mary'e Mektuplar. Reinbek 1982, Sayfa 247
Hukukçu Erich Danehl ile tanışması sonucu 1918 yılında Başçavuş
Yardımcısı ve Saha Komiseri olarak Romanya 'ya gönderildi.
(Tucholsky'nin arkadaşı Danehl daha sonra "Karlchen" adıyla
Tucholsky'nin bir çok yazısında yer almıştır. Örneğin "Das Wirtshaus im
Spessart") Tucholsky, 1918 yazında Romanya'nın Drobeta Turnu Severin
şehrinde yapılan bir vaftiz töreni ile protestan oldu. Yahudi
cemaatinden zaten 1 Temmuz 1914 yılında çıkmıştı.
1918 yılı ağustos ayında 9. Savaş Bonoları için yapılan ödüllü
yarışmaya katılmasına rağmen, Tucholsky 1918 sonbaharında savaştan
inançlı bir antimilitarist ve pasifist olarak döndü.
Cumhuriyet için kavga
1918 yılının aralık ayında, yayıncı Rudolf Mosse'a ait sol liberal
gazete Berliner Tageblatt'ın haftalık hiciv ilavesi Ulk'un yazı işleri
müdürlüğünü, 1920 yılının nisan ayına kadar üstlendi. Weltbühne için de
yeniden düzenli olarak çalışmaya başlamıştı. Sol demokrat olan bu
haftalık gazeteyi Tucholsky ile çok fazla sıkmamak için,daha 1913
yılında,yazarlığının sonuna kadar kullandığı, üç takma ad kullanmaya
başlamıştı: Ignaz Wrobel, Theobald Tiger ve Peter Panter.Theobal Tiger
zaman zaman Ulk'da da yazdığı için Weltbühne'de ilk defa 1918 yılının
aralık ayında dördüncü bir takma adla, Kaspar Hauser adıyla bir şiir
yayınlandı.Ayrıca çok nadir olarak, toplamda sadece beş kere, Paulus
Bünzly,Theobald Körner ve Old Shatterhand takma adlarıyla da yazılarını
yayınladı. Tucholsky, takma adlarının oluşturulması ile ilgili şunları
anlatıyordu: "Ses yinelemeli(aliterasyon) takma adlar Berlin'li bir
hukukçunun bulduğu isimlerdir. (…) Onun, medeni kanunu,haciz
kararlarını ve ceza davalarını anlattığı insanların isimleri A veya B
değildi,miras ve miras bırakan da değildi.
Onların isimleri, Benno Büffel ve Theobald Tiger; Peter Panter ve
Isidor Iltis ve Leopold Löwe ve bu şekilde alfabenin tüm harfleri ile
devam eden ses yinelemeli adlardı. (…) Wrobel – bizim hesap defterinin
adıydı; ve Ignaz ismi de bana hep çok çirkin geldiğinden,inatla ve
büyük bir nefretle, kendini yoketme eylemine ve varoluşumun yeni
durumunu vaftiz etmeye başladım. Kasper Hauser'in ise tanıtılmaya
gereksinimi yok." – Start. "Mit 5 PS" Sayfa 12. Berlin 1928
Takma adları kullanmak genelde gerekli hale gelmişti. Politik
başyazılardan ve yorum ve taşlamalar yaptığı mahkeme röportajlarından,
şiirler ve kitap tartışmalarına kadar Tucholsky'nin katkıda bulunmadığı
hiçbir konu yoktu. Ayrıca kabarelere, (örneğin: Bühne Schall und Rauch
- Ses ve Duman Sahnesi) Claire Waldoff ve Trude Hesterberg gibi
şarkıcılara, metin ve şarkı sözleri yazıyordu. 1919 ekiminde
Tucholsky'nin şiir derlemeleri Fromme Gesänge - Sofu Şarkılar -
yayınlandı.
Savaştan hemen sonra Tucholsky daha sonra çok pişman olacağı bir işe
girişti:Propaganda gazetesi Pieron'da temmuz 1920 - nisan 1921
tarihleri arasında iyi bir ücretle çalıştı. Hükümet adına çalışan bu
gazete, Oberschlesien'deki Almanya - Polonya sınırının belirlenmesi
için yapılacak referandum öncesi, Polonya aleyhine kamu oyunu
kışkırtıyordu. Diğer gazetelerin, Pieron'un demagoji ve kışkırtmalarını
sert bir şekilde eleştirmeleri sonucu,Tucholsky'nin artık USPD'nin
(Almanya Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi) yayın organında yazması
yasaklandı. Haziran 1922 de toplanan USPD parti karar komisyonu,
Tucholsky'i partiye karşı çalışma suçlamalarından akladı.Ama Tucholsky
daha sonra bu davranışı için bir özeleştiri yaptı: "O zamanlar her iki
taraftanda,daha sonra Ruhr'da da olduğu gibi, zaten bozulmuş olan
topluma fikirler pompalanıyordu. Ben de bu işe elimi bulaştırdım. Bunu
yapmamam gerekirdi. Yaptıklarım için pişmanım." – Ein besserer Herr.
"Die Weltbühne" 25. Haziran 1929, Sayfa 960
Tucholsky,politik bir yazar olarak daha 1919 yılı ocak ayında Weltbühne
dergisinde,antimilitarist yazı serisi Militaria'yı (Asker Ülkesi)
başlattı. Bu yazı serisi, subayların,Tucholsky'nin kendisinin de savaş
sırasında gördüğü ve cumhuriyet zamanında da devam eden, kaba ve bayağı
imparator Wilhelm ruhuna bir dokundurmaydı.
Fakat savaşta yaptığı askerliği dönemindeki kendi davranışları da,
şiddetle eleştirdiği Alman ordusundan çok da farklı değildi. Bu nedenle
biograflar "Militaria" yazılarında Tucholsky'nin bir şekilde kendisiyle
hesaplaştığını söylerler(Hepp). İlk yazıda şunları yazar: "Biz, soysuz
militarizmin başımıza açtığı bu suçu işlemek zorundaydık.Bu utanç
verici çağdan,tamamiyle geri dönersek ancak düzene gireriz.
Spartaküs değil.Kendi halkını, amacına ulaşmak için,araç olarak gören
subaylar da değil. Sonuç? Dürüst Alman." – Militaria. Offizier und
Mann. "Die Weltbühne" 9. Ocak 1919, Sayfa 39
Aynı şekilde, ilk yıllarında Weimar Cumhuriyeti'ni sarsan pekçok
politik ölümleri de sert bir şekilde eleştiriyordu. Solcu, pasifist
veya sadece liberal politikacılar, gazeteciler ve yazarlara suikastler
yapılıyordu. Örneğin Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg, Walther
Rathenau, Matthias Erzberger ve Philipp Scheidemann veya Maximilian
Harden. Dava muhabiri olarak, aşırı sağcı gizli örgüt katillerinin
duruşmalarında,sanıkların monarşist ve milliyetçi görüşlerini,
hakimlerin genelde paylaştıklarını ve onlara sempati duyduklarını
tespit etmişti. 1922 yılında yazdığı Prozeß Harden - Harden Davası
makalesinde şunları yazar: "Alman politik cinayetleri son dört yılda
sistematik bir şekilde organize olmuştur. (...) Her şey baştan
belirlenmiş: Meçhul bir finansör tarafından kışkırtma, suç (sürekli
arkadan), üstünkörü soruşturma, sudan bahaneler, birkaç boş laf,
yalandan baskılar, hafif cezalar, cezaların ertelenmesi, ayrıcalıklar -
"Devam edin!" (...) Bu kötü bir hukuk değil. Bu eksik bir hukuk değil.
