Anında Ara
Son Yorumlar
Hülya Kazan
ASKIMMMMMMM BENİM CANI KARICIGIM SENİ SEVİYORUMMMMMMMM
>> OKU >>
Yazan: HAKAN KAZAN DÜZCE

Mustafa Ersu Al...
BENCE REKLAM YAPIYORSUN BOŞUNA UĞRAŞMA BAŞKANLIK BİR HAYAL
>> OKU >>
Yazan: SELİMPAŞA

Ali Demir
Giresun'da dünyaya gelen Demir, judoya 1967 yılında İstanbul Aske...
>> OKU >>
Yazan: ya fünyada kaç ali demir var

Sibel Can
ben düzceden tuğçe sibel ablayı çok seviyor ve beğeniyorum sibel ...
>> OKU >>
Yazan: tuğçe

Aşık Veysel Şat...
cok guzel, odevim icin cok yardinci oldu :)
>> OKU >>
Yazan: saide

Edvard Grieg (H...
esrleri yokmu
>> OKU >>
Yazan: çağla



Hüseyin Sadeddin Arel
(1880 - 1955)

huseyin_sadeddin_arel.jpgBüyük müzikologlarımızdan biri olan Hüseyin Sâdeddin Arel 18 Aralık 1880 tarihinde İstanbul'un Vefa semtinde doğdu. Anadolu kadıaskerlerinden müderris Mehmed Emin Efendi'nin altıncı çocuğudur. Annesi Fatma Zekiye Hanım'dır. İlk öğrenimini Vefa'da Taşmektep, Şemsülmaarif ve Nümune-i Terakki okullarında tamamladıktan sonra 1886 yılında ailesi ile İzmir'e göç etti.

İzmir'de Fransız kolejini bitirdikten sonra yüksek öğrenimi için İstanbul'a geldi. Bir yandan medreselerde okuyarak "İcâzet" alırken, diğer yandan"Hukuk Mektebi" ne devam ediyordu. Üstün başarı ile 4 Eylül 1906 tarihinde buradan mezun oldu ve kendisine "Üstün Başarı Madalyası" verildi. Özel öğretmenlerden dersler alarak dil bilgisini ilerletti. Ciddi bir çalışma sonucu Arabça, Farsça,  Almanca, Fransızca, İngilizce'yi iyi derecede öğrendi. Bunlardan başka İtalyanca, İspanyolca, Lâtince, Rumca, Eski Yunanca, Ermenice, hatta Flamanca ve Slavca'yı anlayabilecek kadar bilirdi.

O zamanın anlayışına göre öğrenciler devlet dairesinde görev aldıklarından, Arel de memuriyete on beş yaşında İzmir'de bulunduğu sırada "Vilâyet Mektûbi Kalemi"nden başladı. İstanbul'a geldikten sona Adliye Nezareti'ne 1901'de tercüman olarak girdi. Aynı yerde şifre müdürlüğü, 1909'da Ticaret-i Bahriye Mahkemesi Üyeliği, 1911'de ceza işleri müdürlüğü yaptı ve bir yıl sonra istifa ederek ayrıldı. 1910'da Washington'da toplanan uluslararası hukuk kongresine ülkemizi temsilen katıldı. Bu münasebetle orada bazı incelemelerde bulundu, tebliğler ve konferanslar verdi.

1913 yılında Danıştay'da maliye ve bayındırlık üyeliklerinde bulundu.  1914'de Tapu ve Kadastro genel müdürlüğüne, aynı yıl içinde "Tanzimat Dairesi Reisliği"ne getirildi. Bu daire 1918 yılında kapatılınca görevinden ayrıldı;bir daha resmi görev almadı. Mütareke yıllarında Amerika'ya giderek 1923 yılına kadar orada yaşadı. Amerika'dan döndükten sonra bir büro açarak İzmir'e yerleşti ve avukatlık yaptı. Beş yıl serbest çalıştıktan sonra 1928 yılında İstanbul'a gitti. Son zamanlarına kadar avukatlık mesleğini bırakmadı. İstanbul'da 6 Mayıs 1955 tarihinde , Bomonti'deki evinde hayata gözlerini yumdu. 8 Mayıs 1955 günü kalabalık bir toplulukla Şişli Camii'nde kılınan namazdan sonra Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi.

