Hüseyin Sadeddin Arel
(1880 - 1955)
 Büyük müzikologlarımızdan biri olan Hüseyin Sâdeddin Arel 18 Aralık 1880 tarihinde İstanbul'un Vefa semtinde doğdu. Anadolu kadıaskerlerinden müderris Mehmed Emin Efendi'nin altıncı çocuğudur. Annesi Fatma Zekiye Hanım'dır. İlk öğrenimini Vefa'da Taşmektep, Şemsülmaarif ve Nümune-i Terakki okullarında tamamladıktan sonra 1886 yılında ailesi ile İzmir'e göç etti.
İzmir'de Fransız kolejini bitirdikten sonra yüksek öğrenimi için İstanbul'a geldi. Bir yandan medreselerde okuyarak "İcâzet" alırken, diğer yandan"Hukuk Mektebi" ne devam ediyordu. Üstün başarı ile 4 Eylül 1906 tarihinde buradan mezun oldu ve kendisine "Üstün Başarı Madalyası" verildi. Özel öğretmenlerden dersler alarak dil bilgisini ilerletti. Ciddi bir çalışma sonucu Arabça, Farsça, Almanca, Fransızca, İngilizce'yi iyi derecede öğrendi. Bunlardan başka İtalyanca, İspanyolca, Lâtince, Rumca, Eski Yunanca, Ermenice, hatta Flamanca ve Slavca'yı anlayabilecek kadar bilirdi.
O zamanın anlayışına göre öğrenciler devlet dairesinde görev aldıklarından, Arel de memuriyete on beş yaşında İzmir'de bulunduğu sırada "Vilâyet Mektûbi Kalemi"nden başladı. İstanbul'a geldikten sona Adliye Nezareti'ne 1901'de tercüman olarak girdi. Aynı yerde şifre müdürlüğü, 1909'da Ticaret-i Bahriye Mahkemesi Üyeliği, 1911'de ceza işleri müdürlüğü yaptı ve bir yıl sonra istifa ederek ayrıldı. 1910'da Washington'da toplanan uluslararası hukuk kongresine ülkemizi temsilen katıldı. Bu münasebetle orada bazı incelemelerde bulundu, tebliğler ve konferanslar verdi.
1913 yılında Danıştay'da maliye ve bayındırlık üyeliklerinde bulundu. 1914'de Tapu ve Kadastro genel müdürlüğüne, aynı yıl içinde "Tanzimat Dairesi Reisliği"ne getirildi. Bu daire 1918 yılında kapatılınca görevinden ayrıldı;bir daha resmi görev almadı. Mütareke yıllarında Amerika'ya giderek 1923 yılına kadar orada yaşadı. Amerika'dan döndükten sonra bir büro açarak İzmir'e yerleşti ve avukatlık yaptı. Beş yıl serbest çalıştıktan sonra 1928 yılında İstanbul'a gitti. Son zamanlarına kadar avukatlık mesleğini bırakmadı. İstanbul'da 6 Mayıs 1955 tarihinde , Bomonti'deki evinde hayata gözlerini yumdu. 8 Mayıs 1955 günü kalabalık bir toplulukla Şişli Camii'nde kılınan namazdan sonra Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi.
Adliye Nezareti'nde çalıştığı yıllarda, eski sadrazamlardan ve adliye nâzırı Abdurrahman Nureddin paşa'nın kızı Pakize Hanım'la evlenmiş, bu evlilikten tek çocuğu olan kızı Naciye doğmuştur.
Musiki Öğrenimi
Mûsıkî çalışmalarına on yaşında başladı. İlk olarak Udî Şekerci Cemil
Bey'den Ud ve nazariyat dersleri aldı. Bu ilk adımdan sonra kendi
çabası ile bilgisini derinleştirdi. Başta Türk Mûsıkîsi olmak üzere
bütün dünya mûsıkîleri hakkında yazılmış olan eserleri topladı. Çok
yabancı dil bilmesi nedeni ile her türlü kaynaktan bilgilerini
güçlendirdi. Mûsıkîmizin nazariyatından söz eden eski Edvâr kitaplarını
okudu, araştırdı. Nazari çalışmalarının yanısıra Ud, Ney, Keman,
Kemençe, Tanbur, Viyola, Viyolonsel, özellikle Piano çalmasını
öğrendi. 1907-1909 yılları arasında Edgar Manas'tan armoni, kontrpuan
ve füg öğrendi. Kompozisyon, orkestrasyon ve enstrümantasyon
bilgilerini kendi gayreti ile elde etti.
