Anında Ara
Son Yorumlar
Deniz Çakır
ben deniz çakırın oyunculuğunu çok beğeniyorum hakkını vererk oyn...
>> OKU >>
Yazan: selen

Sadettin Özgenç
Sevgili Özge Nur, Tatilden yeni döndüm ve yazını bugün okuma fır...
>> OKU >>
Yazan: Amcan

Emsali
semra we cevat çiftine ömür boyu mutluluklar dilerim
>> OKU >>
Yazan: nurşen ketenci

Emsali
tüm islam aleminin we mollahasanoğlu ailesinin mübarek ramazan ay...
>> OKU >>
Yazan: nurşen ketenci

Bruce Lee
bruce lee hiç bi zaman şampiyonalara katılmadı ama yedi defa üst ...
>> OKU >>
Yazan: veysi okan

Bruce Lee
BRUCE LEE insanlara kung funun veya diğer dövüş santlarını kendil...
>> OKU >>
Yazan: mehmet


Henri Bergson
(1859 - 1941)

henri_bergson.jpg1859’da Polonyalı Yahudi bir baba ve İrlandalı bir annenin çocuğu olarak Paris’te doğdu. 17 yaşındayken kamuya açık bir yarışmada son derece zorlayıcı bir matematiksel probleme verdiği özgün yanıtla ödül kazandı; aynı yıl Pascal’ın çözdüğü ama sonucunu yayımlamadığı bir başka problemi çözme başarısını gösterdi. 1877-1881 yılları arasında Ecole Normale Supérieure’de öğrenim gördü. Bunu izleyen on altı yıl boyunca birçok lisede matematik öğretmeni olarak görev yaptı. Öğrencileri arasında 1910 yılında Cahiers de la Quinzaine dergisini kuracak olan Charles Péguy de vardı. Bergson’un mezuniyet tezi Aristo’nun Lucretius hakkındaki çalışması üzerine kurulmuştu. 1900’de College de France’ta profesör oldu. Dersleri meraklı bir öğrenci grubunun yanı sıra akademisyenler ve genel kamu tarafından da dikkatle izleniyordu; dahası derslerine girmek için o kadar çok yabancı öğrenci okulu ziyaret ediyordu ki, okula “Bergson’un evi” denmeye başladı. 1914’le 1921 arasında filozofun Fransa adına yürüttüğü diplomatik görevler, yerine derslere giren Édouard Le Roy’un Bergson’un “sürekli vekili” olarak anılmasına neden oldu. Yazar 1921’de College de France’taki görevinden istifa ederek kendisini yazmaya ve Milletler Cemiyeti için çalışmaya adadı. Üniversiteden ve kamunun dikkatinden uzaklaşması yazarın felsefi yaklaşımlarının 1920’lerden itibaren popülerliğini yitirmesiyle sonuçlandı.

Bergson, iki dünya savaşı arasında kalan yıllarda kamusal kült bir figür haline geldi. Yahudilikle yakın bir ilişkide olmamasına rağmen filozof, Nazi kuklası Vichy hükümetinin kendisini anti-semitik yasaların getirdiği yaptırımların kapsamından çıkarma önerisini reddetti. Mazlumların tarafına katılmaya karar vererek 1940 yılının sonunda kendisini nüfus kütüğüne Yahudi olarak kaydettirdi. Bununla birlikte din hakkındaki düşünceleri onun Katolikliğe yakınlık duymasına yol açmıştı. Ağır bir eklem kireçlenmesi sorunu yüzünden hayatının son on yedi yılında yürüyemeyen Bergson, 3 Ocak 1941’de ağır bir bronşit yüzünden hayatını kaybetti.

Bir röportajda Bergson “felsefede günlük dilde konuşulmayan hiçbir şeyin olmadığını” dile getirmişti. Bu ifadeden de anlaşılabilecek olan tüm iyi niyetine rağmen, gündelik olanın düzeyinden oldukça yukarıda ve izlenmesi zor bir düşünce çizgisi ortaya koyuyordu. İlk büyük yapıtı Essai sur les Données Immédiates de Conscince’de (Bilincin Dolaysız Verileri Üzerine Bir Deneme, 1889) Bergson, irade ve onun özgürlüğü hakkındaki sözde sorunların zihinsel durumların yanlış bir fenomenolojisine, temelde bu durumların insan tarafından uzamsal olarak algılanması, ifade edilmesi ve ‘kavranması’ eğilimine bağlı olduğunu göstermeye çalıştı. İnsan, gerçek hayatı tahayyül ürünü bir hat üzerinde ilerleyen, bilinçli durumların belirgin sınırlara sahip ardıllığı olarak değil; daha çok, sürekli bir akış olarak algılar. İnsan tecrübesi, deyim yerindeyse, bu ‘akış mantığı’na göre biçimlenir. Bergson, zamanın kavramı ve tecrübesi arasına bir ayrım koyar. Fizikçi, nesneleri ve olayları ardıl diziler olarak gözlerken; zaman, bilinçte kendisini süre –basit biçimde matematikselleştirilmeye direnen sonsuz bir akış süreci- olarak sunar. Bergson, gerçek zamanın ‘süre’olarak tecrübe edildiğini ve iç güdülerin ve zihnin ayrı işlemleri aracılığıyla değil, sezgi yoluyla kavrandığını savunur.