Bu aslında bir hukuk değil. (...) Balkanlar ve Güney Amerika
kendilerinin bu Almanya ile karşılaştırılmasına müsamaha göstermezler"
– Prozeß Harden. "Die Weltbühne" 21. Aralık 1922, Sayfa 638
Tucholsky eleştirilerini, karşıtlarına karşı hoşgörülü davrandığına
inandığı demokrat politikacılara da yöneltmekten kaçınmadı. 1922
yılında, dışişleri bakanı Rathenau'nun öldürülmesinden sonra, bir
şiirle cumhuriyete uyarıda bulundu:
"Bir kez olsun, kaldır başını, ayağa kalk! Yumruğunu vur!
Ondört gün sonra tekrar uyuma!
Defolsun, monarşizmin yargıçları,
subayları ve
senden beslenip seni sabote eden,
evlerinin duvarlarına gamalı haçlar çizen ayak takımı
(...)
Dört yıl süren cinayetler - Tanrı bilir ya yeter
Şu anda son nefesini vermek üzeresin
Göster ne olduğunu. Kendini yargıla
Öl ya da savaş. Üçüncüsü yok anla."
– Rathenau. "Die Weltbühne" 29. Haziran 1922, Sayfa 653
Tucholsky bu arada gazeteci yazarlığı da bırakmadığı gibi doğrudan
politikayla da uğraşmaya başladı. Diğer uğraşlarının yanı sıra 1919
ekiminde Friedensbundes der Kriegsteilnehmer - Savaşa katılanların
Barış Birliği'nin kuruluşunda kurucu üye oldu ve 1920 yılında üyesi
olduğu USPD - Bağımsız Sosyal Demokrat Parti'de aktif görev aldı. Bir
partiye üye olması, o partinin üyelerini eleştirmekten Tucholsky'i
alakoyamazdı. USPD gazetesi Freiheit - Özgürlük'ün yazı işleri müdürü
Rudolf Hilferding'i şöyle yargılıyordu: "Bay Dr. Rudolf Hilferding,
devlet tarafından sosyal demokrasi ile mücadele etmek için Freiheit'ın
yazı işlerine getirildi. İki yıl içinde,Freiheit'ı kritik tehlikeli bir
gazete olmaktan öyle bir çıkardı ki,ortada ne gazete kaldı ne de
tehlike" -Dienstzeugnisse. "Die Weltbühne" 3. Mart 1925, Sayfa 329
Önderlerinin Ekim Devrimi sırasında, taraftarlarına karşı başarısız
olduklarını, hatta ihanet ettiklerini iddia eden Tucholsky SPD ile çok
daha sert hesaplaşıyordu. Friedrich Ebert hakkında 1922 yılında Prozeß
Harden makalesinde şunları yazar: "Ve inandıklarını gerçekleştirme
olanağı ortaya çıktığı zaman, inandıklarını unutan bu başkan, her şeyin
üzerinde azametle oturuyor"
Yüksek enflasyon nedeni ile geçinmekte zorlanan Tucholsky, para
kazanacağı bir iş nedeniyle,gazeteci yazarlığı geri plana itmek zorunda
kaldı. Sadece mali nedenlerden dolayı bu adımı atmış olamazdı. 1922
sonbaharında ağır bir depresyon geçirmişti, yazdıklarından ve aklından
kuşku duyuyordu ve hatta ilk defa intihara bile teşebbüs etmişti.
Sonunda 1 Mart 1923 yılında 1. şef Hugo Simon'ın özel sekreteri olarak
Berlin'deki Bett, Simon&Co bankasında işe başladı. Fakat 15 Şubat
1924 tarihinde Sigfried Jacobson ile yeni bir anlaşma imzaladı. 1924
ilkbaharında, Die Weltbühne ve itibarlı bir gazete olan Vossischen
Zeitung'un muhabiri olarak Paris'e gitti.
1924 yılında Tucholsky'nin özel hayatında da büyük değişiklikler oldu.
1920 yılında evlendiği Dr. Else Weil'den 1924 şubat ayında tekrar
boşandı. Aynı yılın 30 ağustosunda, Alt-Autz'dan beri mektuplaştığı
Mary Gerold ile evlendi. 1920 ilkbaharında Berlin'de tekrar
görüştüklerinde, ikisi de birbirlerine karşı yabancılaştıkları sonucuna
çok çabuk varmışlardı. Paris'te de görüldü ki, bu ikisi uzun süre
birbirlerine tahammül edemezlerdi.
Fransa ile Almanya arasında
Kendisine örnek aldığı Heinrich Heine gibi Tucholsky de olümüne kadar
zamanının çoğunu yurt dışında geçirdi ve sadece arada sırada Almanya'ya
döndü. Fakat bu uzaklık Almanya'yı ve Almanların içinde bulunduğu
durumu daha iyi idrak etmesini sağlıyordu.
Die Weltbühne üzerinden ülkesindeki politik tartışmalara katılıyordu.
Ayrıca, 19. yüzyılda Heine'nin yaptığı gibi, Alman-Fransız yakınlaşması
ve dostluğu için de çaba gösteriyordu. Berlin'de, mason derneği Doğan
Güneş'e bağlı Sabah Kızıllığı isimli mason locasına 24 Mart 1924
tarihinden beri kayıtlı olduğu için, Paris'teki mason localarını da
ziyaret ediyordu ve 1925 yılının haziran ayında Paris'te bulunan
L'Effort ve Les Zélés Philanthropes localarına da üye kabul edildi
(Grand Orient de France).[1]
Tucholsky, 1926 yılında Kurt Hiller'in kurduğu Devrimci Pasifistler -
Revolutionärer Pazifisten grubu yönetim kuruluna seçildi. Kurt
Tucholsky, Sigfried Jacobson 1926 yılında öldüğünde, Die Weltbühne'nin
başına geçmek istedi. Fakat bu yayıncılık işi hoşuna gitmediği ve bu
nedenle sık sık Berlin'e gidip gelmesi gerektiği için, işi arkadaşı
Carl von Ossietzky'ye devretti. Yayıncılığı birlikte yürüttükleri için
de devrimci pasifist Kurt Hiller'in yazılarının yayınlanmasını da
sağladı.
1927 ve 1928 yıllarında deneme formunda yazdığı gezi yazılarını içeren
Pireneler kitabı, yazılarını derlediği Mit 5 PS - 5 PS ile (Burada
kendi ismi ve diğer dört takma adı kastedilmekte) ve Mona Lisa'nın
Gülüşü adlı kitabı yayınlandı. Kahramanları Herrn Wendriner ve Lottchen
kanalıyla zamanın Berlin'li karakterlerini anlatmıştır.
Aynı zamanda Almanya'nın durumunu da eleştirel gözlerle takip ediyordu.
Nisan 1927'de Die Weltbühne'de üç makaleden oluşan bir yazıyla, ona
göre Weimar Cumhuriyeti'nin gerici yargısını temsil eden Alman
yargıçlarını rezil etmişti. Tucholsky'e göre, bu antidemokratik
ilişkilerin kökten değiştirilmesi için, bu sefer başarılı olacak ikinci
bir devrime gerek vardı. Şöyle yazıyordu: "Hiç muhalefet yok mu? Bir
tane var.
