 Pers İmparatorluğu'nu yıkarak Yunanistan'dan Hindistan'a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuş,
Eski Yunan uygarlığının Doğu'ya yayılmasında etkili olmuş ve efsanevi bir kahramana dönüşmüştür.
Gençliği ve Tahta Geçişi
II. Filip ile Epeiros (Epir) kralı Neoptolemos'un kızı Olimpias'ın oğlu
olan İskender, 13-16 yaşlarında Aristo'dan aldığı derslerin etkisiyle
felsefe, tıp ve bilime ilgi duydu. Babası II. Filip'in Byzantion'a
saldırdığı M.Ö. 340'ta Makedonya'yı yönetti ve bir Trak kabilesini
yendi, iki yıl sonra II. Filip'in Yunanlılara karşı kazandığı Kaironeya
Çarpışması'nda ordunun sol kanadına komuta etti.
II. Filip'in öldürülmesinin (M.Ö. 336) ardından komutanlarca kral ilan
edildi. Öncelikle bütün olası hasım ve rakiplerini öldürttü. Babasının
sağlığında Asya seferini gerçekleştirmek üzere oluşturulan,
Korintos'taki Helen Birliği sinhedrion'da (meclis) bu birliğin hegemonu
ve başkomutanı seçildi. Delphoi üzerinden Makedonya'ya dönerken M.Ö.
335 ilkbaharında Trakya'ya girdi. Şipka Geçidini aşarak Triballileri
(Triballoi) ezdikten sonra Tuna'nın öbür yakasına geçerek Getaları
dağıttı. Ardından batıya dönerek Makedonya'yı istila etmiş olan
Hiryalıları yendi. Bu sırada öldüğüne ilişkin söylentiler üzerine
Atina'da ayaklanma patlak verdi. Bu ayaklanmanın ardında hem yeni Pers
kralı III. Dara'nın mali desteği, hem de Demostenes'in çabaları
yatıyordu. Askerlerini günde 30 km gibi o çağa göre çok yüksek bir
hızla ilerleterek Yunanistan'a giren İskender, tapınaklar ve şair
Pindaros'un evi dışında bütün Teb'i yerle bir etti. Yaklaşık 6 bin
kişinin öldürüldüğü, sağ kalanların köle olarak satıldığı bu sindirme
hareketi sonunda bütün Yunan Devletleri Makedonya üstünlüğüne boyun
eğdi.
Asya'nın Fethi
Tahta çıkışından beri Pers İmparatorluğu'nu ele geçirmeyi tasarlayan
Büyük İskender, II. Filip'in kurduğu orduyu beslemek ve 500 talente
ulaşan borçları ödemek için gerekli kaynakları bulma düşüncesiyle hemen
sefer hazırlıklarına girişti. Kral naibi olarak yönetimi Sibon'lu
Antipatros'a bıraktıktan sonra M.Ö. 334 ilkbaharında toplam 30 bin
piyade ve 5 binin üzerinde süvariden oluşan ordusuyla yola çıktı. Bu
ordunun içinde 14 bin Makedonyalı ve Helen Birliği'ne bağlı 7 bin asker
yer alıyordu. Silah ve güç dağılımı açısından çok iyi düzenlenen orduya
mühendis, mimar, bilim adamı, saray görevlisi ve tarihçiler de eşlik
ediyordu.
Homeros'tan aldığı esinle önce İlion'u ( Troya) ziyaret ederek
Akhilleus'un mezarına çelenk koyan İskender, Pers ordularıyla ilk kez
Granikos Çarpışması'nda karşı karşıya geldi. Bu çarpışmada elde ettiği
zafer ona Batı Anadolu'nun kapılanın açtı. Yunanistan'da izlediği
politikanın tersine, tiranları sürerek demokrasilerin kurulmasına ön
ayak oldu. Ama kentleri fiilen kendisine bağlama yoluna gitti.
Karya'daki Miletos (Milet) ve Halikarnassos (Bodrum) kentlerinin
direnişini kırarak yöneticilerini teslim olmaya zorladı.
M.Ö. 334-333 kışında Batı Anadolu'nun fethini tamamladıktan sonra, M.Ö.
333 ilkbaharında Akdeniz kıyı yolunu izleyerek Perge'ye ulaştı.