1903’te yayımladığı Metafiziğe Giriş’te Bergson, sezgiyi bir sürecin dolaysız kavranışı ya da gerçeğin gerçek kaşifi olarak gösterir. Gerçek dünyayı açığa çıkaran çözümleme değil, sezgidir. Sezgi, Bergson’da, bazen parlak düşüncelere ulaşmanın bir yolu, bazen yöntem bakımından matematikteki ‘zihin’in felsefede karşılığı olan şey olarak belirir. ‘Yaratıcı dürtü’ ya da ‘yaşayan enerji’ olarak yorumlanan élan vital kavramı en ünlü kitabı L'evolution Créatrice’de (Yaratıcı Evrim, 1907) geliştirilmiştir. Élan vital, var olduğu bilimsel olarak doğrulanamayan ama tüm hayatı durmaksızın biçimlendiren yaşamsal dürtüyü üretir. Bergson, Darwin’in evrimin ya büyük sıçramalarla ya da küçük başkalaşımların birikmesi yoluyla ilerlediği yollu varsayımlarını eleştirmiş ve élan vitalin evrimin gerçek çizgisini oluşturduğunu iddia etmiştir.

1914’te Bergson’un başta L'evolution Créatrice olmak üzere bütün kitapları Vatikan’ın ünlü kara listesi olan Index’e kaydedilmiş ve Katolikler tarafından okunmaları yasaklanmıştır. Bergson bir sonraki ve son büyük yapıtını L'evolution Créatrice’ten tam yirmi beş yıl sonra yayımladı. 1932’de basılan Ahlakın ve Dinin İki Kaynağı’nın son cümleri ulusçu-ırkçı hareketlerin tehditlerine ve mekanize savaş aygıtlarının ortaya çıkışına işaret ediyordu. İki yıl sonra çıkan La Pensée et Le Mouvant: Essais et Conferences (Düşünce ve Hareket) felsefi denemelerden ve başka konularda yazdıklarından oluşan bir derlemeydi.

1900'de basılan Gülme adlı kitabında Bergson, ”gülüşte, komşumuzu aşağılamaya ve sonuçta düzeltmeye yönelik itiraf edilmeyen bir niyet olduğunu” belirtir. Bu kitap Bergson’un çok tanınmayan çalışmalarındandır; ancak Arthur Koestler bu kitabı Freud’un Espriler ve Bilindışıyla İlişkileri ile birlikte The Act of Creation (Yaratma Eylemi) kitabının dayanağı olarak gösterir. Bergson, ‘komik’ olanı, insanın maddeci ve mekanik olandan kutulduğunda hissettiği bir rahatlığın sonucu olarak tanımlar. “Birbirinden tamamen bağımsız iki olay dizisine dahil olan ve oldukça farklı iki anlamla yorumlanabilen durum ‘komik’tir.” Bergson gülmeyi, “toplum tarafından toplumsal olmayan bireye dayatılan düzeltici cezalandırma” olarak değerlendiriyordu. “Gülüş, bir yankıyı gerektirir gibi görünüyor. Gülüşümüz her zaman bir grubun gülüşüdür.”

Bergson gençliğinde Spencer’ın evrimci görüşleriyle de ilgilenmişti; ancak daha sonradan Spencer’ın bakış açısını terk ederek sezgiyi en yüksek insan yetisi olarak değerlendirmeye başladı. L'evolution Créatrice’te Bergson evrimin temelinde Darwin’in iddia ettiği gibi doğal ayıklanmanın değil, yaratıcı bir dürtünün bulunduğunu savundu. İnsan zihni bu süreçte bir beka aracı olarak gelişmişti. Bu yolla, insan kaçınılmaz bir biçimde geometrik ya da uzamsallaştırıcı terimlerle düşünmeye başlamış ve nihai yaşam sürecine tutunmuştu. Geometrik olanı ya da ‘uzamsal terimlerle ifade edilebileni aşan’ sezgi ise gerçekliğin kalbine varan ve felsefi gerçeği yakalayabilmemizi sağlayan asıl aracıydı.