Kolleksiyonculuğu ve Yayımcılığı
Arel, büyük fedakârlıklarla iki kez kütüphane kurdu. Bunlardan ilki
kayınbabası Abdurrahman Nureddin paşa'nın konağında oturduğu yıllarda,
İstanbul'un işgali sırasında Fransızlar tarafından kasten yakıldı. Bu
yangında pek çok nadir yazmalar, kolleksiyonlar ve değerli kitaplar yok
oldu. İkinci olarak kitap toplamağa İzmir'de başladı;yeni kütüphanesini
Bomonti'deki evinde kurdu. Birçok yerli ve yabancı kitabı biraraya
getirdi. Bunlar arasında Türk Mûsıkîsi açısından büyük değer taşıyan
yazma eserler, fotokopiler, filmler bulunuyor.
Bir ömür boyu maddî ve manevî fedakârlıklarla topladığı, bilenlerden
bizzat notaya aldığı kolleksiyonu özellikle önemlidir. Bu kolleksiyona
Dr. Suphi Ezgi'nin topladığı eserler de katılmıştı. Sadece Türk
Mûsıkîsi ile ilgili eserlerle sınırlı kalmamış, bütün dünya mûsıkîleri
için önemli belgeleri biriktirmişti.
Sâdeddin Arel, 1908 yılından başlayarak on beş günde bir olmak üzere
"Şehbal" adında bir kültür ve magazin dergisi çıkardı. Matrisleri
İtalya'da hazırlanan bu dergi , o yıllardaki yayınlara göre, gerek
baskı ve gerekse kalite yönünden üstün nitelikte idi. Ancak yüz sayı
çıkabilen Şehbal, İstanbul'un işgali sırasında idare binası yanarak
kolleksiyonu ve belgeleri yok oldu. Bu dergi mûsıkîmiz hakkında
araştırma yapacaklar için en önemli kaynaklardan biridir. 1939 yılında
İsmail Hami Danişmend'le çıkarmış olduğu"Türklük" dergisi ancak on beş
sayı çıkabildi. Bu dergide yayınlanan "Türk Mûsıkîsi Kimindir ?"
başlığı altındaki seri makaleleri sonradan kitap haline getirilmiştir.
1948 yılında çıkmağa başlayan "Mûsıkî Mecmuası"son yayın organıdır.
Başta bu dergiler olmak üzere çeşitli dergi ve gazetelerde çok sayıda
makale, inceleme ve araştırma yazıları yayınlamıştır. Kütüphanesinin
tamamına yakın bir bölümü ölümünden sonra "Türkiyat Enstitüsü"ne hibe
edilmiştir.
Musiki Hocalığı
Maddî imkânı yerinde, mûsıkî öğrenmek isteyen herkese evinin kapısı
açık olan bu büyük insan, hiçbir karşılık beklemeden bir ömür boyu
önceleri haftada iki gün, sonraları yalnız Cumartesi günleri evinde
akademik mûsıkî toplantıları yapardı. Hattâ başlangıçta bu toplantılar
yemekli olarak yapılırdı. İzmir'de bulunduğu yıllarda, İstanbul'a
gittikten sonra da, ölünceye kadar bu gelenek devam etti. Türk Mûsıkîsi
alanında yetişmiş, isim yapmış pek çok sanatkâr Arel'in bu akademik
toplantılarından yararlanarak yetişmiştir denebilir. Ayrıca evi çağının
ilim ve sanat adamlarının da uğrak yeri olmuştur.
Engin mûsıkî ve genel kültürü kendisinin kısa zamanda çevresinde ve
İstanbul'da tanınmasına yardımcı olmuş, özel mûsıkî okullarında ders
verme teklifleri yağmış, daha 1916 yılında Darüttalimi Mûsıkî'de ders
vermeye başlamıştı. Olağanüstü bir yetki ve beş yıllık bir anlaşma ile
1943 yılında İstanbul Konservatuvarı'nın başına getirildi. 1948 yılında
süresi dolunca yenilemek istemedi;buradan ayrıldıktan sonra "İleri Türk
Mûsıkîsi Konservatuvarı"nı kurdu ve bu okulun yayın organı olan "Mûsıkî
Mecmuası"nı çıkartmağa başladı. Arel'in bu yönlerini değerli öğrencisi
Ercüment Berker şu haklı görüşlerle değerlendiriyor:"...Müzikolog H.