Söylenceye göre Frigya'dan geçerken, Asya'ya hükmedecek kişinin
çözebileceğine inanılan Gordion düğümünü kesti. Gordion'dan Ankry 'ya
(Ankara) yöneldi, oradan da Kapadokya ve Kilikya Kapıları (Kilikiai
pilai; bugün Gülek Boğazı) üzerinden güneye indi. Miryandros (bugün
İskenderun yakınında) dolayında kamp kurduğunda, Pers hükümdarı III.
Dara da Pinaros Çayı (bugün Deliçay) kıyısında savaş düzeni almış
bulunuyordu. Bu karşılaşmayı izleyen İssos Çarpışması (M.Ö. 333
sonbaharı) sonunda Dara kesin bir yenilgiye uğradı ve ailesini savaş
alanında bırakarak kaçtı.
İskender bu zaferden sonra Suriye ve Fenike'ye doğru ilerledi. Amacı
Fenike kıyılarını fethederek Pers donanmasını üssüz bırakmak ve
etkisizleştirmekti. Dareios' un barış önerisine karşı, kendisini
Asya'nın efendisi olarak tanımasını ve koşulsuz teslim olmasını istedi.
Başlangıçta Pers kentlerini kolayca ele geçirmesine karşın, Tiros
(bugün Sur) önünde sert bir direnişle karşılaştı. Uyguladığı bütün
kuşatma taktiklerine karşın, bu müstahkem ada kenti yedi ay boyunca
başarıyla saldırılara karşı koydu. Kuşatma sürerken Dara, ailesi için
fidye olarak 10 bin talent ödemeyi ve Fırat Irmağının batısında kalan
topraklan bırakmayı önerdi. Bu olayla ilgili olarak, İskenderun
komutanı Parmenion'un "İskender'in yerinde olsam kabul ederdim" dediği,
buna karşılık İskender'in de "Parmenion olsaydım, ben de kabul ederdim"
biçiminde bir karşılık verdiği anlatılır.
Tiros şiddetli saldırılara daha fazla direnemeyerek M.Ö. Temmuz 332'de
düştü. İskender'in en büyük askeri başarısı sayılan bu harekâta geniş
çaplı bir yağma da eşlik etti. Kentin bütün erkekleri öldürüldü, kadın
ve çocukları da köle olarak satıldı. Suriye'yi Parmanion'a bırakarak
güneye ilerleyen İskender, Gaza'da (Gazze) iki ay süren direnişe son
verdikten sonra İÖ Kasım 332'de Mısır'a girdi ve halk tarafından
kurtarıcı olarak karşılandı. Memphis'te (Memfis) kutsal Apis'e
kurbanlar keserek firavunların geleneksel çifte tacını giydi. Kışı
Mısır'da yönetimi düzenlemekle geçirdi. Mısırlı yöneticiler atamakla
birlikte, orduyu Makedonyalıların komutasında tuttu. Günümüzde
İskenderiye olarak anılan Aleksandreya kentini kurdurdu. Bazı
kaynaklara göre Nil'in taşmasının nedenlerini araştırmak üzere bir
keşif grubunu görevlendirdi. Siva'da ünlü bir kahinin, İskender'in
Zeus'un oğlu olduğunu ilan etmesi ve Amon Tapınağında Tanrı Amon ile
görüştüğü yolundaki söylentiler onun halkın gözündeki tanrısallığını
bir kat daha arttırmıştı. Mısır'ın fethiyle Doğu Akdeniz'de kesin
denetimi sağlayan İskender, M.Ö. 331 ilkbaharında Tiros'a döndü.
Suriye'ye Makedonyalı bir satrap atadıktan sonra Mezopotamya'ya
ilerledi ve temmuzda Fırat kıyısındaki Tapsakos'a vardı. Ninive'yle
Arbela (Erbil) arasındaki Gaugamela Ovasında Dara'yla yeniden karşı
karşıya geldi ve onu bir kez daha yenerek kaçmaya zorladı (bak.
Gaugamela Savaşı). Güneye inerek Babil'i aldı ve Mazayos adında bir
Persi satrap olarak atadı. Ardından Susa'ya girdi ve Zagros Dağlarını
aşarak İran içlerine yöneldi. Persepolis'te I. Kserkses'in sarayını
törenle yaktı. Kserkses'in Yunanistan'da yaptıklarına karşı bir
misilleme olan bu hareketle aynı zamanda "öç seferi"nin sona erdiğini
gösterdi.