Büyük, etkili, ciddi: Antidemokratik, alaycı gülüşlü, adalet fikri için
bilinçli adil olmayan sınıf kavgası. Bürokrasiyi temizlemek için sadece
bir şey var. Bir kelime ki, egemen sınıfın tüylerini ürperteceği için,
burada yazmak istemiyorum. Bu kelimenin anlamı: Kökten değişim.
Çekidüzen vermek. Genel temizlik. Havalandırma.” – Deutsche Richter.
"Die Weltbühne" 12, 19, ve 26 Nisan 1927
Aynı şekilde 1928 yılında November - Umsturz - Kasım - Devrim adlı
yazısında on yıllık cumhuriyetin bilançosunu çıkarıyordu: Alman devrimi
daha olmadı. Geçici bir süre için Tucholsky KPD - Alman Komünist
Partisi 'ne yakın oldu ve partiye yakın A.I.Z. - Resimli İşçi Dergisi
'nde işçi sınıfı kavgası ile ilgili propaganda şiirleri yayınladı.
Evsizler için Barınak isimli şiiri şu akılda kalan dizelerle bitiyordu:
"İyilikler, ey insanoğlu, boşa pompa
Kendi hakkını sınıf kavgası ile kazan, sınıfından kopma"
– Arbeiter Illustrierte Zeitung, 1928, No: 37, Sayfa 10
Tucholsky, yurtdışında bulunduğu zamanlarda da, yazdıklarından rahatsız
olan, kendilerine hakaret edildiğini veya saldırıldığını düşünen
politik hasımlarıyla mahkemelerde karşı karşıya geliyordu. Hatta
"İngiliz Koro Çocuklarının Şarkısı - Gesang der englischen Chorknaben"
isimli şiirinde tanrıya küfrettiği iddiasıyla 1928 yılında bir dava
açıldı.
Aynı yıl Kurt ve Mary Tucholsky, bir daha birleşmemek üzere ayrıldılar.
Tucholsky, daha 1927 yılında Lisa Matthias'la tanışmıştı. 1929 yılında
birlikte İsveç'te bir tatil yaptılar. Bu tatil, 1931 yılında Rowohlt
Yayınevi tarafından yayınlanan, yine Rheinsberg gençliğinin
boşvermişliğinin ve sorumsuzluğunun anlatıldığı, Gripsholm Şatosu
isimli kısa romanına esin kaynağı olmuştu.
1929 yılında grafiker John Heartfield'le birlikte hazırladığı toplumu
eleştiren eseri Almanya, Almanya her şeyin üstünde - Deutschland,
Deutschland über allesin aldığı tepki, ancak bu kadar büyük olabilirdi.
Burada Tucholsky, Almanya'da kendi zamanında nefret ettiği her şeye en
keskin saldırılarını yaparken, memleketini ne kadar sevdiğini de
gösterme sanatını başarmıştı. Kitabın son bölümünün adı Heimat -
Memleketim: "Şimdi biz 225 sayfa boyunca "Hayır" dedik, merhamet
ettiğimiz için hayır dedik, sevdiğimiz için hayır dedik, nefret
ettiğimiz için hayır dedik, hırslandığımız için hayır dedik ve şimdi de
bir kere "Evet" demek istiyoruz. Evet -: Almanya toprağına ve ülkesine.
İçinde doğduğumuz ve dilini konuştuğumuz ülkeye evet.
ve şimdi size birşeyler söylemek istiyorum: Kendilerini milliyetçi
olarak tanımlayanların ve aslında militarist ve küçük burjuvadan başka
birşey olmayanların, bu ülkenin ve dilinin sahipleri olduğu doğru
değil. Ne frak giymiş hükümet temsilcisi, ne okul müdürü ne de çelik
miğferin bayan ve bayları buranın sahipleri. Biz de buradayız. (...)
Almanya bölünmüş bir ülke. O'nun bir parçası da biziz. Tüm
aykırılıklara rağmen, bizim sessiz vatan sevgimiz sarsılmaz bir
şekilde, bayraksız, duygusallıktan uzak ve kılıçlar çekilmeksizin,
ayakta duruyor." -Heimat. Deutschland, Deutschland über alles. Berlin
1929
Suskunluk dönemi
1930'lu yılların başında, tüm uyarılarının duymazlıktan gelinmesi ve
cumhuriyet, demokrasi ve insan hakları için yapmış olduğu
girişimlerinin etkisiz olduğunu anlaması Tucholsky'i derinden
etkilemişti. Alman politikasının sıkı bir gözlemcisi olarak Hitler ile
birlikte gelen tehlikeyi sezmişti. Hitler'in başa geçmesinden yıllar
önce şöyle yazmıştı: "III.Reich'a ulaşmak için silahlanıyorlar"
Tucholsky, Hitler'in başbakanlığının ülkeyi nereye götüreceğini hayal
etmek bile istemiyordu.
Erich Kästner "Küçük, şişko Berlinli" diye adlandırdığı Kurt Tucholsky
için 1946 yılında "Daktilosu ile bir felaketi önlemek istedi" diye
yazarak onun bu olacakları nasıl önceden öngördüğünü anlatmıştı. Erich
Kästner: Kurt Tucholsky, Carl v. Ossietzky, ‚Weltbühne‘, Die Weltbühne,
4. Haziran 1946, Sayfa 22
1930 yılında İsveç Göteborg yakınlarındaki Hindås'a temelli olarak
yerleşti. Die Weltbühne Davası olarak adlandırılan dava, o zamanlar
eleştirel yayınların ne kadar çok baskı altında olduğunu gösteriyordu.
Carl von Ossietzky ve gazeteci Walter Kreiser 1929 yılından bu yana
vatan hainliği ve gizli askeri bilgileri ifşa etme yoluyla ihanet
suçlamalarından yargılanıyorlardı. Die Weltbühne 'de yayınlanan Alman
havacılığındaki rüzgarlı olaylar başlıklı yazıda, Alman ordusunun,
havacılıktaki yasak silahlanmalarını yazmışlardı. 1931 yılı sonlarında
Ossietzky casusluk suçundan 18 ay hapse mahkum oldu. Ossietzky'ye
ayrıca Tucholsky'nin ünlü sözü "Askerler katildir" nedeniyle de bir
dava açıldı. 1932 yılı temmuz ayında bir mahkeme bu sözün Alman
ordusuna hakaret içermediği yönünde bir karar verdi. Tucholsky
yurtdışında olduğu için, ona karşı bir dava açılmasından vazgeçildi.
Buna rağmen Tucholsky, Ossietzky, Alman havacılığı davasından dolayı
hapiste olduğu sırada, dava için Almanya'ya gelmeyi düşündü. Fakat
Almanya'daki ortam Tucholsky'ye çok riskli geldi.
Nazilerin eline düşmekten korktu. Tabii ki orada olmamasının iyi bir
izlenim bırakmadığını da biliyordu. "Dışarıya karşı, dünyanın
kalıntılarını taşımak zor. İnsanı terkedilmişlik duygusuna sevkediyor.