Bergson’un düşüncesi ve zaman kavramsallaştırması Arnold Hauser, Claude Simon, William James, Alfred North Whitehead, Santayana, Péguy, Valéry ve John Dos Passos gibi birçok yazarı derinden etkiledi. Whitehead Bergson’un süre ve evrim kavramsallaştırmalarını organik yaşam ve biyoloji bağlamındaki kullanımlarından fiziğe taşımayı denedi. Bergson’un kuziniyle evlendiği Marcel Proust’un da, büyük yapıtı Kayıp Zamanın İzinde’yi yazarken bu yetenekli eniştenin düşüncelerinden çok etkilendiği iddia edilir. Sartre, Bergson’un yapıtlarına büyük ilgi ve saygı göstermiş, Martin Heidegger de filozofun ‘olmayış’ gibi kavramlarını işlemiştir. Bununla birlikte Bergson’un varoluşçulukla dolaysız bir ilişkisi kurulamaz; yaşadığı dönemde Bergson sıklıkla 'ampirist' olarak değerlendirilmişti. Öte yandan Bergson’un savları, yazarın düşüncelerini 1914’te eleştirmiş olan ve daha sonra Batı Felsefesi Tarihi adlı kitabında bu eleştirisini yineleyen Bertrand Russell gibi ampiristleri düş kırıklığına uğratmıştı. Birçok düşünür Bergson’un sezgiyi zihinden tatminkar bir yöntemle ayırt edemediğine işaret etmiştir. Albert Einstein, Bergson’un Durée et Simultanéité à Propos de La Théorie D'einstein (Süre ve Eşzamanlılık: Einstein’ın Kuramı Hakkında Düşünceler, 1921) adlı kitabında, görelilik kuramıyla ilgili ciddi hatalar saptamıştır. Bergson 1911’de Einstein’ın kuramına karşı çıkmış; ancak görüşlerini değiştirdikten sonra çizgisel olmayan zaman kavramını ortaya atmıştı. Bergson, kamunun gözünde Einstein’la giriştiği eleştirel savaşı kaybetmiş olsa da, sonraları birçok fizikçi çalışmalarını Bergson’a atfetmiştir. “Gerçekte, geçmiş kendi kendisini otomatik olarak korur. Muhtemelen, bütünlüğü içinde bizi an be an izler; çocukluğumuzun en erken döneminden beri hissetmiş, düşünmüş, arzulamış olduğumuz her şey kendilerine katılmak üzere olan şimdiki zamana eğilerek, solmuş biçimde biçimde dışarıda bırakacak olan bilincin kapılarına dayanmış bir halde oradadır.” (L'evolutıon Créatrıce [Yaratıcı Evrim], 1907)

Henry Bergson 1859’da Polonyalı Yahudi bir baba ve İrlandalı bir annenin çocuğu olarak Paris’te doğdu. 17 yaşındayken kamuya açık bir yarışmada son derece zorlayıcı bir matematiksel probleme verdiği özgün yanıtla ödül kazandı; aynı yıl Pascal’ın çözdüğü ama sonucunu yayımlamadığı bir başka problemi çözme başarısını gösterdi. 1877-1881 yılları arasında Ecole Normale Supérieure’de öğrenim gördü. Bunu izleyen on altı yıl boyunca birçok lisede matematik öğretmeni olarak görev yaptı. Öğrencileri arasında 1910 yılında Cahiers de la quinzaine dergisini kuracak olan Charles Péguy de vardı. Bergson’un mezuniyet tezi Aristo’nun Lucretius hakkındaki çalışması üzerine kurulmuştu. 1900’de College de France’ta profesör oldu. Dersleri meraklı bir öğrenci grubunun yanı sıra akademisyenlerin ve genel kamu tarafından dikkatle izleniyordu; dahası derslerin takip etmek için o kadar çok yabancı öğrenci okulu ziyaret ediyordu ki, okula “Bergson’un evi” denmeye başladı. 1914’le 1921 arasında filozofun Fransa adına yürüttüğü diplomatik görevler, yerinde derslere giren Édouard Le Roy’un Bergson’un “sürekli vekili” olarak anılmasına neden oldu. Yazar 1921’de College de France’ataki görevinden istifa ederek kendisini yazmaya ve Milletler Cemiyeti için çalışmaya adadı. Üniversiteden ve kamunun dikaktinden uzaklaşması yazarın felsefi yaklaşımlarının 1920’lerden itibaren popülerliğini yitirmesiyle sonuçlandı.