Adliye Nezareti'nde çalıştığı yıllarda, eski sadrazamlardan ve adliye nâzırı Abdurrahman Nureddin paşa'nın kızı Pakize Hanım'la evlenmiş, bu evlilikten tek çocuğu olan kızı Naciye doğmuştur.

Musiki Öğrenimi
Mûsıkî çalışmalarına on yaşında başladı. İlk olarak Udî Şekerci Cemil Bey'den Ud ve nazariyat dersleri aldı. Bu ilk adımdan sonra kendi çabası ile bilgisini derinleştirdi. Başta Türk Mûsıkîsi olmak üzere bütün dünya mûsıkîleri hakkında yazılmış olan eserleri topladı. Çok yabancı dil bilmesi nedeni ile her türlü kaynaktan bilgilerini güçlendirdi. Mûsıkîmizin nazariyatından söz eden eski Edvâr kitaplarını okudu, araştırdı. Nazari çalışmalarının yanısıra Ud, Ney, Keman, Kemençe, Tanbur, Viyola, Viyolonsel, özellikle  Piano çalmasını öğrendi. 1907-1909 yılları arasında Edgar Manas'tan armoni, kontrpuan ve füg öğrendi. Kompozisyon, orkestrasyon ve enstrümantasyon bilgilerini kendi gayreti ile elde etti.

Kolleksiyonculuğu ve Yayımcılığı
Arel, büyük fedakârlıklarla iki kez kütüphane kurdu. Bunlardan ilki kayınbabası Abdurrahman Nureddin paşa'nın konağında oturduğu yıllarda, İstanbul'un işgali sırasında Fransızlar tarafından kasten yakıldı. Bu yangında pek çok nadir yazmalar, kolleksiyonlar ve değerli kitaplar yok oldu. İkinci olarak kitap toplamağa İzmir'de başladı;yeni kütüphanesini Bomonti'deki evinde kurdu. Birçok yerli ve yabancı kitabı biraraya getirdi. Bunlar arasında Türk Mûsıkîsi açısından büyük değer taşıyan yazma eserler, fotokopiler, filmler bulunuyor. 

Bir ömür boyu maddî ve manevî fedakârlıklarla topladığı, bilenlerden bizzat notaya aldığı kolleksiyonu özellikle önemlidir. Bu kolleksiyona Dr. Suphi Ezgi'nin topladığı eserler de katılmıştı. Sadece Türk Mûsıkîsi ile ilgili eserlerle sınırlı kalmamış, bütün dünya mûsıkîleri için önemli belgeleri biriktirmişti.

Sâdeddin Arel, 1908 yılından başlayarak on beş günde bir olmak üzere "Şehbal" adında bir kültür ve magazin dergisi çıkardı. Matrisleri İtalya'da hazırlanan bu dergi , o yıllardaki yayınlara göre, gerek baskı ve gerekse kalite yönünden üstün nitelikte idi. Ancak yüz sayı çıkabilen Şehbal, İstanbul'un işgali sırasında idare binası yanarak kolleksiyonu ve belgeleri yok oldu. Bu dergi mûsıkîmiz hakkında araştırma yapacaklar için en önemli kaynaklardan biridir. 1939 yılında İsmail Hami Danişmend'le çıkarmış olduğu"Türklük" dergisi ancak on beş sayı çıkabildi. Bu dergide yayınlanan "Türk Mûsıkîsi Kimindir ?" başlığı altındaki seri makaleleri sonradan kitap haline getirilmiştir. 1948 yılında çıkmağa başlayan "Mûsıkî Mecmuası"son yayın organıdır. Başta bu dergiler olmak üzere çeşitli dergi ve gazetelerde çok sayıda makale, inceleme ve araştırma yazıları yayınlamıştır. Kütüphanesinin tamamına yakın bir bölümü ölümünden sonra "Türkiyat Enstitüsü"ne hibe edilmiştir.