Yabancı bir ülkede, birini yarı yolda bırakmak, yoldaşım Oss hapiste."
diye yazıyordu, Nazilerin kendisi için bir tehlike oluşturduğu
uyarısını yapan karısı Mary Gerold'e. -Kurt Tucholsky Unser ungelebtes
Leben. Briefe an Mary.(Yaşanmamış Hayatımız.Mary'ye Mektuplar) Reinbek
1982, Sayfa:537
Ölümünden bir kaç gün önce 1932 yazındaki kararından dolayı pişman
olduğunu yazmıştı: "Ama Oss olayında gelmedim bir kere. Çuvalladım. Bu
tembellik, korkaklık, mide bulantısı, aşağılanma karışımı birşey ve
benim gelmem gerekirdi. Hiçbir işe yaramayabilirdi, kesin ikimiz birden
yargılanırdık, belki de bu hayvanların pençelerine düşerdim.Bunların
hepsini biliyorum. Ama geriye kalan tek iz suçluluk duygusu" – Hedwig
Müller'e 19. Aralık 1935 tarihli mektup , Kurt Tucholsky: Mektuplar.
Seçmeler 1913-1935. Berlin 1983, Sayfa 325
Daha 1931 yılından itibaren Tucholsky'nin gazeteciliği ve yazarlığı
giderek suskunluğa dönüşüyordu. Lisa Matthias'la olan ilişkisinin sona
ermesi, çok yakın bir arkadaşının ölümü, kronik solunum yolları
hastalığı ve beş kez ameliyat olduğu burnu nedeniyle üzerine çöken
vazgeçmişlik duygusu artıyordu. Tucholsky'nin son büyük katkısı 8 Kasım
1932 tarihli Weltbühne 'de yayınlandı. Bunlar sadece, "Aforizmalarım"
diye adlandırdığı kırıntılardı.17.Ocak.1933 tarihinde Weltbühne 'de bir
kez de Basel'den yazdığı küçük bir yazısı yayınlandı. Büyük edebi
eserler için gücü gözle görülür bir şekilde düşmüştü. Gerçi Rowohlt
yayınevine bir roman için bir taslak vermişti, ama Almanya'daki politik
gelişmeler bunun gerçekleşmesini önledi. 1933 yılında naziler Weltbühne
'yi yasaklamışlar, Tucholsky'nin kitaplarını yakmışlar ve onu
vatandaşlıktan çıkarmışlardı.
Tucholsky'nin son yılları ve Almanya'daki gelişmelerle ilgili
düşünceleri hakkındaki bilgiler 1960 yılı başlarında yayınlanan
mektuplarından öğrenildi. Diğer kişilerin yanı sıra bu mektuplar,
arkadaşı Walter Hasenclever veya "Nuuna" adını verdiği, son sevgilisi
Zürih'li doktor Hedwig Müller'e yazılmıştı. Nuuna'ya yazdığı mektuplara
bir de günlük sayfaları ekliyordu. Bugün bu günlükler "Q-Günlükleri"
adıyla tanınmaktadırlar. Bu günlüklerde ve mektuplarda Tucholsky
kendisini "Tükenmiş Alman" ve "Tükenmiş Şair" olarak adlandırıyordu.
11.Nisan.1933 yılında Hasenclever'e şöyle yazıyordu: "Bizim Dünyamızın
Almanya'da var olmasının son bulduğunu size söylememe herhalde gerek
yok. Bu nedenle ben ilk defa çenemi tutacağım. Okyanusa karşı ıslık
çalınmaz" -Kurt Tucholsky Politische Briefe Politik Mektuplar Reinbek
1969, Sayfa:16.
Sürgünde yaşayan birçoklarının düşündüğü gibi, Hitler
diktatörlüğünün çok yakında yerle bir olacağı hayaline de kapılmıyordu.
Gerçek bir bakışla Almanların çoğunluğunun diktatörlükten şikayetçi
olmadığını ve yabancıların da Hitler'in egemenliğini kabul ettiklerini
tespit etmişti. Bir kaç yıl içerisinde bir savaşın patlak vereceğini
düşünüyordu.
Tucholsky, mevcut olan sürgün edebiyatı ve gazeteciliğinde yer almayı
kesinlikle reddediyordu. Birinci neden, Almanya'yı daha 1924 yılında
terkettiğinden, kendisini göçmen olarak görmüyordu ve İsveç
vatandaşlığına başvurmayı düşünüyordu. Almanya ile
neden açıkça ilgilenmediğinin en önemli nedenini de Mary Gerold'a
yazdığı, duygulu bir mektupda belirtiyordu: "Ben bu olanlarla ilgili
bir tek satır bile yayınlamadım. Tüm ricalara rağmen yayınlamadım.
Bunlar artık beni ilgilendirmiyor. Bu, o rezil sayfalara yazmak için
gerekli olan korkaklıktan değil. Fakat benim içinde bulunduğum durum:
au-dessus de la mêlée (Kargaşanın üstünde). Beni artık hiçbir şey
ilgilendirmiyor. Benim bunlarla işim bitti." -Kurt Tucholsky Unser
ungelebtes Leben. Briefe an Mary.(Yaşanmamış Hayatımız.Mary'ye
Mektuplar) Reinbek 1982, Sayfa:545
Aslında bunların hepsi ile işi bitmemişti ve Almanya'daki ve
Avrupa'daki gelişmelerin içinde yer alıyordu. Tutuklu arkadaşı
Ossietzky ile dayanışma içinde bulunmak için tekrar yazmayı
düşünüyordu. Ölümünden kısa bir zaman önce, önceleri çok saygı duyduğu
Norveç 'li şair Knut Hamsun 'la hesaplaşmak için sert bir yazı yazmayı
planlıyordu.
Hamsun, açıkca Hitler rejimini destekliyordu ve kendini savunamayacak
durumda, Papenburg-Esterwegen toplama kampında bulunan Carl von
Ossietzky'e saldırmıştı. Tucholsky, 1935 Nobel Barış Ödülü'nün tutuklu
arkadaşına verilmesi için yoğun bir çaba gösteriyordu. Hakikaten de
Ossietzky bir yıl sonra, geriye dönük olmak üzere 1935 yılı Nobel Barış
Ödülü'nün aldı. Ama çabalarının başarısını Tucholsky göremedi.
Filistin'e yerleşen yazar Arnold Zweig 'a 15 Aralık 1935 yılında
yazdığı, kendisinin de son mektubu olan, mektupta, Alman yahudilerinin,
nazi rejimine karşı, geciken ayaklanmasının eleştirisini yapmıştı. Bu
mektupta Almanya'da bulunduğu yıllarda ve dışarıda Almanya için
gösterdiği kendi politik çabalarının bir bilançosunu çıkarmıştı:
"Farkına varmak çok acı. 1929 yılından beri biliyorum. Çünkü, konferans
gezileri yaptım ve "bizim insanlar"la yüz yüze, podyumlarda yandaş
olanlar ve karşı olanlarla görüştüm ve o zaman bunun farkına vardım ve
o andan itibaren susmaya başladım. Benim hayatım benim için, bir elma
ağacının altında durup bana armut vermesini bekleyemeyecek kadar
değerli. Ben artık yokum. Lisanını mümkün olduğu kadar az konuştuğum bu
ülke ile işim yok artık. İster batsın, ister Ruslar işgal etsin. Benim
bunlarla işim bitti" -Kurt Tucholsky Politische Briefe(Politik
Mektuplar) Reinbek 1984, Sayfa:121
Ölümü
Uzun süren hastalığının ardından zayıf düşmüştü. 20 Aralık 1935
tarihinde Hindås'daki evinde çok sayıda uyku hapı aldı. Birgün sonra
komaya girmiş halde bulundu ve Göteborg'daki Sahlgrensche Hastanesi'ne
götürüldü. 21 Aralık akşamı orada yaşamını yitirdi. Yıllarca
Tucholsky'nin intihar ettiği söylendi. Son zamanlarda, Tucholsky
biyografisini yazanlardan Michael Hepp bu tezle ilgili şüphelerinin
olduğunu ve dikkatsizlik sonucu intihar etmiş olabileceğini ileri
sürmektedir.
