Çalıkuşu Feride'yi Anadolu yollarına iten yakışıklı teyzeoğlu Kamuran ya da Reyhan'ın sevdalandığı şoför Mehmet, daha önce Mars'ın Kılıcı'nı bulmak üzere tehlikelerden tehlike beğenerek Roma yolunu tutan, bir yandan Vandal prensesiyle yatarken, bir yandan da önüne çıkan cellat Kuzmo'yu, Rahip Moro'yu ve bilimum canavarları öldüren Tarkan'dan başkası değildi. Yani anlayacağınız, o Yeşilçam'da çizgi kahramanlardan salon beyefendilerine, tarihi kişiliklerden idealist doktorlara, en karasevdalılardan en salak aşıklara kadar her rolün altından kalkabilmişti. Çünkü ne inanılmaz bakışları ve 1.85 boyu nedeniyle seçilmiş bir dergi güzeliydi, ne yarışma birincisi. Akademik eğitimli ve tanınmış bir oyuncu olarak gelmişti Yeşilçam'a. Daha ilkokuldayken Ankara'da arkasından ‘‘Kartal Tibet’’ diye sesleniyordu hayranları... Bugüne kadar tam 120 filmde başrol oynayan, 55 de film yöneten Kartal Tibet, geçtiğimiz cuma vizyona giren 56'ncı filmi Merhaba Hababam Sınıfı'yla yeniden gündemde. Uzun yıllardır oynamıyor, hem sinemada, hem tiyatroda yönetiyor. Ama çok kişi hatırlayamasa da, bu bir dönemin ünlü ve yakışıklı jönü, yine o dönemin Yüzüklerin Efendisi sayılabilirdi. Çünkü filmleri inanılmaz gişe yaparken, Tarkan'ın madalyonları, kurt kafalı kılıçları pazarlarda deli gibi satılıyordu...
Adı çok takma gibi duruyor ama değil. Çoğu Yeşilçam oyuncusundan farklı olarak, sahiden adı Kartal, soyadı Tibet. Babası bu soyadını ‘‘Tibet yaylaları gibi hep yüksekte olsunlar’’ diye seçmişti. Bu yüzden Suat Yalaz, bir dönemin ünlü çizgi roman kahramanı Karaoğlan'ın filmleri için teklif götürdüğünde, ‘‘Adı Kartal, soyadı Tibet. Sanki ben bulmuşum gibi’’ demişti. Üstelik onu tanımadan önce çizmeye başladığı Karaoğlan, Kartal Tibet'e çok benziyordu.
Bu tesadüfler Tibet'in hayatında ilk değildi; Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Yüksek Bölümü'nü bitiren ve hemen Devlet Tiyatrosu'nda Caligula piyesinde Caligula rolünü alan Kartal Tibet, bir Dünya Tiyatrolar Günü'nde, 27 Mart 1938'de dünyaya gelmişti.
O yıl babası yeni mezun bir öğretmen, annesi ise henüz okulu bitirmemiş bir öğretmen adayı olduğu için, yıllar sonra yolunu kesip, ‘‘Oyununu izledim, ben sen bebekken altını çok temizlemiştim’’ diyerek onu rezil rüsva eden öğretmen teyzeler tarafından bakılmıştı aylarca.
Tiyatrodan Kaçamadı
Gerçek birer Atatürk çocuğu olan öğretmen anne-babası nedeniyle okuma
yazmayı beş yaşında söken Kartal Tibet, evde dedesine her gün Ulus
gazetesini okur ama babası ilkokula başladığı gün sıkı sıkı tembihler:
‘‘Arkadaşlarının yanında sakın bildiğini belli etme, onlarla birlikte
öğreniyormuş gibi yap!’’ O da dinler güya. Akşam evde o gün yaptığı
resmi gösterir. İkinci Dünya Savaşı yılları olduğu için, aşağı bombalar
sallayan savaş uçaklarını çizmiştir. Ve acemi resmine bir de altyazı
koymuştur: Türk uçakları Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
topraklarını bombalarken...
