Henry Purcell
(1659-1695)

Ingiliz müziğinden bahsedilince, halk türküleri veya Handel’I bile müşkül duruma sokan “Dilenci Operası”, John Dunstable ile Shakespeare devrinin ustaları Dowland, Bull, Morley, zamanımız bestecileri ve nihayet Henry Purcell hatıra gelir. Adalar ülkesi müziğinin önemli safhalarının tanınmadığı uzun bir devre esnasında “İngiliz Müziği” diye ancak Purcell biliniyordu.
Purcell’ler tam bir müzisyen ailesiydi. Henry’nin babası saray müzisyenlerinin “centilmeni”, kardeşi Daniel Oxford’da, Heandel devrini yaşayan oğlu Edvard da Eastsheap’de orgcu idi. Böylece John Dowland ve Matthew Locke’dan sonra ingiliz barok müziğinin yetiştirdiği en büyük bestecinin müzisyenliği bir aile geleneğine dayanıyordu. Henüz küçükken babasını kaybeden Purcell “Chapel Royel” (saray korosu) na alındı ve iyi bir tahsil gördü. Sonradan da devletin yardımını gören Purcell kilise müziği ve sahne müziği bestecisi olarak şöhret kazandı.
Ingiliz dram edebiyatı hakkında biraz bilgi edinmek isteyen kimse işe Shakespeare ile başlar. Onun gölgesinde kalan sonraki zamana ait önemli bir şey bulamaz; fatak Purcell adlı bir müzisyen dikkati çeker. Hakikatte Purcell operalar yazmamıştır. Bir tek eseri bu özelliktedir. “Dido ve Aeneas”. Diğerlerinin hepsi sahne müziğidir. Bunları zamanın ve yakın geçmişin yazarları Dryden, d’Urfey, Shadwell’in dramları, Shakespeare’in “Yaz Gecesi Rüyası” ve “Fırtına” piyesleri için yazmıştır.
Fakat Purcell’in asıl yaratma sahası kilise müziğiydi. Bu çeşit
eserleri sonradan Heandel için önemli bir teşvik kaynağı oldu. Dini
eserlerinin başında “Anthem”ler vardır. Bunları, Tevrattan alınan
metinler üzerine bestelenen, kantata benzeyen koro eserleridir. Ayrıca
Purcell çeşitli tipten koro eserleri yazdı: “Wellcome Songs“ (karşılama
şarkıları), moteler, hymne’ler (dini methiyeler), psomalar, od’lar ve
kanon’lar.
Bundan başka enstrümanlar için de eserler verdi. Enfes trio sonatları
“lessons for harpsichod or spinnet“ (klavsen veya spinet için dersler,
fanteziler) ismini taşıyan piyano parçaları ve org eserleri eşsiz bir
güzelliğe sahiptir. Org eserleri arasında, uzun zaman Bach’ın bestesi
zannedilen bir toccata vardır; sonradan Purcell’in eseri olduğu
anlaşılmıştır. Bach’ın eserlerinde geçen “ingiliz süitleri“ tabirinin,
Purcell stilinin örnek alınarak kullanıldığını iddia edenler belki
haklıdır.
Pergolesi, Mozart ve Schubert gibi Purcell de genç yaşta kemale
erenlerdendir. Kısa süren hayatının ancak sonlarına doğru tiyatro
müziğine başladı. Çünkü yetiştiği çevre ve menşei onu yurdun
geleneklerine bağlayarak kilise müziğine doğru götürmüştür. Form,
vasıtalar ve ifade tarzı bakımından eserinde İtalyan ve Fransız stil
unsurları ne kadar belli ise de menşeinin özelliği daima üstün
kalmaktadır. Müziğinin dili yüce ve muhteşem, zengin ve aynı zamanda da
düzenlidir. Sayısız ifade imkanlarına sahiptir: Parlak, muhteşem ve
heybetli tesirler kadar ihtiraslı ve heyecan verici, neşeli, nüktedil
ve hafif tesirlerle ağır ve tantanalı ifade şekilleri meydana
getirmiştir.
Purcell’den sonra ingiliz müziğine italyanlar hakim oldular. Ancak
Handel, kendisini Purcell ile birleştiren bir tarzda İngiliz müziğinin
özelliğini yeniden ihya etti.
Handel, üstat Purcell’in oğlu Edward ile birlikte Londra’da “Muhtaç
Müzisyenlere Yardım Derneği“ni kurmuştur. Sembolik mahiyetteki bu
hareket, Purcell ile Handel arasında bağ kurmakla daha derin bir mana
taşımaktadır. Gerçi Handel’in ingiliz çağdaşları bunu kabul etmeyip
ölümünden sonra Purcell’e “Müziğin Shakespeare“ i adını vererek onu
Handel’den üstün göstermeye çalıştılar. Fakat iki besteciyi birbirine
bağlayan durum çok yerde belli olmaktadır. Bu durum belki şu cümleyle
tam bir vuzuhla ifade edilebilir: “Şiir sanatı sözlerin ahengi, müzik
de seslerin ahengidir. Şiir sanatı nasıl nesirin ve hitabet sanatının
fevkine çıkrak yükselirse, müzik de şiirin üstünde bir yükselme ve
arınma demektir. Her iki sanat ayrı ayrı kalarak da gelişebilir. Fakat
şüphesiz birleşerek en yüksek mertebeye ulaşırlar. Zira bu birleşmeden
mükemmel ve eksiksiz bir varlık doğar. Her ikisi bir şahsiyetteki ruh
ve güzelliği ifade eder“. Tarih bu sözlerin doğruluğunu ispat etmiştir.
Kaynak:beethovenlives.net
Yazıyı alıntıla | Okunma: 1245
|