1936 yazında Kurt Tucholsky'nin külleri, İsveç Marifred'deki, Gripsholm
Şatosu'na yakın bir meşe ağacının altına gömüldü. Üzerinde Johann
Wolfgang von Goethe 'nin Faust II eserinden alınma sözü "Fani olan her
şey sadece bir simgedir" yazan mezartaşı 2.Dünya Savaşı 'ndan sonra
mezar üzerine konuldu. Tucholsky, 1923 yılında Requiem isimli
taşlamasında, takma adı Ignaz Wrobel'in mezar taşı için aşağıdaki mezar
yazısını önermişti: "Burada altın bir kalp ve demir bir çene
yatmaktadır. İyi geceler." –Ignaz WrobelRequiem Die Weltbühne,
21.Haziran 1923, Sayfa:732
Benimsedikleri ve bakış açıları
Tucholsky, Weimar Cumhuriyeti'nin en çok aranan ve en iyi
ücretlendirilen bir gazetecisiydi. 1925'li yıllarda yaklaşık 100
yayında, 1600 tanesi haftalık dergi Die Weltbühne'de olmak üzere
3000'den fazla makale yazdı. Sağlığında kısa metinler ve şiirlerden
oluşan yedi antoloji yayınlandı. Bunların bir kısmı onlarca kez baskı
yaptı. Bazı eserleri ve açıklamaları bugün bile kutuplaşmalara yol
açmaktadır.
Örneğin "Askerler katildir" sözü 1990'lı yıllarda çok tartışıldı.
Politika, toplum, militarizm, hukuk ve edebiyat, hatta Alman Yahudiliği
üzerine yaptığı eleştirileri hala itirazlara ve çelişkilere neden
olmaktadır.
Politik yazar
Tucholsky'nin politik gazeteciliği tartışılabilir olarak
değerlendirilmektedir. Entelektüel bir solcu olarak düşüncelerini Wir
Negativen(Biz negatifler) isimli yazısında ortaya koymuştu. Bu yazıyı
daha 1919 Mart ayında, genç cumhuriyeti yeteri kadar pozitif bulmaması
ile ilgili kendisini kınayanlara cevap olarak yazmak zorunda kalmıştı.
Sonuçta şöyle diyordu: "Bugün bile hala, eğer savaş tesadüfen mutlu bir
şekilde son bulsaydı, en kötüleri bile korkuturduk düşüncesinde olan
bir halka, biz "evet" diyemeyiz. Ortak yaşamın benimsendiği ve birlikte
hareket etmenin, bireysel özgürlüğün çok üzerinde olduğu bir ülkeye,
biz evet diyemeyiz" -Wir Negativen (Biz negatifler) Die Weltbühne, 13.
Mart 1919, Sayfa: 279
Tucholsky Weimar Cumhuriyeti'ne eleştirel bir gözle bakıyordu. Kasım
devrimi, onun gözünde, hiçbir gelişme getirmemişti. Okullarda,
üniversitelerde, resmi dairelerde ve mahkemelerde hala aynı ruh hakimdi
ve 1.Dünya Savaşı'ndaki Almanya'nın sorumluluğu, hala inkar ediliyordu.
Gerçek bir barış politikası yerine, gizlice yeni bir savaşın
hazırlıkları yapılıyordu. Tüm bunlardan çıkardığı sonuç: "Biz devletler
arasındaki savaşın suç olduğuna inanıyoruz ve nerede, ne zaman ve hangi
araçlarla olursa olsun, onunla mücadele ediyoruz. Biz vatan hainiyiz.
Fakat biz kabul etmediğimiz bir devlete, sevdiğimiz bir vatanın iyiliği
için, barış için ve gerçek anavatanımız Avrupa için, ihanet ediyoruz"
-Ignaz Wrobel Die großen Familien (Büyük Aileler) Die Weltbühne, 27.
Mart 1928, Sayfa: 471
Tüm bu düş kırıklıklarına rağmen sol gazetelerde yazan Tucholsky,
orduda, hukukta ve resmi dairelerde, eski monarşi düşüncelerine sahip
seçkinler içindeki ve yeni antidemokratik halk hareketlerindeki,
cumhuriyetin ve demokrasinin mimli düşmanlarına sert bir şekilde
saldırmaktan vazgeçmedi. 1920'den 1922 yılına kadar USPD üyesi olan
Tucholsky geçici bir zaman, orta sınıfın bir yazarı olarak komünist
parti yöneticilerine mesafe bıraktı, KPD'ye de yakınlaştı.
Tucholsky'nin nazilere karşı olan uyuşmaz tutumu gözönünde
bulundurulursa, Tucholsky'nin kendi adını III. Reich'ın ilk
vatandaşlıktan çıkarılma listesinde bulması ve eserlerinin 1933'ten
sonra yasaklanması da kaçınılmazdı. 10 Mayıs 1933 tarihinde Berlin ve
diğer şehirlerde üniversitelilerin kitapları yakma eylemi sırasında,
özellikle Tucholsky ve Ossietzky'nin adı geçiyordu: "Küstahlık ve
kibire karşı, ölümsüz Alman ruhuna saygı ve hürmet için. Tucholsky ve
Ossietzky'nin yazılarını da yakın, yok edin!" Tucholsky bu haberlere
karşı kayıtsız kalıyordu. Walter Hasenclever'e 17 Mayıs 1933 de yazdığı
bir mektupdaki yorumu şöyleydi: "Frankfurt'ta bizim kitaplarımızı bir
öküz arabası içinde Richtplatz'a sürüklemişler. Başöğretmenlerin
müsamere derneği gibi. Tabii biraz daha ciddisi." -Kurt
Tucholsky|Politische Briefe (Politik Mektuplar). Reinbek 1969, Sayfa: 23
Savaş sonrasında ve Federal Almanya 'da,Weimar Cumhuriyeti'nin
başarısız olmasında, Tucholsky ve Bertolt Brecht gibi solcu
edebiyatçıların da suçunun olduğu görüşü vardı. Suçlamalar, Weltbühne
gibi gazetelerin acımasız eleştirilerinin nazilerin işine geldiğini ima
ediyordu. Bu tezin en tanınmış temsilcilerinden birisi tarihçi Golo
Mann'dı. 1958 yılında şunları yazıyordu: "Kurt Tucholsky'nin,
cumhuriyetin tüm aksaklıkları ve tüm yanlışlıklarıyla sert bir
şirretlikle alay etmesi, uzaktan Heinrich Heine'yi hatırlatıyordu.