Okulun başarılı öğrencisi, şiir okuyucusudur. Nedense, müsamerelerin de
baş aktörü. O zamanların Ankara'sında Yıldız Kenter gibi sanatçılar
okullara gelip piyes koyar sahneye, orada ilgi çeker, Radyo Çocuk
Kulübü'nde Ayşe Abla piyeslerinde başrolü konuşmaya başlar. Ardından
Heyecan Başaran tutar kolundan, doğru Çocuk Tiyatrosu'na, Devlet
Tiyatroları'ndaki yetişkin oyunlarında çocuk oyunculuğa... Annesinin
maaşı 125 lirayken onun eve getirdiği para 90 lirayı bulur.
Aynı şiirle, sırayla ilkokullararası, ortaokullararası, liselerarası,
üniversitelerarası şiir yarışmalarının Ankara birincisi olan Kartal
Tibet, beden eğitimi öğretmenliğinden sonra Hukuk Fakültesi'ni de
bitirip avukat olan babası tarafından Hukuk'a, tiyatrodaki hocaları
tarafından da oyunculuğa doğru itilir. Ama o ikisini de istemez; çünkü
babası avukat olduktan sonra annesinden ayrılmış, avukatlık ona aile
parçalayan bir meslek gibi görünmüştür. Tiyatroya gelince, o parıltılı
dünyadan aklında daha çok sahne arkasındaki beklemeler, provalar,
kavgalar, yani eziyet kısmı kalmıştır. Hem o sıralar dayısı İTÜ'de
mimarlık okumaktadır ve o dayısıyla arkadaşlarına hayrandır. Yani mimar
olmak ister. Bu arada Ankara'nın yıldız basketbolcularından da biridir.
Ama annesiyle babasının ayrılışı, her ikisinin de yeniden evlenişi, 14
yaşında bir erkek çocuğu olarak daha çok annesini kıskanışı, gelen yeni
kardeşler yüzünden biraz bocalar. Sanki gidecek yeri yokmuş hissine
kapılır ve Konservatuvar'daki hocalarının karşısına çıkar. ‘‘Biz de
seni bekliyorduk’’ cevabı alır ve 10, 10, 10 notlarıyla girer
konservatuvara. Aslında basket topundan hiç ayrılamayacağını
düşünmektedir o sırada ama konservatuvar binasına girer girmez, her
odadan gelen arya, şarkı sesleriyle, koridorlarda dolaşan balerinlerle,
tiyatro replikleriyle büyülenmiştir. Kendi de çok şaşar ama bir daha
basket topunu eline alamaz. Almamaması gerektiği de okulu bitirir
bitirmez Devlet Tiyatroları'nda başrole uygun görülmesinden bellidir
zaten.
1961 yılında Ankara'nın ilk özel tiyatrosu Meydan Sahnesi'nin kurucularındandır. Burada dört piyes yönetir, 16'sında oynar.
Kamera Arkasını Sevdi
O sıralar askere giden Göksel Arsoy'un yerine bir jön arandığı için
film teklifleri gelmektedir ama o ‘‘Göksel Arsoy ne alıyorsa onu
alırım’’ dediği için olmaz bir türlü. Üstelik o yıllarda annesinin,
ellerinde mendillerle Türk filmine giden arkadaşlarıyla ‘‘bile bile
ağlamaya gidilir mi?’’ diye ufaktan dalga geçen, sadece ecnebi film
seyreden biridir!
Yine de Suat Yalaz'ın Karaoğlan teklifi ve ‘‘siz hangi ücreti uygun
görürseniz’’ cevabı nedeniyle Yeşilçam'a adımını atar; 1965 yılında,
Karaoğlan-Altay'dan Gelen Yiğit filmiyle... Tabii önce at binme, dövüş
gibi dersler alır. Dövüş sahnelerinde, sonraları ün yapacak Cüneyt
Arkın mı iyidir acaba, o mu? ‘‘Tabii ki Cüneyt’’ der, ‘‘O daha çok
kendini verdi bu işlere, kırılmadık yeri kalmadı zavallının.