M.Ö. 330 ilkbaharında Media'ya girerek, başkent Ekbatana'yı aldıktan
sonra, Yunanlı askerlerin geri dönmesine izin verdi. Pers topraklarını
içine alan yeni bir imparatorluk kurmayı ve "Asya'nın efendisi" olmayı
amaçlayan İskender, daha doğudaki toprakları ele geçirmeye yönelik yeni
bir sefer başlattı. Kısa sürede yerel satraplara boyun eğdirerek Hazar
kıyılarına, oradan da Afganistan içlerine ulaştı. Bu fetihler sırasında
Makedonyalı ve Pers bileşimine dayalı yeni bir yönetim sistemi
oluşturduğundan, eski komutanlarıyla baş-gösteren anlaşmazlıklar
giderek derinleşti. Kendisine suikast girişimiyle suçladığı
Parmenion'la oğlunu ortadan kaldırarak ordusunu yeni baştan düzenledi.
M.Ö. 330-329 kışında Helmand Irmağını izleyerek kuzeye doğru ilerledi.
Bu sırada Baktriane satrabı Bessus'un genel bir ayaklanma başlatması
üzerine, Hindukuş Dağlarını aşarak karışıklıklara son verdi. Bu
harekâtı yürütürken Siriderya' ya kadar ilerledi ve burada İskitlerin
sert direnişiyle karşılaştı. Başka göçebe halkların da ayaklanmasıyla
büyük güçlükler çıkaran bu direnişi ancak M.Ö. 328 sonbaharında
bastırabildi.
Davranışlarıyla giderek bir Doğu despotuna dönüşen İskender, Pers
hükümdarları gibi giyinmeye ve proskinesis (hükümdar karşısında yere
kapanarak selamlama) uygulaması gibi Pers geleneklerini benimsemeye
başladı. Bu arada Baktriane prenseslerinden Roksana'yla evlendi.
Kendini tanrılaştırmaya giriştiyse de, Makedonyalılar ve Yunanlılarca
alaya alınınca bundan vazgeçmek zorunda kaldı. Bir komploya karıştığı
gerekçesiyle tarihçi Kallisthenes'i hapse attırması bilgin ve
filozoflar arasındaki desteğini yitirmesine neden oldu.
Hindistan'ın Fethi
Ele geçirdiği ülke halklarından yeni askerler toplayarak engebeli
arazide savaşma yeteneğine sahip yeni bir ordu oluşturan İskender, M.Ö.
327 yazında Hindistan üzerine yürümek amacıyla Baktriane'den ayrıldı.
Daha hafif silahlar kullanan piyade birliklerinin yanı sıra ok ve
mızrak kullanan süvari birliklerinin yer aldığı bu ordunun asıl savaşçı
gücü 35 bin askerden oluşuyordu. Plutarkhos'un bu ordu için verdiği 120
bin rakamının, yedek kuvvetleri, katır ve deve sürücülerini, sağlık
görevlilerini, seyyar satıcıları, askerleri eğlendirmekle görevli
gösteri gruplarını, kadın ve çocukları da kapsadığı sanılmaktadır.
Hindukuş Dağlarını ikinci kez geçen İskender, M.Ö. 326 baharında İndus
Irmağı yakınındaki Taksila'ya (bugün Takshaşila) girdi. Hydaspes (bugün
Cihelum) ile Akesines (bugün Çenab) ırmakları arasındaki bölgenin
hükümdarı Poros'u, Hidaspes Çarpışması'nda yenilgiye uğrattı.
Başarısını kutlamak üzere Aleksandreia Nikaia kentini, ayrıca burada
ölen atı Boukefalos'un adını verdiği Bukefala (Boukephalia) kentini
kurdu. Asya'nın doğusuna doğru yoluna devam etmek için Hifasis (Beas)
Irmağına kadar gitmesine karşın, ordusunun ayaklanmak üzere olduğunu
görerek geri dönmeye karar verdi.