Tucholsky'de bu büyük şairin espri ve kininden bir parça vardı, ama ne
yazık ki sevgisinden çok az vardı. Radikal edebiyatlar eleştiri
yapabiliyorlardı, alay edebiliyorlardı, maskeleri düşürebiliyorlar ve
kendi dürüstlüklerine güvenerek, ispatlanmamış düşünceleri bile kolayca
kullanıyorlardı. Bu onların imparatorluk zamanında kullandıkları
üsluptu ve bu üslubu, bir de alay ve küçümseme de ekleyerek
cumhuriyette de kullandılar. Ne işe yaradı?" -Golo Mann Deutsche
Geschichte des 19. und 20. Jahrhunderts (19.ve20.Yüzyıl Alman Tarihi).
Frankfurt a.M. 1982 Sayfa:727
Buna karşılık Tucholsky kendi eleştirilerini hep yapıcı bulmuştu: O
zamanlar, 1949 yılından sonra savaşa hazır demokrasi olarak
adlandırılan demokrasiye sahip çıkmıştı. Onun gözünde, Weimar'ın
başarısızlığında kendisi gibi yazarların etkilerinin çok olması değil,
bilakis etkilerinin az olması rol oynamıştır. 1931 Mayıs ayında
gazeteci Franz Hammer'a şunları yazıyordu: "Bazen kendi çalışmalarımın
etkisi beni endişelendiriyor. Cidden bir etkisi var mı? (Ben başarıdan
bahsetmiyorum; Buz gibi oluyorum öyle düşününce.) Ama bana bazen
korkunç derecede etkisizmiş gibi geliyor: Yazıyorsun ve çalışıyorsun.
Sonuçta gerçek durumda, yönetimde ne oluyor? Bu iğrenç ve karanlık,
taciz edici karaktersiz kurum kancıklarını kovalayabiliyor muyuz?
Gidiyor mu bu sadistler? Bürokratlar kovuluyorlar mı? (...) Bu beni
üzüyor." -Kurt TucholskyBriefe. Auswahl 1913–1935 (Mektuplar. 1913-1935
Seçmeler). Berlin 1983, Sayfa: 255
Sanki, savaş sonrası eleştirmenlerinin ağzından lafı alırcasına 17
Mayıs 1933'te Hasenclever'e yazdığı mektupta (Sayfa:24) şunları
yazıyordu: "Almanya'yı nasıl mahvettiğimi ima eden yazıları okudukça,
deli olacağım. 20 yıllık mücadelem içerisinde bana acı veren tek şey
bir polis memurunu bile kovduramamamdır."
Tucholsky ve işçi sınıfının mücadelesi
Tucholsky kendisini işçi sınıfına sahip çıkan solcu bir aydın olarak
görüyordu.1.Dünya Savaşı'ndan önce SPD (Alman Sosyal Demokrat Partisi)
için çalıştı. Parti yönetiminin tabana ihanet ettiği suçlamasını
yaparak 1918 yılından itibaren partiyle arasına giderek büyüyen bir
mesafe koydu. Parti başkanı Friedrich Ebert, Kasım Devrimi esnasında
ordu başkomutanı Wilhelm Groener ile, parti yönetimine göre sosyalizme
doğru giden devrimin bastırılması konusunda, gizli bir anlaşma yaptı ve
yeni kurulacak cumhuriyette, ordu, hukuk ve devlet idaresinde eski
imparatorluk yapısının korunmasına onay verdi.
1920 - 1922 yılları arasında Tucholsky USPD üyesi oldu. Sol sosyal
demokrat parinin ikinci kez bölünmesi sonucu, Tucholsky'nin de içinde
bulunduğu grup SPD ye katılınca, Tucholsky de kısa bir müddet SPD üyesi
oldu(Üyeliğinin süresi konusunda kaynaklar net bir süre
belirtemiyorlar). Komünist olmamasına değer vermesine rağmen, 1920'li
yılların sonuna doğru Alman Komünist Partisi'ne (KPD) yakın oldu. Fakat
genelde tüm işçi partilerine karşı, parti disiplininin dışında,
bağımsız bir noktada kalmakta direnmiştir.
Tucholsky, Weltbühne yi dogmatik bir organ olarak değil de, tüm solun
tartışma platformu olarak görüyordu. Bu nedenle komünist gazete Die
Front (Cephe) 1929 yılında onu şöyle eleştiriyordu: "Almanya'nın
trajedisi,yalnızca kendilerini parti üstünde konumlandıran sol
aydınların perişan bir şekilde bölünmeleri değildir. Çünkü 'birisine
kurallar kolay gelmedi' (Kurt Tucholsky ile konuşma hakkında). Bu
insanlar 1918'de de başarısız oldular, bugün de başarısızlar."
Tucholsky, bu yazıya "Die Rolle des Intellektuellen in der Partei"
(Aydınların partideki rolü) adlı yazısıyla yanıt verdi: "Aydınların
kulağına küpe olsun: genel olarak o, bir işçi partisinin yönetimine
girmek için, sadece iki koşulda sorumluluk alır: Ya, sosyolojik
bilgilere sahiptir ya da işçi meselesinde politik
kurban verecektir veya vermiştir. (...)
Partinin kulağına küpe olsun:
Size gelen, hemen hemen tüm aydınlar, birşeylerden kaçan
vatandaşlardır. Yani ortada belirli bir güvensizlik vardır. Bu
güvensizlik ama ölçüyü aşmamalı.(…)
Burada sadece bir tek şey önemli: Ortak hedefler için çalışmak." -"Die
Rolle des Intellektuellen in der Partei" (Aydınların partideki rolü)
Die Front, No:9, Sayfa:250
Savaştan sonra, Federal Almanya'dan farklı olarak DDR, Tucholsky'yi
kendi yeni oluşturduğu geleneklerin içerisine çekmeyi denedi. Ama
Tucholsky, solun parçalanmasından ve nazilerin başarısından sorumlu
tuttuğu KPD'nin Moskova'dan yönetilmesini kesinlikle reddetmişti.
Hitler'in başa geçmesinden kısa bir zaman sonra,tüm Avrupa'da
Almanya'ya karşı boykot yapmanın tartışıldığı sırada, 7 Nisan 1933'te
gazeteci Heinz Pol'e bir mektupta şunları yazıyordu: "Ayrıca benim için
Rusya'nın Almanya'ya karşı tutumu da çok önemli. Eğer ben komünist
olsaydım, bu partinin içine tükürürdüm. Alman kredilerine ihtiyaçları
olduğundan, bu bir tür insanları şapa oturtmaktır." -Kurt Tucholsky
Politische Briefe Reinbek 1969, Sayfa 76
Aynı adrese 20 Nisan'da yazdığı mektupda da yazdıkları şöyle: "KPD
Almanya'da baştan sona aptalca işler yaptı. Sokaktaki kendi insanlarını
anlayamadı ve doğal olarak kitleyi arkasına alamadı. İşler ters gidince
Moskova ne yaptı? (...) Ve Ruslar bu yenilgiden -ki bu onların
yenilgisidir- ders almaya cesaret edebildiler mi? Birgün
onlar da acı deneyimlerden sonra:
yalnızca devlet hükümranlığı ile
yanlı bir kaba materyalizm ile
pervasız bir küstahlıkla bütün dünyayı başarıya götüremeyeceklerini
öğreneceklerdir. Bu da Moskova için hiç iyi olmayacaktır." -Kurt
Tucholsky Politische Briefe Reinbek 1969, Sayfa: 77
Edebiyat eleştirmeni ve şair
Kurt Tucholsky, edebiyat eleştirmeni olarak zamanının en etkili
gazeteci yazarlarından birisiydi. Weltbühne 'deki birçok sayfadan
oluşan "Auf dem Nachttisch" isimli köşesinde, her seferinde, genellikle
yarım düzineye yakın kitap üzerine yazılar yazıyordu. Toplamda 500'ün
üstünde edebi eserin eleştirisini yapmıştı. Ama Tucholsky, kitap
eleştirilerinde, 'kraldan çok kralcı' olmamak için yoğun çaba
gösteriyordu.