Gözükaraydı o, ben kendimi hep korudum.’’
Tabii film çok iş yapınca, Türk Sineması'nda Kartal Tibet dönemi başlar
ve Tibet, dalga geçtiği teyzelerini daha çok ağlatacak pek çok
melodrama imza atarak, hayatta hiçbir zaman büyük konuşmamak
gerektiğini öğrenir! Ama Karaoğlan'dan sonra Sezgin Burak'ın çizgi
kahramanı Tarkan'ın sinema versiyonlarında, Sarmaşık Gülleri'nden Boş
Çerçeve'ye bir dolu melodramda, Zambaklar Açarken, Çalıkuşu gibi pek
çok edebiyat uyarlamasında, salon komedilerinde, tarihi filmlerde rol
aldığı oyunculuk kariyeri sadece on yıl sürer. Bütün bu yıllarda, onu
seyretmeye can atan milyonlar oluşurken, o kamera arkasıyla ilgilenmeye
başlar. Arkadaşları daha çok yönetmenler, kameramanlar, ışıkçılardır.
Asıl dünyayı onların kurduğunu, diğerlerinin bunu yerine getirdiğini
düşünür. Zaten birlikte çalıştığı usta yönetmenler, ona sık sık
parçalar çektirmektedir. Bir de üstüne, meşhur ‘‘seks filmleri
furyası’’ gelince...
Altı ay kadar ara verdikten sonra bir gün Ertem Eğilmez'in kapısını
çalar, Arzu Film'e girer. İlk kez 1977'de Tosun Paşa filmiyle
yönetmenliğe adım atar. 20'den fazlasında Kemal Sunal'ın rol aldığı
çoğu iyi gişe yapan 56 film yönetir. Mesela Şalvar Davası, Gırgıriye,
Zübük, Gol Kralı, Davaro... Tabii sonra televizyon dönemi başladığı
için, 12 dizinin, 200'den fazla bölümünü çeker. Mesela, Süper Baba,
Borsa, Bizim Aile, Ah Bir Zengin Olsam...
Bu arada adı içinden çıktığı Türk filmlerine uygun olarak ‘‘sert ve
haşin’’ yönetmene çıkar ama olsun, o der ki: ‘‘Ben oyuncu yönetmeniydim
daha çok, onlara ayna oldum. Hasbelkader oyuncu olmuşlardan çok iyilere
kadar pek çok oyuncuyla uğraştım. Beğenmeyenler kendilerine baksın,
kabiliyetli olanların hepsi beni beğeniyor.’’
Asıl yuvası tiyatroyu da unutmaz, oyun sahnelemeye devam eder. Gerçi
önümüzdeki yıl emekliliği gelecektir ama halen Devlet Tiyatroları'nda
yönetmendir. Bugüne kadar İstanbul, Ankara, Trabzon, Adana, İzmir ve
Bursa'da 10 oyun sahneye koymuştur. Emekli olsa da devam edeceğini
söyler, televizyonda da ‘‘başı sonu belli, eli yüzü düzgün, oyuncuların
komik değil doğal olduğu, olayların kör gözüm parmağına olmadığı’’
diziler yapmanın peşindedir.