Hidaspes Irmağı kıyısında 800-1.000 gemiden oluşan bir donanma
kurduktan sonra bazı birlikleri karadan yürüterek İndus Irmağı boyunca
Hint Okyanusuna kadar ilerledi. Bu arada Hydroates (Ravi) Irmağı
yakınlarında Mallilerle girişilen çarpışmada ağır biçimde yaralandı.
M.Ö. Ağustos 325'te İndus Deltasının ağzındaki Patala'ya vardı; burada
bir liman ve tersane yaptırdı. Dönüş yolculuğu için ordusunun bir
bölümü Nearkhos'un komutasındaki gemilerle İÖ Eylül 325'te denize
açılırken, kendisi de kıyıyı izleyerek yiyecek sıkıntısı içinde ve çok
zor koşullarda Gedrpsia'yı (bugün Belucistan) geçti. Bu arada Hindistan
seferi hazırlıklarına basladı.
İmparatorluğun Güçlendirilmesi
Daha Hindistan seferine başlamadan yönetimde kanlı temizlik
hareketlerini başlatan İskender, yokluğu sırasında da bu politikayı
sürdürerek satraplarından üçte birini değiştirmiş, altısını
öldürtmüştü. MÖ 324 ilkbaharında Susa'ya vardığında hazine görevlisi
Harpalos'un 6 bin paralı asker ve 5 bin talentle Yunanistan'a kaçtığını
öğrendi (Harpalos daha sonra Girit'te öldürüldü). Makedonyalılarla
Persleri kaynaştırma politikasına daha çok ağırlık verdiği bu dönemde,
Dareios'un kızı Barsine'yle (Stateira olarak da bilinir) evlendi ve
komutanlarıyla askerlerini de aynı yolu izlemeye özendirdi. Ama
Perslerin ordu ve yönetimde giderek eşit bir konuma yükselmesi
Makedonyalıların tepkisini çekmeye başladı. Makedonya'da askeri eğitim
gören 30 bin Persli gencin dönüşü, Baktriane, Sogdiana ve Arakhosia
gibi Doğu ülkelerinden gelenlerin süvari birliğine, ayrıca Pers
soylularının kraliyet muhafız birliğine alınmaları bu hoşnutsuzluğu
daha da artırdı. İskender'in Makedonyalı eski askerleri ülkeye geri
göndermeye karar vermesi, imparatorluğun güç ve yönetim merkezini
Asya'ya kaydırmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildi. M.Ö.
324'te Gpis'te çıkan ayaklanmaya kraliyet muhafızları dışında bütün
ordu katıldı. Bunun üzerine İskender bütün orduyu dağıtarak Perslerden
yeni bir ordu kurdu ve ayaklanmanın sona ermesinden sonra 10 bin eski
askeri armağanlarla yurda gönderdi.
Ölümü
Kendisine tanrısal onurlar yakıştıran ve bunu Yunan kentlerine zorla
kabul ettiren İskender, MÖ 324 kışında Luristan'da yerel halka yönelik
sert bir sindirme hareketine girişti. İlkbaharda Babil'e geçerek bir
bölümü uzak ülkelerden gelen elçileri kabul etti. Bu arada Hindistan'la
deniz bağlantısını sağlamak için Arabistan kıyılarına yönelik bir sefer
için hazırlıklara başladı. Ayrıca Hazar Denizi'nin ötesine bir keşif
birliği gönderdi. Babil'de sulama kanalları yaptırmayı ve İran Körfezi
kıyılarında yeni kentler kurmayı planladığı bir sırada, uzun bir içkili
eğlencenin ardından hastalandı ve on gün sonra daha 33 yaşındayken
öldü. Cenazesi önce Memfis'e, oradan İskenderiye'ye götürüldü ve burada
altın bir tabuta kondu.
İskenderin ölümünden sonra imparatorluk 4 parçaya ayrıldı. Cassander
Yunanistan'a, Creatus ve Antigonos Batı Asya'ya, Seleukos Doğuya,
Ptolemy ise Mısır'a hükümdar oldular. Cassander güce olan tutkusunu
kısa zamanda göstererek 7 yıl sonra İskender'in annesi Olimpias'ı idam
ettirdi. 12. yılın sonunda ise İskenderin karısı Roksana ve
imparatorluğun gerçek varisi olan oğlunu zehirlettirdiğinde ise artık
İskenderin soyunu tamamen kurutmayı başarmıştı.İskender'in metresi
Barsine'den doğan oğlu Herakles'i de zehirletti.Hatta Cassander'in
İskender'in ölümünden sorumlu olduğu da iddia edilmektedir.