Musiki Hocalığı
Maddî imkânı yerinde, mûsıkî öğrenmek isteyen herkese evinin kapısı açık olan bu büyük insan, hiçbir karşılık beklemeden bir ömür boyu önceleri haftada iki gün, sonraları yalnız Cumartesi günleri evinde akademik mûsıkî toplantıları yapardı. Hattâ başlangıçta bu toplantılar yemekli olarak yapılırdı. İzmir'de bulunduğu yıllarda, İstanbul'a gittikten sonra da, ölünceye kadar bu gelenek devam etti. Türk Mûsıkîsi alanında yetişmiş, isim yapmış pek çok sanatkâr Arel'in bu akademik toplantılarından yararlanarak yetişmiştir denebilir. Ayrıca evi çağının ilim ve sanat adamlarının da uğrak yeri olmuştur.

Engin mûsıkî ve genel kültürü kendisinin kısa zamanda çevresinde ve İstanbul'da tanınmasına yardımcı olmuş, özel mûsıkî okullarında ders verme teklifleri yağmış, daha 1916 yılında Darüttalimi Mûsıkî'de ders vermeye başlamıştı. Olağanüstü bir yetki ve beş yıllık bir anlaşma ile 1943 yılında İstanbul Konservatuvarı'nın başına getirildi. 1948 yılında süresi dolunca yenilemek istemedi;buradan ayrıldıktan sonra "İleri Türk Mûsıkîsi Konservatuvarı"nı kurdu ve bu okulun yayın organı olan "Mûsıkî Mecmuası"nı çıkartmağa başladı. Arel'in bu yönlerini değerli öğrencisi Ercüment Berker şu haklı görüşlerle değerlendiriyor:"...Müzikolog H. Sâdeddin Arel, ulusal kültürün soylu ve güçlü bir değeri olan, ancak yüzyıllar boyunca dar bir çevre içinde ustadan çırağa geçen, gizli bir fen ve sanat halinde kıskançlıkla gizlenen Türk müzikolojisini çağdaş metodolojiye göre düzenleyip -kendi deyimiyle-işporta mataı halinde istiyenin yararına sundu. Böylece , Türk Mûsıkîsi'nin yaygın eğitimini ve Türk Mûsıkîsi Devlet Konservatuvarı'nın kurulması olanağını hazırlıyordu. "

Türk Musikisi Hakkında Görüşleri
Bu görüşlerin tümünü burada özetlemek olanağı yok, muhtelif vesilelerle dokunduğu noktalarla ilgili görüşlerini kısa paragraflarla vermeye çalışacağız.

Türk ve Batı Mûsıkîlerini iyi bilen Arel hakkında, ülkemizin Batı mûsıkîsi mensupları da olumlu fikirler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşler, "Türk Mûsıkîsi"nin çok seslilikte büyük değerler kazanacağına inanan ve bu yolda çaba gösteren bir bilgin olduğu noktasında birleşir. Mûsıkîmizi derinlemesine bilen ve bu sanata âşık bir bilginin şu samimi sözlerini her Türk Mûsıkîsi müntesibi , her Türk çocuğunun ibretle okuması gerekir.

"...Türk Mûsıkîsi, onun değerini anlayabilecek kimselere hayranlık telkin edebilecek kadar muhteşemdir. "

"...Hayatımda Türk Mûsıkîsi'ne sarfettiğim zamanın birkaç mislini Batı Mûsıkîsi'ne sarfetmiş olduğum ve bu mûsıkînin şaheserleriyle vecde geldiğim halde, bir türlü Türk Mûsıkîsi aşkından kendimi alamayışım, belki kısmen millî meylimdendir;lâkin, mutlaka daha ziyade Türk Mûsıkîsi'nin bünyesinde gördüğüm olağanüstü inkişaf kabiliyetindendir. "

"...Realite şudur ki, Batı Mûsıkîsi'nin bir bestekâra temin ettiği klâsik, romantik, modern, polifonik veya monodikle muhakkak veya muhayyel ne kadar vasıta varsa, hepsinin en az on misli, evet on misli Türk Mûsıkîsi'nin içinde yatıyor. "

