 15 Ocak 1918 tarihinde doğdu. Mısır'ın ikinci cumhurbaşkanı (1956-1970). Krallığa son veren darbenin
ardından başbakan ve cumhurbaşkanı olarak Mısır'da köklü dönüşümlere
damgasını vurmuş, etkin bir dış politikayla Arap dünyasında önder bir
rol oynamıştır.
Askeri Kariyeri ve Hür Subaylar Hareketi
İskenderiye'de babasının postane görevlisi olduğu yoksul bir mahallede
doğdu. Ortöğrenimini Kahire'deki amcasının yanında tamamladı. Bu arada
İngiliz karşıtı sokak gösterilerine katıldı. Kısa bir süre hukuk
okuduktan sonra 1937'de Kraliyet Askeri Akademisi'ne girerek 1939'da
mezun oldu. Sudan'daki Mısır ordusunda görev yaparken arkadaşlık
kurduğu üç subayla (Zekeriya Mohyeddin, Abdülhakim Amr ve Enver Sedat)
birlikte İngiliz egemenliğine ve krallık yönetimine son vermeyi
amaçlayan gizli Hür Subaylar örgütünü kurdular. I. Arap-İsrail
Savaşı'nda (1948-1949) Filistin'de çarpıştı.
1949'da Hür Subaylar komitesi'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı,
1951'de yarbaylığa yükseldi. Savaşın ardından baş gösteren siyasi
bunalım ortamında, Hür Subaylar örgütü 23 Haziran 1952'de kansız bir
darbeyle yönetime el koydu. Orgeneral Muhammed Necib'in devlet
başkanlığına getirilmesine karşın, gerçek iktidar Nasır'ın
denetimindeki Devrimci Komuta Konseyi'nin eline geçti. Ocak 1953'te
siyasi partiler kapatıldı ve Özgürlük birliği adlı yeni bir parti
devlet içinde çekirdek örgütler kurdu. Haziran 1953'te Cumhuriyetin
ilan edildi ve İngilizlerle Süveyş Kanalı bölgesinin boşaltılmasını
öngören bir antlaşma imzalandı. 1954 ilkbaharında Necib'in görevden
alınmasına yol açan iç çekişmelerden sonra perde arkasındaki konumundan
çıkarak başbakanlık görevini üstlenen Nasır, en güçlü muhalefet odağı
olan Müslüman Kardeşler'i sindirerek konumunu pekiştirdi. Ocak 1956'da
tek partili siyasi sisteme dayalı yeni anayasayı yürürlüğe koydu.
Haziranda da tek aday olarak, oyların yüzde 99. 95'ini alarak
cumhurbaşkanı seçildi.
Liderliği
Bandung Konferansı'na (1955) katılarak Yugoslavya devlet başkanı Josip
Tito ve Hindistan başbakanı Jawaharlal Nehru ile birlikte
bağlantısızlar hareketinin önderleri arasında yer alan Nasır önceleri
ılımlı bir dış politika izlemeye özen gösterdi. Ama Birleşik Krallık ve
ABD'nin, Asvan Barajı projesinin finansmanından vazgeçmesi üzerine
gerekli kaynağı sağlamak için Süveyş Kanalını millileştirme yoluna
gitti. Ekim 1956'da İsrail, Fransa ve Birleşik Krallık'ın giriştiği
ortak harekatla başlayan Süveyş Bunalımı sırasında, İsrail'in Sina
Yarımadasını Şarmü'ş-Şeyh'e kadar işgal etmesine ve Mısır Hava
Kuvvetleri'nin ağır bir darbe yemesine karşın, ustaca manevralarla dış
müdahaleyi boşa çıkardı. Arap dünyasındaki saygınlığını artıran bu
olayın ardından daha radikal bir çizgiye yöneldi. 1958 başlarında Mısır
ve Suriye'nin Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleşmesine
öncülük etti. Suriye'nin 1961'de birlikten çekilmesini Arap
ülkelerindeki gerici rejimlere bağlayarak Arap dünyasındaki devrimci
hareketleri etkin biçimde desteklemeye başladı. Ertesi yıl Arap
Sosyalist Birliği'ni kurdu.
Nasır, Mısır'ın sosyalist ülkelerle yakınlaşmaya girdiği bu dönemde
özellikle Sovyetler Birliği'nin teknik ve mali yardımıyla geniş çaplı
bir kalkınma hamlesi başlattı. Asvan Barajı'nı tamamlama (1968),
sanayileşmeyi hızlandırma ve köylüleri topraklandırma gibi başarıların
yanı sıra kadınların haklarını genişletme ve eğitimi yaygınlaştırma
gibi önemli adımlar attı. Bu arada kendi kişisel otoritesinde odaklanan
ve siyasi muhalefeti etkisiz kılan sıkı ve baskıcı bir devlet
mekanizması yarattı.
Nasır'ın aynı dönemde İsrail'e karşı militan bir tutum takınması,
Mısır'ın Ortadoğu sorununa daha yakından karışmasına ve silahlanmaya
geniş kaynaklar ayırmasına yol açtı. Mısır birliklerinin Yemen'deki iç
savaşta (1962-1967)cumhuriyetçilerin yanında çarpışmasıyla ABD ile
ilişkileri gerginleşti. Önceleri İsrail sorununu Arap dünyasında
birliği sağlamanın amacı olarak gören Nasır, 1967'de Sina'ya kuvvet
yığdı. 22 Mayıs 1967’de, İsrail’in Eilat’a deniz erişimi olan Tiran
Boğazı’nın tüm İsrail gemilerine ve İsrail’e gitmekte olan diğer
gemilere kapalı olduğunu ilan ederek, Akabe Körfezini ulaşıma kapattı,
böylece İsrail'le açık çatışmaya yöneldi. Bunu isleyen Altı Gün
Savaşı'nda (5 Haziran-10 Haziran 1970) erken davranan İsrail'in Mısır
uçaklarını yerdeyken yok etmesi ağır bir yenilgiyi getirdi. 9
Haziran'da, Nasır bütün sorumluluğu üstlenerek istifa ettiyse de yaygın
kitle gösterileri nedeniyle ertesi gün kararını geri aldı. Savaş
sonrası dönemde radikal çizgisinden giderek uzaklaştı.
23 Temmuz 1969'da, İsrail'e karşı bir yıpratma savaşı açtığını ilan
etti. Bununla birlikte Nasır, temmuzda bir ateşkes düzenlenmesini
öngören Rogers planı'nı kabul etti ve 7 Ağustos'ta bu plan, Süveyş
Kanalı boyunca yürürlüğe girdi. Bunun üzerine, Mısır'ın Sudan ve Libya
ile ilişkilerini güçlendirmeye girişti ve Araplar arasında çıkan birçok
anlaşmazlığa aracı olarak müdahalede bulundu; 27 Eylül 1970'te yeni bir
Ürdün-Filistin çatışmasına son vermeyi başardı. 28 Eylül 1970 günü bir
kalp krizinden dolayı yaşamını yitirdi.
Arap milliyetçiliğinin yükseldiği ve Üçüncü Dünya'da radikal
arayışların güçlendiği bir dönemde büyük yankı uyandıran
Felsefetü's-Savra (1956; Devrimin Felsefesi) adlı yapıtı, Nasır'ın Arap
Birliği konusundaki çoşkulu düşüncelerini içerir. Cemal Abdülnasır
döneminde, kırsal kesimlerden gelenler için Başkent Kahire’nin Kadim
Kahire (Eski Kahire) bölgesinde bulunan Ölüler Şehri’nde oturum izni
verildi.
Yazıyı alıntıla | Okunma: 117
|