Sâdeddin Arel, ulusal kültürün soylu ve güçlü bir değeri olan, ancak
yüzyıllar boyunca dar bir çevre içinde ustadan çırağa geçen, gizli bir
fen ve sanat halinde kıskançlıkla gizlenen Türk müzikolojisini çağdaş
metodolojiye göre düzenleyip -kendi deyimiyle-işporta mataı halinde
istiyenin yararına sundu. Böylece , Türk Mûsıkîsi'nin yaygın eğitimini
ve Türk Mûsıkîsi Devlet Konservatuvarı'nın kurulması olanağını
hazırlıyordu. "
Türk Musikisi Hakkında Görüşleri
Bu görüşlerin tümünü burada özetlemek olanağı yok, muhtelif vesilelerle
dokunduğu noktalarla ilgili görüşlerini kısa paragraflarla vermeye
çalışacağız.
Türk ve Batı Mûsıkîlerini iyi bilen Arel hakkında, ülkemizin Batı
mûsıkîsi mensupları da olumlu fikirler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşler,
"Türk Mûsıkîsi"nin çok seslilikte büyük değerler kazanacağına inanan ve
bu yolda çaba gösteren bir bilgin olduğu noktasında birleşir.
Mûsıkîmizi derinlemesine bilen ve bu sanata âşık bir bilginin şu samimi
sözlerini her Türk Mûsıkîsi müntesibi , her Türk çocuğunun ibretle
okuması gerekir.
"...Türk Mûsıkîsi, onun değerini anlayabilecek kimselere hayranlık telkin edebilecek kadar muhteşemdir. "
"...Hayatımda Türk Mûsıkîsi'ne sarfettiğim zamanın birkaç mislini Batı
Mûsıkîsi'ne sarfetmiş olduğum ve bu mûsıkînin şaheserleriyle vecde
geldiğim halde, bir türlü Türk Mûsıkîsi aşkından kendimi alamayışım,
belki kısmen millî meylimdendir;lâkin, mutlaka daha ziyade Türk
Mûsıkîsi'nin bünyesinde gördüğüm olağanüstü inkişaf kabiliyetindendir. "
"...Realite şudur ki, Batı Mûsıkîsi'nin bir bestekâra temin ettiği
klâsik, romantik, modern, polifonik veya monodikle muhakkak veya
muhayyel ne kadar vasıta varsa, hepsinin en az on misli, evet on misli
Türk Mûsıkîsi'nin içinde yatıyor. "
"...Batı Mûsıkîsinde duygumuzu ve idrakimizi kamaştıracak kadar
harikalar vücuda getiren dehâların, o mûsıkîden en az on kere daha
zengin imkân ve vasıtalarla dolu bir sahada neler yapabileceklerini
düşünen her akıllı kimse gibi, (Batı Mûsıkîsini sevdiğim için Türk
Mûsıkîsi'ni severim)diyecektir. "
"...Garp'tan almağa muhtaç olduğumuz teknik sekiz ilimden ibarettir.
Fakat her Türk bestekârı bütün bu ilimlerden başka bir de kendi millî
mûsıkîsi'ni bilmeğe muhtaçtır. Ta ki yazacağı eserler Garp taklidi
olmaktan kurtulacak, vâzıh bir millî damgayı hâmil bulunabilsin. "
Bu görüşlerin ışığında ortaya çıkan genel kanıya tercüman olan ortak
görüşü yine Ercümend Berker dile getirmiş:"...H. Sâdeddin Arel çağına
sığmayan dehâsı, Türk Mûsıkîsi'nin makam, usûl ve form olanaklarını
başka hiçbir bestecide görülmeyen genişlikte kullanması, ulusal ve
evrensel mûsıkîyi kavrayan geniş ufku ve yorulmak bilmez büyük çalışma
gücüyle Türk Mûsıkîsi'nin altıncı ve son dönemi olan reform dönemini
başlatan besteci olmuştur. "
Türk Musikisi'ne Getirdiği Yenilikler
Mûsıkîmizin tonal sisteminin XIX. yüzyıl sonuna kadar doğru dürüst
araştırılmadığını, eski "Edvâr" kitaplarının incelenmediğini, bu yönünü
ilk olarak ele alan ve ayrıntılı yayınlar yapan kişinin büyük
müzikoloğumuz Raûf Yektâ Bey olduğunu muhtelif vesilelerle
belirtmiştik. İşte Raûf Yektâ Bey'in başlattığı bu bilimsel çalışmaları
daha ileri bir düzeye götüren ve sağlam temellere oturtan da AREL
olmuştur. Dr. Suphi Ezgi ve Salih Murad Uzdilek'le yorucu
araştırmalardan sonra, mûsıkîmizin akustik bölümünü , tamama yakın
bölümünün açıklamasını yapmıştır. Böylece 24 eşit olmayan aralığın
varlığı ispatlanmış ve bu görüşün bilimsel dayanakları belirlenmiştir.