Bergson, iki dünya savaşı arasında kalan yıllarda kamusal kült bir figür haline geldi. Bu dinle yakın ilişkisi olmamasına rağmen filozof, Nazi kuklası Vichy hükümetinin kendisini anti-semitik yasaların getirdiği yaptırımların kapsamından çıkarma önerisini reddetti. Mazlumların tarafına katılmaya karar vererek 1940 yılının sonunda kendisini nüfus kütüğüne Yahudi olarak kaydettirdi. Bununla birlikte din hakkındaki düşünceleri onu Katolikliğe yakınlık duymasına yol açmıştı. Ağır bir eklem kireçlenmesi sorunu yüzünden hayatının son on yedi yılında yürüyemeyen Bergson, 3 Ocak 1941’de ağır bir bronşit yüzünden hayatını kaybetti.

Bir röportajda Bergson “felsefede günlük dilde konuşulmayan hiçbir şeyin olmadığını” dile getirmişti. Bu ifadeden de anlaşılabilecek olan tüm iyi niyetine rağmen, gündelik olanın düzeyinden oldukça yukarıda ve izlenmesi zor bir düşünce çizgisi ortaya koyuyordu. İlk büyük yapıtı Essai sur les Données Immédiates de Conscince’de (Bilincin Dolaysız Verileri Üzerine Bir Deneme, 1889) Bergson, irade ve onun özgürlüğü hakkındaki sözde sorunların zihinsel durumların yanlış bir fenomenolojisine, temelde bu durumların insan tarafından uzamsal olarak algılanması, ifade edilmesi ve ‘kavranması’ eğilimine bağlı olduğunu göstermeye çalıştı. İnsan, gerçek hayatı tahayyül ürünü bir hat üzerinde ilerleyen, bilinçli durumların belirgin sınırlara sahip ardıllığı olarak değil; daha çok, sürekli bir akış olarak algılar. İnsan tecrübesi bu deyim yerindeyse bu ‘akış mantığı’na göre biçimlenir. Bergson, zamanın kavramı ve tecrübesi arasına bir ayrım koyar. Fizikçi, nesneleri ve olayları ardıl diziler olarak gözlerken, zaman, bilinçte kendisini süre –basit biçimde matematikselleştirilmeye direnen sonsuz bir akış süreci- olarak sunar. Bergson, gerçek zamanın ‘süre’olarak tecrübe edildiğini ve iç güdülerin ve zihnin ayrı işlemleri aracılığıyla değil sezgi yoluyla kavrandığını savunur.

1903’te yayımladığı Metafiziğe Giriş’te Bergson, sezgiyi bir sürecin dolaysız kavranışı ya da gerçeğin gerçek kaşifi olarak gösterir. Gerçek dünyayı açığa çıkaran çözümleme değil, sezgidir. Sezgi, Bergson’da, bazen parlak düşüncelere ulaşmanın bir yolu, bazen yöntem bakımından matematikteki ‘zihin’in felsefede karşılığı olan şey olarak belirir. ‘Yaratıcı dürtü’ ya da ‘yaşayan enerji’ olarak yorumlanan élan vital kavramı en ünlü kitabı L'evolution Créatrice’de (Yaratıcı Evrim, 1907) geliştirilmiştir. Élan vital, var olduğu bilimsel olarak doğrulanamayan ama tüm hayatı durmaksızın biçimlendiren yaşamsal dürtüyü üretir. Bergson, Darwin’in evrimin ya büyük sıçramalarla ya da küçük başkalaşımların birikmesi yoluyla ilerlediği yollu varsayımlarını eleştirmiş ve élan vitalin evrimin gerçek çizgisini oluşturduğunu iddia etmiştir.

1914’te Bergson’un başta L'evolution Créatrice olmak üzere bütün kitapları Vatikan’ın ünlü kara listesi olan Index’e kaydedilmiş ve Katolikler tarafından okunmaları yasaklanmıştır. Bergson bir sonraki ve son büyük yapıtını L'evolution Créatrice’ten tam yirmi beş yıl sonra yayımladı. 1932’de basılan Ahlakın ve Dinin İki Kaynağı’nın son cümleri ulusçu-ırkçı hareketlerin tehditlerine ve mekanize savaş aygıtlarının ortaya çıkışına işaret ediyordu. İki yıl sonra çıkan La Pensée et Le Mouvant: Essais et Conferences (Düşünce ve Hareket) felsefi denemelerden ve başka konularda yazdıklarından oluşan bir derlemeydi.