Bu konudaki başarılarından birisi de Franz Kafka 'nın eserlerini
tanıtan ilk kişilerden birisi olmasıdır. Kafka'nın yayınlanan ilk
düzyazı kitabı Bakış (Betrachtung) için daha 1913 yılında "derin ve
ince düşünce ile ve çok hassas parmaklarla yapılmış" diye yazmıştı.
Romanımsı eser Dava (Der Process) için yaptığı eleştiride ise "Son
yılların en güçlü ve korkunç kitabı" tanımını yapmıştı. Buna karşılık
James Joyce 'ın eseri Ulysses 'i eleştirirken de şunları yazmıştı:
"Ulysses 'in tüm bölümleri sıkıcı"
Şarkılara ve kantolara söz yazan bir şair olarak Alman dilinde, şarkı
sözü yazarlığını geliştirmek istiyordu. Yazdığı "Kolayca, bir sihir
gibi" başlıklı yazısında, " Alman diline kantoyu zorla da olsa sokmanın
zahmeti, kantonun önemine oranla çok fazla" diye şikayet ediyordu. Ama
kendisini şair olarak, "Asrın adamı" olarak nitelendirdiği Heinrich
Heine 'nin yanında, sadece bir "yetenek" olarak görüyordu. 1929 yılında
AIZ da yayınlanan şiiri "Annelerin Elleri" günlük sorunları dile
getiren şiir türünün tipik bir örneğidir. Tucholsky, asıl temsilcisi
Erich Kästner olan bu şiir akımını bir yazısında da anlatmıştı.
Tucholsky'nin "Büyük Şehirdeki Gözler" ve "İdeal" şiirleri, okullardaki
okuma kitaplarında yer almıştır.
Tucholsky ve yahudilik
Tucholsky'nin yahudiliğe karşı duruşunun değerlendirilmesinde görüş
ayrılıkları ortaya çıkmıştı. Yahudi bilim adamı Gershom Scholem onu "en
yetenekli ve can sıkıcı yahudi aleyhtarı" olarak nitelendiriyordu.Bu
suçlamanın nedeni, diğer nedenlerin yanısıra, Scholem'e göre yahudi
burjuvasisini, bütün çıplaklığı ile acımasızca tasvir eden "Wendriner"
hikayeleridir. Buna karşılık Tucholsky'nin "Bay Wendriner" karakterinde
yahudileri değil, ama burjuvaziyi rezil ettiği de ileri sürülmüştü.
Tucholsky için önemli olan, ona göre, muhafazakar yahudi
burjuvasisinin, ticari işlerine dokunulmadığı sürece, nazilerin en
çirkin aşağılamalarına katlanan bölümünün karaktersiz zihniyetini rezil
etmekti.
Scholem'in eleştirisi daha dikkat çekiciydi. Çünkü Tucholsky, tutucu ve
aşırı sağcıların eline - Alman milliyetçisi yahudilere de - kendi
aralarında bölünmüş yahudi yazarları açık açık düşman olarak kendisi
teslim etmişti. Tucholsky'nin yahudi cemaatinden ayrılmış ve
protestanlığa geçmiş olması da bu eleştirmenler için önemli değildi.
Bugün dahi yahudilerin kendi açıklamaları yüzünden yahudi düşmanlığını
tahrik ettikleri iddiası, Tucholsky'ye karşı olmak için ortaya
sürülüyor. Josef Nadler, 1941 yılında yazdığı Alman Halkının Edebiyat
Tarihi kitabında, nazilerin ölmüş olanlara karşı da hala kin
güttüklerini açıkça ortaya koyuyordu: "Yeryüzünde hiçbir halk,
Tucholsky'nin Almanlara yaptığı gibi, kendi dili ile bu kadar hakarete
uğramamıştır. "Son uzun mektubunu Tucholsky, hayret verici bir şekilde
Alman Yahudiliği'nin içinde bulunduğu duruma ayırmıştı. Filistine göç
eden Arnold Zweig'a şöyle yazıyordu:"Almanların yahudileştirildiği
doğru değil. Alman yahudileri Almanlaştırıldı."
Tucholsky ve kadınlar
Lisa Matthias'ın otobiyografisi "Ben Tucholsky'nin Metresiydim"
yayınlandıktan sonra Tucholsky araştırmacılarının elinde, Tucholsky'nin
kadınlara karşı davranışları ile ilgili, teoriler üretmeye yetecek
kadar bilgi oluştu. Matthias anılarında Tucholsky'yi, bir sevgiliyi
bile aynı anda bir çok kadınla aldatan, kadınlara düşkün birisi olarak
gösteriyordu. 1962 yılında yayınlanan bu anılar bir skandal olarak
nitelendirildi. Çünkü edebiyat eleştirmenlerine göre, Matthias,
Tucholsky'nin seks hayatını çok fazla ön plana çıkarmıştı. Onun
Tucholsky'i, Walter Karsch'ın dediği gibi "neredeyse külotsuz" olarak
göstermesi doğruyu yansıtmıyor. İlk karısı Else Weil de Tucholsky'nin
sadakat konusunda çok da hassas olmadığını doğruluyordu. Onun şöyle
bir cümlesinin olduğu söylenir: "Yatağıma gitmek için kadınların
üstünden atlamak zorunda kaldığımda, boşandım". Buna karşılık
Tucholsky'nin ikinci karısı Mary Gerold kocasının özel hayatından asla
bahsetmedi.
Biyografi yazarları, Tucholsky'nin iki evliliğinin de boşanmayla
sonuçlanmasını, genellikle annesiyle olan kötü ilişkilerine bağlarlar.
Babasının erken ölümü sonucu Tucholsky, annesinin idaresi altında zor
günler yaşamış ve acı çekmişti. Tucholsky ve iki kız kardeşi
yazılarında, hemfikir olarak baskıcı bir tip olan annelerinden "yalnız
yaşayan Megaire" olarak bahsederler. (Megaire, Yunan Mitolojisi 'nde
kızgın kötü kadını temsil eder. Ç.N.). Bu durum onun bir kadınla
sürekli yaşamaya katlanmasını olanaksız kılıyordu. Ölümünden kısa bir
süre önce, Hedwig Müller ve Gertrude Meyer'le birlikte olduğu
zamanlarda, tekrar ikinci karısına döndü ve onu tek mirasçısı yaptı.
Ona yazdığı veda mektubunda Tucholsky kendisi hakkında şunları
yazıyordu: "elinde bir altın külçesi vardı ve onu kıytırık bir kuruşa
değiştirdi; anlamadı ve aptallıklar yaptı. Gerçi ihanet etmedi, ama
aldattı ve anlamadı."