Bugünki görüşlere göre eğer bu sistemin eksik yönleri varsa, müzikoloji
ile uğraşanların eleştiri yerine bu eksik yönleri tamamlamaları
gerekir.
Batı notası tam olarak Sultan II. Mahmud döneminde ülkemizde
yaygınlaşmışsa da , Hamparsum notasının yerini tutamamıştır. O zamanki
görüşler bu nota ile Türk Mûsıkîsi eserlerinin yazılamayacağı
merkezindeydi. Arel, arkadaşlarıyla donanım işaretlerini bularak bu
sorunu da çözüme bağlamıştır. Batı mûsıkîsi terminolojisinin bizim
mûsıkîmizin ihtiyaçlarını karşılamadığını görmüş, kendi ses yapımız ve
icra özelliğine göre bir Türk Mûsıkîsi terminolojisi ortaya koymuştur.
Bugün kullanılan bu sözcüklerin pek çoğu Arel'e aittir.
Arel Türk Mûsıkîsi'nde çok sesliliğe taraftardı;ancak, bu çokseslilik
kendi tonal sistemimizin gereğine göre yapılmalıydı. Bu düşüncelerini
sırası geldikçe söylemiş ve nitekim eserlerinin içinde önemli bir
sayıya ulaşan çok sesli besteleri bu esasa göre bestelemiştir. Beş tür
kemençe ile bir "Kemençe Ailesi" fikrini ortaya atması bu düşünceden
kaynaklanmıştır. Bu düşünce başarı ile uygulanmış, dönemin ünlü
sanatkârları tarafından bu sazlar denenerek, bu yoldaki besteler icra
edilmiştir. Bu büyük insanın açtığı çığır kendinden sonra
geliştirilmemiş, yapılmış olanların tekrarından ibaret kalmıştır.
Eserleri
Verimli bir bestekâr olan Arel, bir ömür boyu Batı ve Türk Mûsıkîsi
dalında iki bin kadar eser ortaya koymuştur. Ercümend Berker'in verdiği
listeye göre bu eserlerin sayısı ve türü şunlardır:
51 Mevlevî Âyini, 108 Durak, 87 İlâhi, 13 Ney taksimi bestesi, 24
Peşrev, 28 Konser Saz Semaisi, 80 Saz Semaisi, 42 Oyun havası, 20
Dramatik Saz Eseri, Tanbur ve Viyolonsel için 8 taksim, 11 Köçekçe;
Beste veSemai gibi büyük formlarda 7 sözlü eser, 51 Gazel, 3 Gazelli
taksim, 2 Marş, 104 Şarkı, Oda Müziği ve koral, Altılama, Üçleme,
İkileme olarak toplam 71 çok sesli eser.
Bunlardan başka Türk Mûsıkîsi nazariyatı dersleri, Armoni dersleri,
Kontrpuan dersleri, Füg dersleri, Prozodi dersleri, Türk Mûsıkîsi ileri
solfej dersleri, Eski Mûsıkî Tarihi(Başlangıç), Türk Mûsıkîsi Kimindir
?, Çeşitli makaleleri ve Kantemiroğlu'nun Edvâr'ının yayını
sayılabilir. Batı Mûsıkîsi Tarihi notları basılmamıştır.
Mûsıkîmize çok geniş bir şekilde hizmeti geçmiş bu değerli insanı saygıyla ve rahmetle anıyoruz....
Hazırlayan: Tâhir Aydoğdu
Kaynak: Türk Mûsıkîsi Tarihi, Dr. Mehmet Nazmi ÖZALP
Yazıyı alıntıla | Okunma: 1026
|