Orta sınıfa mensup bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Dostoyevski, romanlarında, köylüleri ve asilleri değil, talebeleri, iş adamlarını, memurları anlatır. Mekan olarak şehirleri daha çok kullanır. İnsan kalabalığının içinde geçer olaylar.
Dostoyevski’nin babası orduda bir cerrahtı. Annesi Moskova’da tüccarlık yapan bir ailenin kızıydı. On yedi yaşında askerî akademiye gönderilen Dostoyevski, askerlik mesleğinden nefret etti ve yirmi üç yaşında yazarlık mesleğini seçerek ordudan ayrıldı.
Fakirlere ilgi duydu ve bu ilgisini İnsancıklar romanıyla ölümsüzleştirdi. 1846’da ilk romanı İnsancıklar’ın çıkışıyla, genç yazarlar arasında gelecek vaat edenlerin en büyüğü olarak görüldü. Eleştirmen Belinsky aracılığıyla “birçok önemli kişi” ile tanıştı ve “edebiyat dünyasında nasıl yaşanacağı konusunda kapsamlı bir ders” aldı. Ne var ki başarısı kısa sürdü. İnsancıklar’ı izleyen birkaç romanı kötü eleştiri aldı ve Dostoyevski, Belinski’nin çevresinde uzak durmaya başladı, çünkü orada özellikle daha önceleri ona karşı dosttan da öte olmuş olan Turgenyev’in de katıldığı sürekli alaylara konu ediliyordu.
1849’da hiyanetle suçlandı ve tutuklandı. Ölüm cezası, Sibirya’da sekiz yıl sürgüne çevrildi. Kendine verilen cezanın insanlığa verildiğini ve insanlığın günahının kefaretini çektiğine inandı. Sürgünde sar’a hastalığına yakalandı. Marie Isaeva adında bir kadınla tanıştı ve evlendi. Sürgünden sonra rütbesi verildi ve orduya dönmesine müsaade edildi. Birkaç yıl sonra karısı öldü. Çok zorluklarla karşı karşıya kaldı. Üvey oğlu işe yaramaz biri idi.
St. Petersburg’a dönüşü üzerine Dostoyevski, Ölüler Evi ve Ezilenler’i (1861’de) yayınladı. Aynı dönemde ağabeyi Mikhail ile birlikte Zamanlar adında başarılı bir dergi kurdu. Ne var ki 1863’te bir yanlış anlama sonucunda hükümet tarafından kapatıldı. Yayınlarının adını değiştirerek Çığır adı altında yeniden çıkarma izni verildi, ama yeni dergi başarılı olamadı. 1846’da Mikhail öldü ve yaklaşık bir yıllık bir çabadan sonra Dostoyevski dergiyi yayımlamaya son verdi. Kendini borçların altında ve ağabeyinin ailesini geçindirme sorumluluğu karşısında buldu. Rus Edebiyatı Dostları Topluluğu’nun Moskova’daki Puşkin anıtının açılışında konuşma yapması için onu çağırmasıyla ünü doruğa ulaştı. Konuşmayı bitirdiği anda, batılı düşünceleri uzun süre kişisel çatışma kaynağı olmuş olan Turgenyev bile “beni öpücüklere boğmak için yanıma geldi ... ve yineleyerek büyük işler yaptığımı bildirdi” diyordu.
Hayatının son yıllarını mesut geçirdi.
Katipliğini yapan Anna Grigorievna Snitkina ile evlendi. Bundan sonra da Kumarbaz, Budala, Karamazov Kardeşler gibi ölümsüz eserlerini yazdı. Avrupa edebiyatlarını en derin tesir altında bırakan bir yazardır. Milletinin büyük ve milli şahsiyeti olabilmiş bir yazardır.
Seda Sayan Seda Sayan Asıl adı Aysel Gülsaçar olan Seda Sayan, 1965 yılında İstanbul Eyüp'te doğdu. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğudur. Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğu için hem okudu hem de tezgahtarlık, fabrika işçiliği yaptı....
Oğuz Tansel Oğuz Tansel 1915 yılında Bozkır'ın Meyre köyünde doğdu. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Fakülteyi bitirmeden başladığı öğretmenlik yaşamı 1969 yılında emekli oluncaya kadar sürdü. Türk edebiyatının özgün şairlerinden olduğu kadar, bir masal...
Muzaffer Buyrukçu Muzaffer Buyrukçu (1930 - 2006) Niğde’de 1930 yılında doğan Buyrukçu, 1951-1970 yılları arasında memurluk yaptı. Yazı hayatına şiir ve gazetelerde öykü yazarak başlayan Buyrukçu, 1953 yılından sonra da yazılarını dergilerde yayımlamaya başladı. Konularını...
Rüştü Reçber 10 Mayıs 1973 Korkuteli, Antalya doğumlu. Türk futbolunun yetiştirdiği en iyi kalecilerden biri olan Rüştü Reçber,
Mehmet Seyda 1919 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. Öğrenimini liseye kadar devam