15 Ağustos 1990 İstanbul / Ortaköy doğumluyum. Hani bir şarkı var ya‚ 'Kız Sen İstanbul'un neresindensin?' diye, ben de onlardan biriyim.
Ortaköy biraz da vefasızların yeri galiba!!! Yaz aylarında sahilde yer bulamazsınız, kış'ın ise Ortaköy öksüz bir çocuk gibi yapayalnız kalmakta... Bazen feryat ile birlikte ‚"nedennn" diye haykırarak düşünürüm... Ortaköy'ün yalnızlığında çay bahçelerinden birinde, bir tarafta boğaz, bir tarafta tarihi Ortaköy Cami ve insanların bir oraya gidiş ve gelişlerini de izlemek bir hoştur. Ortaköy'ümüzün yerlileri haricinde dışarıdan gelenler hemen farkedilir.
Emekli bir TIR şoförünün kızıyım, ben ailemizin ikinci çocuğuyum. Ağabeyim ise Kapalıçarşı'nın tanınan kuyumcularından, yani kulağı kesiklerindendir.
Hayatımda şuradan başlasam gerisi gelir diyebileceğim bir uç nokta yok. Her zaman uçlarda yaşadığımızı düşündüğümüzü söylediğimiz hayatta uçlarda olduğumuzu kanıtlayacak birşeyler bulamıyorsak bence daha yola başlamamışız demektir.
Yaş daha onyedi, yani her şey şimdi başlıyor, lise bitti ve üniversite tembelliğimden dolayı olmadı. Hayatım adına önüme çıkacak yolda ilk adımı bundan sonra atıcam, ya kendimi azıcık sıkıp üniversiteye giricem biliyorum ki buna mecburum ya da bir meslek okuluna gidip hayallerimi yakıcam. Başka avantajım yok. Üniversite hiçbir zaman benim hayallerim olmadı aslında, taa ki ne olmaya karar verdiğim zamana kadar. Lise bitti ben hiçbir hazırlığım olmamasına rağmen üniversite sınavlarına girdim. Neden giriyorsam? Kazanamayacağımı biliyordum. Ama bu bir fırsattı hiç olmazsa kendimi deneyecektim.
Ne yapabiliyordum görecektim. Annem ve babamda kazanamayacağımı aslında
biliyorlar çünkü bütün sene boyunca onlarla oturup dizi seyretmiştim.
Ama evlat işte iyi yerlere gelmemi istedikleri için‚'İnşallah
kazanırsın, olmayacak diye bir şey yok' diyorlar. "Neden
beceremeyecekmişsin bakalım!! Söylentisiyle de bana kızıyorlar. Ben de
onlara kızıyorum tabi ben kendimi bilmiyor muyum diye!
Sınav sonuçları açıklandı. Ya kazandıysam ne olacaktı? Kazandıysam dört
yıl sonra Allah'ın izniyle kendi seçtiğim meslekte sürünmek için
hazırlanacaktım. Çevremdekilere göre öyleydi. Onlara göre sadece hayal
dünyasında yaşıyorum ama bir öğretmen olsam yada bankacı ne güzel
olurdu benim istediğimde meslek miymiş (!)
Ben kendi çapımda hikayeler yazıyorum ve onları senaryo'ya dönüştürüp
film yapmak istiyorum kendimce yönetmen olacağım. Hayat sanki çok kolay
ben okulu bitirince sanki hemen bana‚'Al kızım elinde fırsatlar çek
filmini‚'diyecekler. Hayır tabii ki de demeyecekler biliyorum ama
sırtıma koyacakları yükü de taşıyamam demiyorum.
Her ağızdan yine bir ses çıktı;" Yap tercihini, elinde bir meslek olur
kafanı kullan senin istediğin meslekte para yok, bütün hayatın
keşfedilmekle geçecek, boş yere okuyacaksın ve sürüneceksin onun bunun
eline bakacaksın." vs.
İşte o zaman anladım ki ben hayallerle yaşıyorum ve hayallerde para
yok! Çevreme baktım hayallerini gerçekleştirebilmiş hiç kimse yok, bana
akıl veren herkes hayallerini yıkmış insanlar ve şimdi benden de öyle
yapmamı istiyorlar, bizimle aynı kaderi paylaş diyorlardı. İşte bu yüzden büyüklerimi dinlemedim çok değil hayatımdan sadece bir
yıl hayallerimi gerçekleştirmek için kendime fırsat verdim. Çok değil
diyorum ama sırf bu bir yıl yüzünden keşke dedim keşke azıcık
çalışsaydım çünkü sinema - televizyon bölümünü çalışmış olsam yapabileceğime emin olduğum sadece bir puanla kaçırmıştım.
Şimdi önümde bir yıl var ve benim hiçbirzaman hayalim olmayan
üniversite hayallerimin baş köşesinde. "Hayat Başlıyor" Önüme başlangıç
olarak çıkacak ve belkide beni uç noktaya götürecek yoldan ne
korkuyorum ne de hayat konusunda kendimden eminim.
Hayatı bilmemek ya da insanın kendisini bu konuda geliştirememesi ne
köyde yaşamakla alakalı, ne de İstanbul'un göbeğinde... Ben İstanbul'un
en bilinen yerlerinden birinde Ortaköyde ilk ve ortayı, liseyi ise
Ortaköy'den yürüyerek çok rahat gidilebilecek Beşiktaş Lisesi'nde okudum. Yani varolduğum onyedi yılım sadece bu ikisi arasında geçti.
Dışarıdaki insanlar yüzünden gezmeme izin verilmedi. Şuraya gidiyim
desem‚ "boşver kızım gitme ne işin var otur evinde bela arama başına!"
Önümüzü açalım ama doğru yolda ilerlemek şartıyla.
Hayat çelişkilerle dolu hiçbir zaman ortası yok illaki bir seçim
yapmak, doğru veya yanlış olduğunu bilmeden yaşamak zorundayız.
Başkalarının verdiği kararların mecburiyeti doğrultusunda yaşamaktansa,
kendi kararlarımızın getirdiği
mecburiyetlere katlanmayı tercih etmeyi öğrenmeliyiz.
Şimdi önümde uzun bir yıl var bu bir yılın sonunda ya gemilerimi
yakacağım ya da büyük sözü dinlememekten pişmanlık duyup hayallerimi
yakacağım!!!
Seda Sayan Seda Sayan Asıl adı Aysel Gülsaçar olan Seda Sayan, 1965 yılında İstanbul Eyüp'te doğdu. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğu için hem okudu hem de tezgahtarlık, fabrika işçiliği yaptı....
Oğuz Tansel Oğuz Tansel 1915 yılında Bozkır'ın Meyre köyünde doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Fakülteyi bitirmeden başladığı öğretmenlik yaşamı 1969 yılında emekli oluncaya kadar sürdü. Türk edebiyatının özgün şairlerinden olduğu kadar, bir masal...
Muzaffer Buyrukçu Muzaffer Buyrukçu (1930 - 2006) Niğde’de 1930 yılında doğan Buyrukçu, 1951-1970 yılları arasında memurluk yaptı. Yazı hayatına şiir ve gazetelerde öykü yazarak başlayan Buyrukçu, 1953 yılından sonra da yazılarını dergilerde yayımlamaya başladı. Konularını...
Rüştü Reçber 10 Mayıs 1973 Korkuteli, Antalya doğumlu. Türk futbolunun yetiştirdiği en iyi kalecilerden biri olan Rüştü Reçber,
Mehmet Seyda 1919 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. Öğrenimini liseye kadar devam