Halka Ulaşmanın Yolu
O, bugün televizyonlarda döne döne gösterilen pek çok filmin yakışıklı
başrol oyuncusu, yönetmeni. Evet belki çoğu, sanatsal kaygısı olmayan,
‘‘kolay’’ filmler ama o hepsinin altında bir mesaj olmasına, hepsinin
drama kurallarına uymasına dikkat ettiğini söylüyor. Önemli bir amacı
da ‘‘halkı eğitmek’’ olan Devlet Tiyatroları'ndan sonra, Ankara Meydan
Sahnesi'nde de ‘‘gişe’’yi seçmiş, sulu olmayan hafif oyunlar sahneye
koymuştu. Çünkü derdi hep, tiyatro ve sinema salonlarının boş kalmaması
oldu. Üst sınıf diye bir şey yoktu, hikaye ‘‘dinlemek isteyene’’
anlatılırdı ona göre. Sinema salonları 2500 kişilikse, bir seansta
hepsi dolmalıydı, bir koltuk boşsa bir eksik var demekti. Bir de
‘‘halka ulaşmanın en iyi yolu komedidir’’ sonucuna varmıştı:
‘‘Çünkü hep ağlayan bir milletiz, dünya ağlıyor. Ağlamak kolay,
güldürmek çok zor. Güldürebiliyorsan ne güzel, ama onun altında da
birtakım zevkleri ona sunmalı, düşündürmelisin. Kemal Sunal filmlerinde
bu içerik mevcuttur, ondan yaşıyor, sadece şaklabanlık yapılmıyor
orada. Onun öyle konuşması halkın hoşuna gidiyordu ama söylediği şeyler
önemliydi.’’
Filmleri - Oyuncu
Şabaniye
Curcuna
Gaddar
Ölüm Tarlası
Sığıntı
Erkeksen Kaçma
Erkekler Ağlamaz
Düşman
Aşk Mahkumu
Bataklık Bülbülü
Kabadayının Sonu
Şeytanın Kurbanları
Arap Abdo
Tarkan Güçlü Kahraman-Kolsuz Kahramana Karşı
Kaderim Kanla Yazıldı
Zambaklar Açarken
Siyah Eldivenli Adam
Bitirim Kardeşler
Bitirimler Sosyetede
Bir Demet Menekşe
Vukuat Var
Aşk Fırtınası
Bir Pınar Ki
Sabu Kahraman Korsan
Yalan Dünya
Karaoğlan Geliyor
Zulüm
Ölüm Dönemeci
Kırık Hayat
Takip
Zorbanın Aşkı
İtham Ediyorum
Tarkan Altın Madalyon
Senede Bir Gün
Son Hıçkırık
Gelin Çiçeği
Beklenen Şarkı
Aşk Uğruna
Görünce Kurşunlarım
Ölmeden Tövbe Et
Tanrı Şahidimdir
Tarkan Viking Kanı
Ateş Parçası
Sevenler Kavuşurmuş
Ömrümce Unutamadım- Ömrümce Aradım
Mahşere Kadar
Güller Ve Dikenler
Beyaz Güller
Son Nefes
Seven Ne Yapmaz
Arkadaşlık Öldü mü?
Aşk Ve Tabanca
İşportacı Kız
Kaçak Doğan
Kadın Satılmaz
Kıskanırım Seni
Sevenler Ölmez
Tarkan Gümüş Eyer
Fadime
Küçük Hanımefendi
Dağlar Kızı Reyhan
Yumurcak
Kızım Ve Ben
Kötü Kader
Namluda Üç Kurşun
Namus Fedaisi
Çakırcalı Mehmet Efe
Dağlar Şahini
Seninle Düştüm Dile
Boş Çerçeve
Cilveli Kız
Deli Murat
Tarkan
Bağdat Hırsızı
Mafia Ölüm Saçıyor
Nilgün
İngiliz Kemal
Sevemez Kimse Seni
Sarmaşık Gülleri
İstanbul Tatili
Benim De Kalbim Var
Aşka Tövbe
Funda
Son Hatıra
Tahran Macerası
Hırsız Kız
Sabahsız Geceler
Kanun Namına
Son Gece
Elveda
Kanunsuz Toprak
Kara Davut
Karaoğlan Yeşil Ejder
Sefiller
Bizanslı Zorba
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Hırsız Prenses