Le Rire (Gülüş, 1900) adlı kitabında Bergson,”gülüşte komşumuzu aşağılamaya ve sonuçta düzeltmeye yönelik itiraf edilmeyen bir niyet olduğunu” belirtir. Bu kitap Bergson’un çok tanınmayan çalışmalarındandır; ancak Arthur Koestler bu kitabı Freud’un Espriler ve Bilindışıyla İlişkileri ile birlikte The Act of Creation (Yaratma Eylemi) kitabının dayanağı olarak gösterir. Bergson, ‘komik’ olanı, insanın maddeci ve mekanik olandan kutulduğunda hissettiği bir rahatlığın sonucu olarak tanımlar. “Birbirinden tamamen bağımsız iki olay dizisine dahil olan ve oldukça farklı iki anlamla yorumlanabilen durum ‘komik’tir.” Bergson gülmeyi, “toplum tarafından toplumsal olmayan bireye dayatılan düzeltici cezalandırma” olarak değerlendiriyordu. “Gülüş, bir yankıyı gerektirir gibi görünüyor. Gülüşümüz her zaman bir grubun gülüşüdür.”

Bergson gençliğinde Spencer’ın evrimci görüşleriyle de ilgilenmişti; ancak daha sonradan Spencer’ın bakış açısını terk ederek sezgiyi en yüksek insan yetisi olarak değerlendirmeye başladı. L'evolution Créatrice’te Bergson evrimin temelinde Darwin’in iddia ettiği gibi doğal ayıklanmanın değil, yaratıcı bir dürtünün bulunduğunu savundu. İnsan zihni bu süreçte bir beka aracı olarak gelişmişti. Bu yolla, insan kaçınılmaz bir biçimde geometrik ya da uzamsallaştırıcı terimlerle düşünmeye başlamış ve nihai yaşam sürecine tutunmuştu. Geometrik olanı ya da ‘uzamsal terimlerle ifade edilebileni aşan’ sezgi ise gerçekliğin kalbine varan ve felsefi gerçeği yakalayabilmemizi sağlayan asıl aracıydı.

Bergson’un düşüncesi ve zaman kavramsallaştırması Arnold Hauser, Claude Simon, William James, Alfred North Whitehead, Santayana, Péguy, Valéry ve John Dos Passos gibi birçok yazarı derinden etkiledi. Whitehead Bergson’un süre ve evrim kavramsallaştırmalarını organik yaşam ve biyoloji bağlamındaki kullanımlarından fiziğe taşımayı denedi. Bergson’un kuziniyle evlendiği Marcel Proust’un da, büyük yapıtı Kayıp Zamanın İzinde’yi yazarken bu yetenekli eniştenin düşüncelerinden çok etkilendiği iddia edilir. Sartre, Bergson’un yapıtlarına büyük ilgi ve saygı göstermiş, Martin Heidegger de filozofun ‘olmayış’ gibi kavramlarını işlemiştir. Bununla birlikte Bergson’un varoluşçulukla dolaysız bir ilişkisi kurulamaz; yaşadığı dönemde Bergson sıklıkla ‘görgücü' olarak değerlendirilmişti. Öte yandan Bergson’un savları, yazarın düşüncelerini 1914’te eleştirmiş olan ve daha sonra Batı Felsefesi Tarihi adlı kitabında bu eleştirisini yineleyen Bertrand Russell gibi ampiristleri düş kırıklığına uğratmıştı. Birçok düşünür Bergson’un sezgiyi zihinden tatminkar bir yöntemle ayırt edemediğine işaret etmiştir. Albert Einstein, Bergson’un Durée et Simultanéité à Propos de La Théorie D'einstein (Süre ve Eşzamanlılık: Einstein’ın Kuramı Hakkında Düşünceler, 1921) adlı kitabında görelilik kuramıyla ilgili ciddi hatalar saptamıştır. Bergson 1911’de Einstein’ın kuramına karşı çıkmış; ancak görüşlerini değiştirdikten sonra çizgisel olmayan zaman kavramını ortaya atmıştı. Bergson, kamunun gözünde Einstein’la giriştiği eleştirel savaşı kaybetmiş olsa da, sonraları birçok fizikçi çalışmalarını Bergson’a atfetmiştir. “Gerçekte, geçmiş kendi kendisini otomatik olarak korur. Muhtemelen, bütünlüğü içinde bizi an be an izler; çocukluğumuzun en erken döneminden beri hissetmiş, düşünmüş, arzulamış olduğumuz her şey kendilerine katılmak üzere olan şimdiki zamana eğilerek, solmuş biçimde biçimde dışarıda bırakacak olan bilincin kapılarına dayanmış bir halde oradadır.” (L'evolutıon Créatrıce [Yaratıcı Evrim], 1907)