Gerhard Zwerenz kendi biyografisinde Tucholsky hakkında şu tezi ileri
sürüyordu:" Kadınların aydın düşüncelere sahip olmalarını, onları bir
erkek gibi görmeden, kabul edemiyordu." Bununla ilgili olarak da ileri
sürdüğü kanıtlar, Tucholsky'nin şu konuşmalarıdır: "Frankfurt iki büyük
adam (erkek) yetiştirmiştir:Goethe ve Gussy Holl" (Gussy Holl: 1920'li
yılların bayan şarkıcısı olarak, Kurt Tucholsky ve Carl Zuckmayer gibi
zamanın önemli edebiyatçıları ile çalışmıştır. Ç.N.), veya Mary
Gerold'a yazdığı mektupların çoğunda, ona bir erkekmiş gibi hitap
etmesi gerçeği.
Sonuçta bu sonradan yapılan psikolojik değerlendirmeler bir kurgudan ve
spekülasyondan öteye gitmez. Şurası kesin ki, Tucholsky Rheinberg ve
Gripsholm Şatosu adlı öykülerinde o zamana göre çok ileri düşünceli
kadınları destekleyerek anlatıyordu. "Prenses Claire" ve "Billie"
karakterleri, seks hayatlarını kendi isteklerine göre yaşayan ve ahlaki
kuralların boyunduruğu altına girmeyen özgür düşünceli kadınlardır. Bu
durum hafif meşrep karakter "Lottchen" için de geçerlidir.
Rheinsberg öyküsündeki Lissy Aachner karakteri ile de aseksüel aydın
kadınlara olan antipatisini dile getirmiştir. Buna karşılık Gripsholm
Şatosu öyküsündeki Çocuk Esirgeme Yurdu'nun kötü huylu müdiresi
karakteri, Tucholsky'nin annesi Doris'e uymaktadır.
Eserleri
- Rheinsberg – ein Bilderbuch für Verliebte. (Rheinsberg - Sevgililer
İçin Resimli Kitap) Juncker, Berlin 1912, Rowohlt, Reinbek 2004.
- Der Zeitsparer. Grotesken von Ignaz Wrobel. (Zaman Tasarrufcusu -
Ignaz Wrobel'in Acaiplikleri) Reuss & Pollack, Berlin 1914, Berlin
1976. (Faks. Galgenberg, Hamburg 1986)
- Fromme Gesänge. Von Theobald Tiger mit einer Vorrede von Ignaz
Wrobel. (Theobald Tiger'dan Sofu Şarkılar. Ignaz Wrobel'in önsözü ile)
Lehmann, Charlottenburg 1919, Berlin 1979.
- Träumereien an preußischen Kaminen. Von Peter Panter. (Prusya
Şöminesi'nde Rüyalar Peter Panter'den) Lehmann, Charlottenburg 1920,
Berlin 1978.
- Ein Pyrenäenbuch. Verlag Die Schmiede, Berlin 1927; Rowohlt, Reinbek 1995.
- Mit 5 PS. E. Rowohlt, Berlin 1928, 1985.
- Deutschland, Deutschland über alles. Ein Bilderbuch von Kurt
Tucholsky und vielen Fotografen. Montiert von John Heartfield.
(Almanya, Almanya herşeyin üstünde. Tucholsky ve birçok fotoğrafçının
resimli kitabı. John Heartfield tarafından biraraya getirilmiştir.)
Neuer Deutscher Verlag, Berlin 1929; Rowohlt, Reinbek 1996.
- Das Lächeln der Mona Lisa (Mona Lisa'nın Gülüşü) E.Rowohlt, Berlin 1929, 1985 (5. Aufl.).
- Lerne lachen ohne zu weinen (Ağlamadan Gülmeyi Öğren) Rowohlt, Berlin 1931, 1985 (5. Aufl.).
- Schloß Gripsholm (Roman) Eine Sommergeschichte (Gripsholm Şatosu Bir Yaz Hikayesi) (1931). Rowohlt, Reinbek, 69. Aufl. 2004.
- Walter Hasenclever, Kurt Tucholsky: Christoph Kolumbus oder Die
Entdeckung Amerikas. Komödie in einem Vorspiel und sechs Bildern. Von
Walter Hasenclever und Peter Panter (Kristof Kolomb ve Amerika'nın
Keşfi. Bir ön oyun ve altı resimden oluşan komedi. Walter Hasenclever
ve Peter Panter tarafından yazıldı. (1932). Ms. Neuer Bühnenverlag,
Zürich 1935, Das Arsenal, Berlin 1985.
Toplu eserleri
- Gesamtausgabe. Texte und Briefe (Toplu Eserleri Yazılar ve Mektuplar)
Yayınlayanlar:Antje Bonitz, Dirk Grathoff, Michael Hepp, Gerhard
Kraiker. 22 Cilt. Rowohlt, Reinbek 1996 ff. (şimdiye kadar yayınlanan
ciltler. 1–14, 16-21)
- Gesammelte Werke in 10 Bänden (Toplu Eserler 10 ciltte)
Yayınlayanlar:Mary Gerold-Tucholsky ve Fritz J. Raddatz. Rowohlt,
Reinbek 1975.
- Deutsches Tempo. Gesammelte Werke. Ergänzungsband 1 (Alman Usulü.
Toplu Eserler. Ek cilt 1) YayınlayanlarMary Gerold-Tucholsky ve J.
Raddatz. Rowohlt, Reinbek 1985.
- Republik wider Willen. Gesammelte Werke. Ergänzungsband 2 (Aykırı
Olmak İçin Cumhuriyet. Toplu Eserler. Ek cilt 2) Yayınlayan Fritz J.
Raddatz. Rowohlt, Reinbek 1989.
- Gesammelte Werke (Toplu Eserler) Cilt 1-3, 1907-1932. Gütenberg Kitapçılar Birliği izni ile Almanya'da basıldı 1972.
Mektuplar ve günlükler
- Sudelbuch. (Karalama Kitabı) Rowohlt, Reinbek 1993.
- Die Q-Tagebücher. 1934–1935. (Q Günlükleri. 1934-1935) Yayınlayanlar
Mary Gerold-Tucholsky ve Gustav Huonker. Rowohlt, Reinbek 1978, 1985.
- Ausgewählte Briefe 1913–1935. (Mektup Seçkisi. 1913-1935)
Yayınlayanlar Mary Gerold-Tucholsky ve Fritz J. Raddatz. Rowohlt,
Reinbek 1962.
- Unser ungelebtes Leben. Briefe an Mary. (Yaşanmamış Hayatımız.
Mary'ye Mektuplar) Yayınlayan Fritz J. Raddatz. Rowohlt, Reinbek 1982,
1990.
- Briefe aus dem Schweigen. 1932–1935. Briefe an Nuuna. (Suskunluğun
Mektupları. 1932-1935 Nuuna'ya Mektuplar.) Yayınlayanlar Mary
Gerold-Tucholsky ve Gustav Huonker. Rowohlt, Reinbek 1977, 1990.
- Briefe an eine Katholikin. 1929–1931. (Katolik bir bayana Mektuplar. 1929-1931) Rowohlt, Reinbek 1969, 1970.
Yazıyı alıntıla | Okunma: 384
|