Ömre Bedel Kız
Parmaklıklar Arkasında
Amansız Takip
Paşa Kızı
Ölünceye Kadar
Kader Bağı
Osmanlı Kabadayısı
Damgalı Kadın
Siyah Gül
Arzunun Bedeli
Camoka'nın İntikamı
İnsan Bir Kere Ölür
Bir Millet Uyanıyor
Ölüm Temizler
Ben Bir Sokak Kadınıyım Ferdi
Fatih'in Fedaisi
Ölmeyen Aşk
Beyoğlu'nda Vuruşanlar
Yiğit Kanı
Kanunsuz Yol
Çalıkuşu Kamuran
Baybora'nın Oğlu Karaoğlan
Senede Bir Gün Emin
Hıçkırık
Altay'dan Gelen Yiğit Karaoğlan
Karaoğlan Karaoğlan
Filmleri - Yönetmen
Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu
AB nin Yolları Taştan
Emret Komutanım
Ağa Kızı
Şıh Senem
Hababam Sınıfı: Merhaba
Karate Can
Ah Bir Zengin Olsam
Sınır
Keloğlan-Süperoğlan
Borsa
Demir Leblebi
Yasemince
Bizim Aile
Süper Baba
Tanrı Misafiri
Kızlar Yurdu
Duygu Çemberi
Koltuk Belası
Talih Kuşu
Gülen Adam
Samanyolu
Uyanık Gazeteci
İnatçı 1988
Sevimli Hırsız
Öğretmen
Deniz Yıldızı
Aile Kadını
Japon İşi
Aile Pansiyonu
Arkadaşım Ve Ben
Milyarder
Deli Deli Küpeli
Yaygara 86
Şendul Şaban
Gurbetçi Şaban
Katma Değer Şaban
Keriz
Sosyete Şaban
Şaban Papuçu Yarım
Ortadirek Şaban
Bir Sevgi İstiyorum
Şabaniye
En Büyük Şaban
Aile Kadını
Çarıklı Milyoner
Şalvar Davası
Doktor Civanım
Gözüm Gibi Sevdim
İffet
Baş Belası
Gırgıriye
Gırgıriyede Şenlik Var
Mutlu Ol Yeter
Davaro
Zübük
Gol Kralı
Sevgi Dünyası
Umudumuz Şaban
Şark Bülbülü
Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor
Sultan
Cennetin Çocukları
Tosun Paşa
Filmleri - Yapımcı
Şabaniye
Filmleri - Senaryo
Duygu Çemberi
Arkadaşım Ve Ben
Deli Deli Küpeli
Sosyete Şaban
Şendul Şaban
Şabaniye
Çarıklı Milyoner
Gol Kralı
Seda Sayan Seda Sayan Asıl adı Aysel Gülsaçar olan Seda Sayan, 1965 yılında İstanbul Eyüp'te doğdu. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğu için hem okudu hem de tezgahtarlık, fabrika işçiliği yaptı....
Oğuz Tansel Oğuz Tansel 1915 yılında Bozkır'ın Meyre köyünde doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Fakülteyi bitirmeden başladığı öğretmenlik yaşamı 1969 yılında emekli oluncaya kadar sürdü. Türk edebiyatının özgün şairlerinden olduğu kadar, bir masal...
Muzaffer Buyrukçu Muzaffer Buyrukçu (1930 - 2006) Niğde’de 1930 yılında doğan Buyrukçu, 1951-1970 yılları arasında memurluk yaptı. Yazı hayatına şiir ve gazetelerde öykü yazarak başlayan Buyrukçu, 1953 yılından sonra da yazılarını dergilerde yayımlamaya başladı. Konularını...
Rüştü Reçber 10 Mayıs 1973 Korkuteli, Antalya doğumlu. Türk futbolunun yetiştirdiği en iyi kalecilerden biri olan Rüştü Reçber,
Mehmet Seyda 1919 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. Öğrenimini liseye kadar devam