Henry Bergson 1859’da Polonyalı Yahudi bir baba ve İrlandalı bir annenin çocuğu olarak Paris’te doğdu. 17 yaşındayken kamuya açık bir yarışmada son derece zorlayıcı bir matematiksel probleme verdiği özgün yanıtla ödül kazandı; aynı yıl Pascal’ın çözdüğü ama sonucunu yayımlamadığı bir başka problemi çözme başarısını gösterdi. 1877-1881 yılları arasında Ecole Normale Supérieure’de öğrenim gördü. Bunu izleyen on altı yıl boyunca birçok lisede matematik öğretmeni olarak görev yaptı. Öğrencileri arasında 1910 yılında Cahiers de la quinzaine dergisini kuracak olan Charles Péguy de vardı. Bergson’un mezuniyet tezi Aristo’nun Lucretius hakkındaki çalışması üzerine kurulmuştu. 1900’de College de France’ta profesör oldu. Dersleri meraklı bir öğrenci grubunun yanı sıra akademisyenlerin ve genel kamu tarafından dikkatle izleniyordu; dahası derslerin takip etmek için o kadar çok yabancı öğrenci okulu ziyaret ediyordu ki, okula “Bergson’un evi” denmeye başladı. 1914’le 1921 arasında filozofun Fransa adına yürüttüğü diplomatik görevler, yerinde derslere giren Édouard Le Roy’un Bergson’un “sürekli vekili” olarak anılmasına neden oldu. Yazar 1921’de College de France’ataki görevinden istifa ederek kendisini yazmaya ve Milletler Cemiyeti için çalışmaya adadı. Üniversiteden ve kamunun dikaktinden uzaklaşması yazarın felsefi yaklaşımlarının 1920’lerden itibaren popülerliğini yitirmesiyle sonuçlandı.

Bergson, iki dünya savaşı arasında kalan yıllarda kamusal kült bir figür haline geldi. Bu dinle yakın ilişkisi olmamasına rağmen filozof, Nazi kuklası Vichy hükümetinin kendisini anti-semitik yasaların getirdiği yaptırımların kapsamından çıkarma önerisini reddetti. Mazlumların tarafına katılmaya karar vererek 1940 yılının sonunda kendisini nüfus kütüğüne Yahudi olarak kaydettirdi. Bununla birlikte din hakkındaki düşünceleri onu Katolikliğe yakınlık duymasına yol açmıştı. Ağır bir eklem kireçlenmesi sorunu yüzünden hayatının son on yedi yılında yürüyemeyen Bergson, 3 Ocak 1941’de ağır bir bronşit yüzünden hayatını kaybetti.

Bir röportajda Bergson “felsefede günlük dilde konuşulmayan hiçbir şeyin olmadığını” dile getirmişti. Bu ifadeden de anlaşılabilecek olan tüm iyi niyetine rağmen, gündelik olanın düzeyinden oldukça yukarıda ve izlenmesi zor bir düşünce çizgisi ortaya koyuyordu. İlk büyük yapıtı Essai sur les Données Immédiates de Conscince’de (Bilincin Dolaysız Verileri Üzerine Bir Deneme, 1889) Bergson, irade ve onun özgürlüğü hakkındaki sözde sorunların zihinsel durumların yanlış bir fenomenolojisine, temelde bu durumların insan tarafından uzamsal olarak algılanması, ifade edilmesi ve ‘kavranması’ eğilimine bağlı olduğunu göstermeye çalıştı. İnsan, gerçek hayatı tahayyül ürünü bir hat üzerinde ilerleyen, bilinçli durumların belirgin sınırlara sahip ardıllığı olarak değil; daha çok, sürekli bir akış olarak algılar. İnsan tecrübesi bu deyim yerindeyse bu ‘akış mantığı’na göre biçimlenir. Bergson, zamanın kavramı ve tecrübesi arasına bir ayrım koyar. Fizikçi, nesneleri ve olayları ardıl diziler olarak gözlerken, zaman, bilinçte kendisini süre –basit biçimde matematikselleştirilmeye direnen sonsuz bir akış süreci- olarak sunar. Bergson, gerçek zamanın ‘süre’olarak tecrübe edildiğini ve iç güdülerin ve zihnin ayrı işlemleri aracılığıyla değil sezgi yoluyla kavrandığını savunur.