"...Batı Mûsıkîsinde duygumuzu ve idrakimizi kamaştıracak kadar harikalar vücuda getiren dehâların, o mûsıkîden en az on kere daha zengin imkân ve vasıtalarla dolu bir sahada neler yapabileceklerini düşünen her akıllı kimse gibi, (Batı Mûsıkîsini sevdiğim için Türk Mûsıkîsi'ni severim)diyecektir. "

"...Garp'tan almağa muhtaç olduğumuz teknik sekiz ilimden ibarettir. Fakat her Türk bestekârı bütün bu ilimlerden başka bir de kendi millî mûsıkîsi'ni bilmeğe muhtaçtır. Ta ki yazacağı eserler Garp taklidi olmaktan kurtulacak, vâzıh bir millî damgayı hâmil bulunabilsin. "

Bu görüşlerin ışığında ortaya çıkan genel kanıya tercüman olan ortak görüşü yine Ercümend Berker dile getirmiş:"...H. Sâdeddin Arel çağına sığmayan dehâsı, Türk Mûsıkîsi'nin makam, usûl ve form olanaklarını başka hiçbir bestecide görülmeyen genişlikte kullanması, ulusal ve evrensel mûsıkîyi kavrayan geniş ufku ve yorulmak bilmez büyük çalışma gücüyle Türk Mûsıkîsi'nin altıncı ve son dönemi olan reform dönemini başlatan besteci olmuştur. "

Türk Musikisi'ne Getirdiği Yenilikler
Mûsıkîmizin tonal sisteminin XIX. yüzyıl sonuna kadar doğru dürüst araştırılmadığını, eski "Edvâr" kitaplarının incelenmediğini, bu yönünü ilk olarak ele alan ve ayrıntılı yayınlar yapan kişinin büyük müzikoloğumuz Raûf Yektâ Bey olduğunu muhtelif vesilelerle belirtmiştik. İşte Raûf Yektâ Bey'in başlattığı bu bilimsel çalışmaları daha ileri bir düzeye götüren ve sağlam temellere oturtan da AREL olmuştur. Dr. Suphi Ezgi ve Salih Murad Uzdilek'le yorucu araştırmalardan sonra, mûsıkîmizin akustik bölümünü , tamama yakın bölümünün açıklamasını yapmıştır. Böylece 24 eşit olmayan aralığın varlığı ispatlanmış ve bu görüşün bilimsel dayanakları belirlenmiştir. Bugünki görüşlere göre eğer bu sistemin eksik yönleri varsa, müzikoloji ile uğraşanların eleştiri yerine bu eksik yönleri tamamlamaları gerekir.

Batı notası tam olarak Sultan II. Mahmud döneminde ülkemizde yaygınlaşmışsa da , Hamparsum notasının yerini tutamamıştır. O zamanki görüşler bu nota ile Türk Mûsıkîsi eserlerinin yazılamayacağı merkezindeydi. Arel, arkadaşlarıyla donanım işaretlerini bularak bu sorunu da çözüme bağlamıştır. Batı mûsıkîsi terminolojisinin bizim mûsıkîmizin ihtiyaçlarını karşılamadığını görmüş, kendi ses yapımız ve icra özelliğine göre bir Türk Mûsıkîsi terminolojisi ortaya koymuştur. Bugün kullanılan bu sözcüklerin pek çoğu Arel'e aittir.

Arel Türk Mûsıkîsi'nde çok sesliliğe taraftardı;ancak, bu çokseslilik kendi tonal sistemimizin gereğine göre yapılmalıydı. Bu düşüncelerini sırası geldikçe söylemiş ve nitekim eserlerinin içinde önemli bir sayıya ulaşan çok sesli besteleri bu esasa göre bestelemiştir. Beş tür kemençe ile bir "Kemençe Ailesi" fikrini ortaya atması bu düşünceden kaynaklanmıştır. Bu düşünce başarı ile uygulanmış, dönemin ünlü sanatkârları tarafından bu sazlar denenerek, bu yoldaki besteler icra edilmiştir. Bu büyük insanın açtığı çığır kendinden sonra geliştirilmemiş, yapılmış olanların tekrarından ibaret kalmıştır.