Değerlendirme
Genç yaşta ölmesine karşın 12 yıl 8 ay süren hükümdarlık dönemine büyük
çaplı seferleri sığdıran İskender'in kurduğu geniş imparatorluk temelde
Perslerden kalma yönetim sistemine dayanıyordu. Bununla birlikte yerel
satraplara bağlı olmayan tahsildarlardan oluşan merkezî bir vergi
toplama mekanizması kurarak yeni bir mali sistemin temelini attığı
bilinmektedir. Görevlilerin yolsuzlukları ve yiyiciliği nedeniyle bu
sistemi iyi işletememekle birlikte, sikke çıkarma hakkını tekeline
alarak ve Pers hazinelerinde birikmiş gümüş ve altını para biçiminde
piyasaya sürerek bütün Önasya'da ve Akdeniz'de ticaret ve para
ekonomisini geliştirdiği söylenebilir.
Öte yandan İskender'in yeni kentler kurması (Plutarkhos bu kentlerin
sayısının 70'in üzerinde olduğunu söyler) Yunan yayılmasında yeni bir
dönem açtı. Askeri birer üs olarak kurulan, ama zamanla birer kültür ve
ticaret merkezine dönüşen bu kentler Eski Yunan etkisinin Hindistan'a
kadar yayılmasında önemli rol oynadı. Bu arada Pers-Makedonya
karışımıyla yeni bir ırk yaratma girişimi sonuçsuz kaldıysa da, Yunan
kültürüne yatkın, ama Doğu'ya özgü yeni bir soylu sınıfı ortaya çıktı.
Kendisini ve askerlerini en güç işlere yöneltmeyi başaran güçlü bir
irade ve yetenekle esnek bir düşünce yapısını birleştiren İskender,
koşullar gerektirdiğinde geri çekilmeyi ve değişiklikler yapmayı bilen
bir kişiydi. Düş gücü ve romantizmi kendisini Herakles, Akilleus ve
Diyonizos gibi kahramanlarla özdeşleştirmesine yol açacak ölçüde
güçlüydü. Çabuk öfkelenme, acımasızlık ve inatçılık gibi özellikleri
uzun seferlerde daha çok ortaya çıkıyordu. Güvenmediği kişileri hiç
sorgulamadan öldürmekten çekinmemesine karşın, adamları onun peşinden
gidiyor, ona bağlı kalıyor ve güçlüklere katlanıyordu.
Dünyanın en büyük askeri dehaları arasında sayılan İskender, değişik
kuvvetleri bir arada kullanmada ve düşmanın yeni savaş biçimlerine yeni
taktiklerle karşı koymada son derece ustaydı. Yaratıcılığıyla, savaşın
sonucunu belirleyecek fırsatları değerlerdirmeyi çok iyi bilirdi.
İskender'in kısa süren hükümdarlığı, Avrupa ve Asya tarihi açısından
önemli bir dönüm noktası sayılır. Seferleri ve bilimsel araştırmalara
merakı, coğrafya ve doğa tarihi gibi konulardaki bilgilerin gelişmesine
katkıda bulunmuş, ayrıca büyük uygarlık merkezlerinin geliştirdiği
bilgi birikiminin ortak bir potada kaynaşmasına zemin hazırlamıştır.
Siyasal açıdan olmasa bile, ekonomik ve kültürel açıdan Cebelitarık'tan
Pencap'a uzanan, ticarete ve toplumsal ilişkilere açık bir imparatorluk
kurduğu ve ortak sayılabilecek bir uygarlığa ve bir lingua franca{*)
olarak Yunan Koine lehçesine dayalı yeni bir dünya meydana getirdiği
söylenebilir.
Sonuçta İskender kendisinin Herakles'in soyundan geldiğini benimsemesi
ve kendisini tanrısallaştırması onun halkın gözündeki büyüklüğünü ifade
etmekteydi. Temsil edilen figürlerinde bile kendisini Amon gibi koç
boynuzu ile, Herakles gibi Aslan başlı postuyla göstermektedir.
Yazıyı alıntıla | Okunma: 119
|