1903’te yayımladığı Metafiziğe Giriş’te Bergson, sezgiyi bir sürecin dolaysız kavranışı ya da gerçeğin gerçek kaşifi olarak gösterir. Gerçek dünyayı açığa çıkaran çözümleme değil, sezgidir. Sezgi, Bergson’da, bazen parlak düşüncelere ulaşmanın bir yolu, bazen yöntem bakımından matematikteki ‘zihin’in felsefede karşılığı olan şey olarak belirir. ‘Yaratıcı dürtü’ ya da ‘yaşayan enerji’ olarak yorumlanan élan vital kavramı en ünlü kitabı L'evolution Créatrice’de (Yaratıcı Evrim, 1907) geliştirilmiştir. Élan vital, var olduğu bilimsel olarak doğrulanamayan ama tüm hayatı durmaksızın biçimlendiren yaşamsal dürtüyü üretir. Bergson, Darwin’in evrimin ya büyük sıçramalarla ya da küçük başkalaşımların birikmesi yoluyla ilerlediği yollu varsayımlarını eleştirmiş ve élan vitalin evrimin gerçek çizgisini oluşturduğunu iddia etmiştir.

1914’te Bergson’un başta L'evolution Créatrice olmak üzere bütün kitapları Vatikan’ın ünlü kara listesi olan Index’e kaydedilmiş ve Katolikler tarafından okunmaları yasaklanmıştır. Bergson bir sonraki ve son büyük yapıtını L'evolution Créatrice’ten tam yirmi beş yıl sonra yayımladı. 1932’de basılan Ahlakın ve Dinin İki Kaynağı’nın son cümleri ulusçu-ırkçı hareketlerin tehditlerine ve mekanize savaş aygıtlarının ortaya çıkışına işaret ediyordu. İki yıl sonra çıkan La Pensée et Le Mouvant: Essais et Conferences (Düşünce ve Hareket) felsefi denemelerden ve başka konularda yazdıklarından oluşan bir derlemeydi.

Le Rire (Gülüş, 1900) adlı kitabında Bergson,”gülüşte komşumuzu aşağılamaya ve sonuçta düzeltmeye yönelik itiraf edilmeyen bir niyet olduğunu” belirtir. Bu kitap Bergson’un çok tanınmayan çalışmalarındandır; ancak Arthur Koestler bu kitabı Freud’un Espriler ve Bilindışıyla İlişkileri ile birlikte The Act of Creation (Yaratma Eylemi) kitabının dayanağı olarak gösterir. Bergson, ‘komik’ olanı, insanın maddeci ve mekanik olandan kutulduğunda hissettiği bir rahatlığın sonucu olarak tanımlar. “Birbirinden tamamen bağımsız iki olay dizisine dahil olan ve oldukça farklı iki anlamla yorumlanabilen durum ‘komik’tir.” Bergson gülmeyi, “toplum tarafından toplumsal olmayan bireye dayatılan düzeltici cezalandırma” olarak değerlendiriyordu. “Gülüş, bir yankıyı gerektirir gibi görünüyor. Gülüşümüz her zaman bir grubun gülüşüdür.”

Bergson gençliğinde Spencer’ın evrimci görüşleriyle de ilgilenmişti; ancak daha sonradan Spencer’ın bakış açısını terk ederek sezgiyi en yüksek insan yetisi olarak değerlendirmeye başladı. L'evolution Créatrice’te Bergson evrimin temelinde Darwin’in iddia ettiği gibi doğal ayıklanmanın değil, yaratıcı bir dürtünün bulunduğunu savundu. İnsan zihni bu süreçte bir beka aracı olarak gelişmişti. Bu yolla, insan kaçınılmaz bir biçimde geometrik ya da uzamsallaştırıcı terimlerle düşünmeye başlamış ve nihai yaşam sürecine tutunmuştu. Geometrik olanı ya da ‘uzamsal terimlerle ifade edilebileni aşan’ sezgi ise gerçekliğin kalbine varan ve felsefi gerçeği yakalayabilmemizi sağlayan asıl aracıydı.