Eserleri
Verimli bir bestekâr olan Arel, bir ömür boyu Batı ve Türk Mûsıkîsi dalında iki bin kadar eser ortaya koymuştur. Ercümend Berker'in verdiği listeye göre bu eserlerin sayısı ve türü şunlardır:

51 Mevlevî Âyini, 108 Durak, 87 İlâhi, 13 Ney taksimi bestesi, 24 Peşrev, 28 Konser Saz Semaisi, 80 Saz Semaisi, 42 Oyun havası, 20 Dramatik Saz Eseri, Tanbur ve Viyolonsel için 8 taksim, 11 Köçekçe; Beste veSemai gibi büyük formlarda 7 sözlü eser, 51 Gazel, 3 Gazelli taksim, 2 Marş, 104 Şarkı, Oda Müziği ve koral, Altılama, Üçleme, İkileme olarak toplam 71 çok sesli eser.

Bunlardan başka Türk Mûsıkîsi nazariyatı dersleri, Armoni dersleri, Kontrpuan dersleri, Füg dersleri, Prozodi dersleri, Türk Mûsıkîsi ileri solfej dersleri, Eski Mûsıkî Tarihi(Başlangıç), Türk Mûsıkîsi Kimindir ?, Çeşitli makaleleri ve Kantemiroğlu'nun Edvâr'ının yayını sayılabilir. Batı Mûsıkîsi Tarihi notları basılmamıştır.

Mûsıkîmize çok geniş bir şekilde hizmeti geçmiş bu değerli insanı saygıyla ve rahmetle anıyoruz....

Hazırlayan: Tâhir Aydoğdu
Kaynak: Türk Mûsıkîsi Tarihi, Dr. Mehmet Nazmi ÖZALP

Yazıyı alıntıla | Okunma: 1026

İlk yorumu sen yap

Yorum Ekle
İsim:
Yorum:

Güvenlik Kodu:* Code
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Güvenlik kodunu göremiyorsanız sayfayı yenileyiniz.

 
< Önceki   Sonraki >
Haftanın Popülerleri
Son Eklenenler

Alfabetik Sıralama
 A B C D E F G H I J
 K L M N O P Q R S T
 U V W X Y Z
Arkadaşına Öner
Rastgele




E-posta adresini gir, yeni eklenen hayat hikayeleri posta kutuna gelsin.(E-posta adresinizi girdikten sonra açılan pencereden güvenlik kodunu girmeniz gerekiyor.)
TARİHTE BUGÜN / DOĞANLAR - ÖLENLER .:::BETA :::.
Ocak
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Şubat
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29
Mart
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Nisan
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Mayıs
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Haziran
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Temmuz
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Ağustos
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Eylül
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Ekim
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Kasım
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Aralık    
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Seda Sayan
Seda Sayan Asıl adı Aysel Gülsaçar olan Seda Sayan, 1965 yılında İstanbul Eyüp'te doğdu. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğu için hem okudu hem de tezgahtarlık, fabrika işçiliği yaptı....
Oğuz Tansel
Oğuz Tansel 1915 yılında Bozkır'ın Meyre köyünde doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Fakülteyi bitirmeden başladığı öğretmenlik yaşamı 1969 yılında emekli oluncaya kadar sürdü. Türk edebiyatının özgün şairlerinden olduğu kadar, bir masal...
Muzaffer Buyrukçu
Muzaffer Buyrukçu  (1930 - 2006) Niğde’de 1930 yılında doğan Buyrukçu, 1951-1970 yılları arasında memurluk yaptı. Yazı hayatına şiir ve gazetelerde öykü yazarak başlayan Buyrukçu, 1953 yılından sonra da yazılarını dergilerde yayımlamaya başladı. Konularını...
Rüştü Reçber
10 Mayıs 1973 Korkuteli, Antalya doğumlu. Türk futbolunun yetiştirdiği en iyi kalecilerden biri olan Rüştü Reçber,
Mehmet Seyda
1919 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. Öğrenimini liseye kadar devam
©2006-2008 isimsizsiniz.com