Bergson’un düşüncesi ve zaman kavramsallaştırması Arnold Hauser, Claude Simon, William James, Alfred North Whitehead, Santayana, Péguy, Valéry ve John Dos Passos gibi birçok yazarı derinden etkiledi. Whitehead Bergson’un süre ve evrim kavramsallaştırmalarını organik yaşam ve biyoloji bağlamındaki kullanımlarından fiziğe taşımayı denedi. Bergson’un kuziniyle evlendiği Marcel Proust’un da, büyük yapıtı Kayıp Zamanın İzinde’yi yazarken bu yetenekli eniştenin düşüncelerinden çok etkilendiği iddia edilir. Sartre, Bergson’un yapıtlarına büyük ilgi ve saygı göstermiş, Martin Heidegger de filozofun ‘olmayış’ gibi kavramlarını işlemiştir. Bununla birlikte Bergson’un varoluşçulukla dolaysız bir ilişkisi kurulamaz; yaşadığı dönemde Bergson sıklıkla ‘görgücü' olarak değerlendirilmişti. Öte yandan Bergson’un savları, yazarın düşüncelerini 1914’te eleştirmiş olan ve daha sonra Batı Felsefesi Tarihi adlı kitabında bu eleştirisini yineleyen Bertrand Russell gibi ampiristleri düş kırıklığına uğratmıştı. Birçok düşünür Bergson’un sezgiyi zihinden tatminkar bir yöntemle ayırt edemediğine işaret etmiştir. Albert Einstein, Bergson’un Durée et Simultanéité à Propos de La Théorie D'einstein (Süre ve Eşzamanlılık: Einstein’ın Kuramı Hakkında Düşünceler, 1921) adlı kitabında görelilik kuramıyla ilgili ciddi hatalar saptamıştır. Bergson 1911’de Einstein’ın kuramına karşı çıkmış; ancak görüşlerini değiştirdikten sonra çizgisel olmayan zaman kavramını ortaya atmıştı. Bergson, kamunun gözünde Einstein’la giriştiği eleştirel savaşı kaybetmiş olsa da, sonraları birçok fizikçi çalışmalarını Bergson’a atfetmiştir.

Kaynak: kitapgazetesi.com

Yazıyı alıntıla | Okunma: 1581

Yorumlar (1)
 1 Yazan simge, aktif 25-02-2008 23:07
bunu e-postayımı icat etmiş arkadaşlar

Yorum Ekle
İsim:
Yorum:

Güvenlik Kodu:* Code
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Güvenlik kodunu göremiyorsanız sayfayı yenileyiniz.

 
< Önceki   Sonraki >
Haftanın Popülerleri
Son Eklenenler
Alfabetik Sıralama
 A B C D E F G H I J
 K L M N O P Q R S T
 U V W X Y Z
Rastgele

E-posta adresini gir, yeni eklenen hayat hikayeleri posta kutuna gelsin.(E-posta adresinizi girdikten sonra açılan pencereden güvenlik kodunu girmeniz gerekiyor.)
TARİHTE BUGÜN / DOĞANLAR - ÖLENLER .:::BETA :::.
Ocak
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Şubat
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29
Mart
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Nisan
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Mayıs
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Haziran
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Temmuz
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Ağustos
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Eylül
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Ekim
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Kasım
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Aralık    
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Seda Sayan
Seda Sayan Asıl adı Aysel Gülsaçar olan Seda Sayan, 1965 yılında İstanbul Eyüp'te doğdu. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğu için hem okudu hem de tezgahtarlık, fabrika işçiliği yaptı....
Oğuz Tansel
Oğuz Tansel 1915 yılında Bozkır'ın Meyre köyünde doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Fakülteyi bitirmeden başladığı öğretmenlik yaşamı 1969 yılında emekli oluncaya kadar sürdü. Türk edebiyatının özgün şairlerinden olduğu kadar, bir masal...
Muzaffer Buyrukçu
Muzaffer Buyrukçu  (1930 - 2006) Niğde’de 1930 yılında doğan Buyrukçu, 1951-1970 yılları arasında memurluk yaptı. Yazı hayatına şiir ve gazetelerde öykü yazarak başlayan Buyrukçu, 1953 yılından sonra da yazılarını dergilerde yayımlamaya başladı. Konularını...
Rüştü Reçber
10 Mayıs 1973 Korkuteli, Antalya doğumlu. Türk futbolunun yetiştirdiği en iyi kalecilerden biri olan Rüştü Reçber,
Mehmet Seyda
1919 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. Öğrenimini liseye kadar devam
©2006-2008 isimsizsiniz.com